KÜLTÜRLERARASI BİR DİYALOG

Çağdaş tasarım, sanat ve modanın buluştuğu bir yer burası. Anim’in dünyasında Akdeniz kültürü, Kaliforniya ruhu renkler ve geometrik şekiller arasında hayaller alemindeyiz.

Wes Anderson’un Pedro Almodovar’ın kendilerine has dokularını, renk dünyalarını keşfetmek gibi Anim House’ta keşfe çıkmak. Akaretler’de Sıraevler’de No.6’dan içeri girip merdivenlerden yukarıya çıktığımda nasıl bir dünyanın beni karşılayacağından habersizim, yani aslında bir parça hayal edebiliyorum Instagram’da karşıma çıkan paylaşımlar nedeniyle. Sadece Anim House değil bir marka olarak Anim kendine has renk paletiyle, biraz zamanlar ve mekanlar biraz da kültürler arası bir yolculuğa çıkarıyor. 1970’lerde Los Angeles, belki Meksika kıyılarında bir yaz günü…

Mina Dilber Temo, burayı, showroom ve mağazayı bir Anim kadınının yaşam alanı gibi kurgulamış. Belki bir genç kızın hayatına dokunan her şeyi, onun dünyasının bir yansımasını görüyoruz. Buraya geldiğinizde de markanın tüm farklı yönleriyle karşılaşabilme fırsatı yakalıyorsunuz. Katman katman yeni bir detay yakalayıp zenginliği arasında şaşırıyorsunuz.

Ama Alice gibi harikalar diyarına geçmeden önce biraz geriye gidelim. Anim Latince’de “yaşam” anlamına geliyor (aynı zamanda Mina’nın da tersten okunuşu) dolayısıyla bu yaşam ya da devam etmek gibi kavramları da bir hayalin çıkış noktası olarak gösteriyor Temo. “Marka olmaktan çok, marka kalabilmekle ilgileniyorum. Bu kalma eylemi kapsamında da hem ana değerlerine sadık kalabilen k klü bir hikaye, hem de odağında sürekli değişim ve dönüşüm olan bir hikaye yaratmanın peşindeyim.”

Anim her şeyden önce bir yaşam stili markası. Senede sadece iki koleksiyon  çıkararak gündelik hayatımıza değinmek isteyen, bir hikaye anlatmak isteyen bir marka. Hem giyim, hem de ev tekstilinde her daim Türkiye’nin farklı bölgelerinde el işçilikleri ile hayata geçen parçalar var. “Kole siyonlarda yer alan desenler ve nakışlar da muhakkak lokal referanslara sahip oluyor aynı şekilde, fakat modernize edilmiş versiyonlarıyla.”

 ANIM HOUSE’A HOŞ GELDİNİZ

Mina Dilber Temo, burayı iç mimar Enis Karavil’le birlikte tasarlamış hatta daha doğrusu bir hayali gerçeğe dönüştürmüşler diyelim. (Mina, tasarım ve mimari alanlarda deneyimli olan eşi Sinan’la da bir takım çalışması yürütmüş).

İki kata yayılmış alanda ev tekstil ürünlerini, aksesuarları ve kıyafetleri görüyorsunuz. “Normalde alışık olduğumuz düzen markaların önce giyim ile başlayıp daha sonra ev tekstili alanına girmeleri, bizde ise tam tersi oldu” diyor Mina. Geçen kış ev tekstiline ek olarak 12 parçalık kapsül bir loungewear koleksiyonun ardından, 30 parçalık bir resort wear koleksiyonu gelmişti bu yaz. “Tüm bu süreçlerde ise yeri geldi ev tekstili ürünlerinin bile kıyafet olarak kullanıldığına şahit olduk ve tabii yer geldi tam tersine . Tüm Anim parçalarının, farklı bağlamlarda hayal edip hayata entegre edilebilmesi bizi çok mutlu ediyor.”

Pek tabii burayı bir sanat galerisine benzetmek de mümkün, galerilerin beyaz küp alanları gibi sürekli kendini yenileyebilen, değişebilen ama her daim karakterine de sahip çıkan bir yer gibi. Ürünler ve renk skalaları değişebiliyor, bu atmosferi tamamıyla yeniliyor. Ama ruh hep aynı. Bu arada, sadece Anim’e ait ürünler bulunmuyor burada, Mina ve eşi Sinan Temo’nun kişisel sanat koleksiyonundan eserler, kendi dünyasını anlatan coffee table book’lar da kütüphanede, vintage mobilyalar arasında. Anim’in bir marka olarak konumunu, Sıraevler’in geçmişini, tarihi bir yapılar zincirinin modern dünyaya nasıl da adapte olduğunu gördükçe Anim’in ruhuna çok uygun olduğunu fark ediyorsunuz.

Çağdaş tasarım, sanat ve modanın buluştuğu bir yer burası. Renkler ve geometrik objelerin yardımıyla bir anda boyut atlayarak Miro, Mondrian ya da Matisse tablosuna giriyorsunuz. Anim House tam da böyle. Giriş katı biraz da markanın hayal dünyasına ge işi gibi. Koleksiyonlarda yer alan kumaşlar ve Pierre Chapo imzalı bir sandalye karşılıyor bizi. “Farklı vintage mobilyaları Anim’in renkli ve canlı dünyası içerisinde konumlandırmaya alıştık. Çeşitli ve detaylı referansları hep bu çerçevede düşünerek gerçek bir yaşam alanı kurgulamak istedik.” Anim’in dünyasındaki kumaşlar ve dokular fazlasıyla yumuşak ama bir anda buna kontrast olarak salonda bizi kireç taşından inşa edilen bir masa karşılıyor. Antik Yunan heykelleri gibi. Mutfakta da farklı sanatçıların seramik işleri, Mina’nın Tokyo’dan Puglia’ya uzanan bir coğrafyada farklı zamanlarda topladığı aksesuarlarla her daim değişen, dönüşen bir hikaye anlatılıyor.

Üst katta ise hazır giyim koleksiyonu ve yatak odası takımları karşılıyor bizi. “Sıcak ve samimi hissi yatak odası bölümünde de yakalayabilmek için elde örülmüş rattan bir yatak hayal etmiştik. Eskiyle yeniyi her daim karıştırmanın ötesinde, eskiyi bugünün diliyle yorumlamak adına.” Ve sonra kapı, bir terasa açılıyor. Açılan tek yer teras değil, hayal dünyamızda farklı zaman diliminde, farklı bir coğrafyaya ışınlanmış gibiyiz. Burası için belki de İstanbul’un en “instagramlanabilir” köşesi de diyebiliriz. Terastaki seramik duvarı Antoni Bonet Castellana’nın 1960’lı yıllarında yaptığı murallarından ilhamla Enis Karavil tasarlamış, uygulamasını ise Gorbon yapmış. Duvarın önünde de vintage Knoll lounge chair görüyoruz.

Buranın hazırlanması yaklaşık sekiz ay sürmüş, pandemi nedeniyle süre uzamış tabii. Bir sinema filmi tadında, set ortamlarını anımsatıyor. Referansları ise bir ok yerden geliyor, 1970’li yılların mimari pratiklerinden, Mina’nın “evim olarak görüyorum” dediği ve uzun yıllar yaşadığı Los Angeles’tan. Tabii, İstanbul’a dair sevdiği her şeyin etkisini de bir şekilde görüyoruz. (Bu arada Anim’in Los Angeles’ta da bir ofisi bulunuyor.) “Enis Karavil’le çalışmak anormal keyifli bir deneyim. Eski arkadaş olmamız sebebiyle de ekstra keyifli vakit geçirdik. Gözü, vizyonu, yeteneği ile benim hayalimdeki bu alanı bambaşka bir boyuta taşıdı. Anim’in dünyasını ilk günden beri çok iyi anlayıp, hayalimden de güzel yorumladı. Her detaya fazlasıyla özendik, bir showroom’dan öte gerçekten yaşanacak bir ev gibi hayal ettik burayı. Nitekim ileride Anim House’u bir Airbnb evi veya bir artist residency alanı olarak bile görebilirsiniz, ileriye dönük heyecan verici projelerimiz var.”

BİR HİKAYE ANLATMAK

Bugün Mina Dilber Temo, bir tasarımcı, girişimci kimliğiyle karşımızda. Bize bu kadar rahat hayal kurdurabilmesi ve sinematik bir evren yaratıp hikaye anlatabilmesinde en büyük etken de University of Southern California’da siyaset okurken beraberinde sinema eğitimi de alması. Sonraki dönemde yaklaşık üç sene CNN Türk’te yapımcı, editör ve muhabir olarak  alışmış. “Hikaye anlatma sanatını hem üniversitede hem de iş hayatında  çok değerli insanlardan öğrenme şansı elde ettim ve bu zaman diliminde çok şey öğrendim.”

Sonrasında aile işi olan tekstile geri dönerek ilk günden beri Türkiye’nin sahip olduğu kumaşların hikayelerini anlatmak ve onları Anim’in renkli ve heyecan verici dünyası kapsamında başka hikayelere dönüştürebilmek istemiş. “Her şeyden önce yaptığım işi hayatımın diğer parçalarından ayırmıyorum. Dolayısıyla Anim’i kültürlerarası bir diyalog olarak görüyorum. Bu diyalog kapsamında da farklı hikayeleri Anim üzerinden anlatmayı çok seviyorum.”

Yaptığı işi tek boyutlu olarak görmek yerine, daha büyük bir hikayenin bir parçası olarak ele alıyor. Belki de bu yüzden son zamanlarda bu topraklardan çıkan en heyecan verici ve bir anlamı olan markaların en başında geliyor. “Anim odağında tekstil olan bir yaşam markası olmakla beraber, yarın bambaşka formatlara da dönüşebilir, hatta bu sinematik bir proje bile olabilir. Mesela Sonbahar/Kış 2020-21 sezonu kapsamında yıllar önce üniversitede okuduğum Henry Thoreau’nun “Walden” isimli kitabı bir anlamda hayatıma tekrar girdi, kampanya çekimi dahil tüm koleksiyonu bu çerçevede hayal ettim. Bu sezon ise pandemi döneminde izlediğim Willem Baptist’in polaroid’in tarihini anlatan “Instant Dreams” adlı belgeseli hem koleksiyona hem de kampanya çekimine ilham oldu.” (Aşağıda yeni sezon kampanyasına hızlı bir bakış atıyoruz. Polaroid’leri kampanyanın kreatif prodüktörü ve yapımcısı Barış Çetin çekmiş.)

ANIMFESTO

Markanın, bir manifestosu var. “Jenerasyon olarak elimizden geleni değil, çok daha fazlasını yapmamız gerektiğine inanıyorum.” Her şeyden önce bugüne ait, zamanın ruhunu yakalayan ‘new age’ bir marka. Kültürel değerlere saygı göstermek, etik üretim yapmak, el işçiliğini desteklemek gibi. “Hakiki ve samimi bir dil yaratma kapsamında şeffaf olmak da önemli. Odağında tekstil olan bir marka olarak tamamen ‘sürdürülebilir’ olabileceğimizi düşünmüyorum, sadece elimizden gelenin en iyisini ve daha da iyisini yapmaya alıştığımızı biliyorum. Lokal değerleri sahiplenmek, Anim’den bağımsız olarak her daim beni çok heyecanlandıran bir his zaten. Bu hissi her koleksiyonda farklı çalışmalarla zenginleştirebilmek ise gerçekten çok heyecan verici. En dikkat ettiğim şey sanırım ger ekten her anlamda kendimi yansıtabildiğim bir dünya olması. Tasarımlarıyla, diliyle, görsel dünyası ve renkleriyle, heyecanıyla, tutkusuyla, derinlerden gelen karmaşıklığı ve karmaşıklık içinden çıkan sadeliğiyle.” 


YAZI: Aykun Taşdöner
FOTOĞRAFLAR: Sinan Çırak

ELLE Türkiye Kasım 2021 sayısından alınmıştır. 

Etİketler