NAPOLİ'NİN SIRRI

26 Ekim’de Türkiye’de vizyona girecek yeni filmi Napoli’nin Sırrı’yla yine müthiş bir öykü anlatıyor Ferzan Özpetek. Kendi hikayesiyse hem sıradan hem de bir o kadar özgün.

Ferzan Özpetek filmleri deyince hafızanızda neler canlanıyor.

İsimlerin ötesinde anlatılana, imgelere ve karakterlere odaklanın.

Gizemli şehirler, altüst olan hayatlar, yol ayrımları, yeni seçimler, içsel sorgulamalar, şiddetli duygular, aşkın en tutkulu hali... Hepsi de usta yönetmenin eserlerini benzersiz kılıyor. Özpetek’in de ifade ettiği gibi: “Ben hayatı anlatmaya çalışıyorum. Bir sabah uyandığınızda her şeyin altüst olduğunu görebilirsiniz. Başınıza gelen bir olay, bir bakmışsınız ki bambaşka bir hikayeye bağlanmış. Bir film izler gibi, bir sonraki sahnede ne olacağını bilmeden yaşarız.” Napoli’nin Sırrı’nın başkarakteri, İtalyan oyuncu Giovanna Mezzogiorno’nun canlandırdığı Adriana’nın yaşamı da böyle aniden değişiyor: “Gündemi ani ve travmatik bir olayla altüst olan bir kadının kendini sorgulayarak ve geçmişe gömdüğü şeyleri keşfederek bir değişim yolu seçmesini anlatmak istedim. Oluşturmaya çalıştıkça ne kadar
belirsiz, kaygan olduğunu fark ettiğim bir içsel yolculuk bu. Adriana’nın zihnine girmek, bir şehri keşfetmek, boyutları ve renkleri sürekli değişen bir labirent gibi sokaklardan ve meydanlardan geçmek gibiydi. O zaman fark ettim ki aklının içinde ancak sırlarını kimseye açmayan Napoli olabilirdi.” Adriana ve şehrin sırlarını açıp açmayacaklarını 26 Ekim’de Türkiye’de vizyona girecek Napoli’nin Sırrı’nı seyrettiğinizde bileceksiniz. “En yakın hissettiğiniz insanların her şeyini bildiğinizi iddia edebilir misiniz? Sizden mutlaka sakladıkları sırları vardır. Benim de var. Paylaştığım ve paylaşmadığım” diye anlatıyor Özpetek. Napoli’ye, Ferzan Özpetek’in istediği kadarını açığa çıkardığı dünyasına, başarıya, cesarete ve yaşama dair notlar okuyacaksınız.NEDEN NAPOLİ?
Eski filmlerinin de vurguladığı üzere kentlerle özel bir bağ kurduğu, onlarla flört ettiği net: “Bir şehri filmimin başrolü seçmemdeki en önemli noktalardan biri özellikli olması. Benim için o da bir oyuncuya dönüşüyor. Kadroyu dahil filmin her şeyini o yer belirliyor. Işığıyla, renkleriyle, insanıyla beni ve ekibimi de etkiliyor. Napoli bu anlamda sayısız güzelliği ve gizemi barındırıyor. Filmlerimin gösterimleri ve San Carlo Tiyatrosu’nda La Traviata’yı yönetmek için kaldığım sürelerde her detayını yakından izleme fırsatım oldu. Karşımda din ve bilim, putperestlik ve Hristiyanlık, batıl inanç ve rasyonalitenin birbiriyle çatışmadan, kaynaşarak yaşadığı bir şehir vardı. İstanbul, Roma ve Lecce’den sonra evimde gibi hissettiğim Napoli’de bir film çekeceğimi hep biliyordum.” Filmi henüz seyretmedim ve İtalya’nın bu noktasına da gitmedim ama okuyup duyduklarımdan İstanbul’la Napoli’yi çok benzetiyorum. İkisi de güzel, gizemli, eksantrik, karmaşık ve her anlamda zıtlıkları barındıran... Burayı en çok da tıpkı bu kent gibi gizemli yazar (gerçek kimliğini gizliyor) Elena Ferrante’nin romanlarından tanıyorum. Aslında Ferzan Özpetek’in filmi hakkında ön araştırma yapmaya başladığımda zihnim beni hemen, kitaplarında Napolili yoksulların dünyayı deneyimleme biçimlerini,sınıflar ve cinsiyetler arasındaki gerilimli, aşklı ve nefret dolu ilişki biçimini kaleme alan Ferrante’ye götürdü. Ve bunu Ferzan Özpetek’e sormadan edemezdim: “Evet, Ferrante’yle benim Napoli’m arasında benzerlikler olduğu söyleniyor. Kitaplarını büyük beğeniyle takip ediyorum.” Bu kitapları da filmleştirir mi acaba? “Şimdilik bir Napoli filmi bana yeter” diye yanıt veriyor.HAYATI ANLATMAK CESARET Mİ?
Filmin çok konuşulan bir cinsellik sahnesi içerdiğini öğreniyorum. “Sansür yer mi?” diye soruyorum: “Sansür çok yıpratıcı ve yanlış. Eğer sen iki insanın öpüşme sahnesini yasaklıyor
ama bunun yanında şiddet içeren savaş sahnelerini özgür bırakıyorsan, bu yanlış bir tavır.” Ferzan Özpetek’in filmografisine baktığımızda cinselliğe ve aşka dair temaların öne çıktığını, cesur bir çizgisi olduğunu görüyoruz. Peki ama en doğal duygulardan bahsetmek cesaret mi? Cesaret nedir? Özpetek soruma soruyla karşılık veriyor: “Ben sadece hayatı ve figürlerini anlatmaya çalışıyorum. İnsanın yaşadığı dünyayı anlatması cesaret mi? Peki hayatı anlatmak?
Ben kendimi sınırlamıyorum, farklı ülkelere ya da kültürlere ait olmanın bir zıtlık olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar arasında bunları yaratan unsurlara da mümkün olduğunca uzak yaşıyorum” diye anlattıkça, ön yargılara, duvarlara,engellere ne kadar karşı olduğunu anlıyor, bu doğrultuda yaptığı filmlerini daha iyi algılıyor ve Ferzan Özpetek’i daha yakından tanıyoruz.BAŞARI ÜZERİNE
Cesur olduğunu kabul etmiyor, başarılı olmaksa Özpetek’e göre ödüller ve festivallerin ötesinde hatırlanmak, sevilmek ve filmlerinin tekrar tekrar seyredilmesiyle ilintili. Kendini çalışan, üreten, hep kendiyle uğraşan ve yeni kalmaya çabalayan biri olarak gördüğünü söylüyor: “Çok mutlu olduğum bir şey var. Filmimin vizyona girdikten çok sonraki yıllarda da tekrar tekrar seyredilmesi, yolda insanların beni durdurup hakkında konuşmaları, 10-15 kere izlediklerini anlatmaları; bunlar en büyük ödüllerim.”YÖNETMEN OLMASAYDI...
Tüm bu ödüllerin var olmadığı, daha sıradan bir hayat sürse acaba ne iş yapardı? “Gençliğimde bir dönem Roma’da resim yaparak para kazandım. Ressamlık güzel olabilirdi ama sanırım asıl aşçı olmak isterdim.” Ressam, aşçı, yönetmen ya da bambaşka bir meslek... Hepimiz toplumsal statülerimizin belirlediği maskelerin gerisinde aynı duygusal gelgitlerle sarsılmıyor muyuz? “Herkes gibi yaşıyorum. Sevdiklerimi kaybetmekten korkuyorum. Bunun önüne geçemeyeceğimi biliyorum. Kendimi sorguluyorum. Benim için kıymetli olan insanlar için, yapmak istediklerimi gerçekleştirmek için zamanım olup olmadığını düşünüyorum. Herkes gibi ölümden korkuyorum” diye devam ediyor.
“STAR OLMAK ÖNEMLİ DEĞİL”
Şimdilerde kendisini çok heyecanlandıran bir projenin içinde. WhataStar’ı Özpetek’ten dinleyelim: “Sosyal medyada bir platform oluşturabilsem ve insanlar bana yazmak yerine performanslarını oraya yükleseler diye düşünüyordum. WhataStar, gelen taleplere cevap olarak ihtiyaçtan doğdu. ‘Benim şöyle bir yeteneğim var, ne yapmam gerekiyor?’ gibi soruların yanıt bulduğu, yaratımında 16 kişilik profesyonel bir ekibin çalıştığı dünyanın ilk sosyal medya yetenek yarışması. Oyunculuk ya da şarkıcılıkta iyi olduğuna inananlar, bir televizyon programına katılacaklarına, istedikleri yerde, cep telefonlarından şarkı söyleyecek veya bir rol yapacaklar. Sonunda performanslarını WhataStar’a yükleyecekler. Bu kadar basit.”
Star olmak bu kadar basit değil elbette. Ama her şeyin hızlandığı, erişilmez olmaktan çıktığı ve herkesin sosyal medya aracılığıyla bir günde starlaştığı günümüz ruhuna uygun ve anlamlı bir platform. Peki ya Ferzan Özpetek’in starlığı? “İnsanların ilgisi, bir filmim hakkında beklemediğim bir yorum getirmeleri hoşuma gidiyor. Ama star olmak önemli bir şey değil. Kişinin işini tutkuyla yapması, kendini sürekli yenilemesi ve başarılı olması çok daha güzel.”FERZAN’IN GÖZÜNDEN BAMBAŞKA BİR NAPOLİNapoli’nin Sırrı’nda başarılı olduğunu gerçek Napolililerin yorumlarından anladığını söylüyor Özpetek: “Özellikle Napolililer filmle ilgili çok gururlular. Çünkü alışılagelmişin dışında bir şehir
çıkıyor karşılarına. Onların bile bilmediği bir şeyleri anlatıyor film. Napoli turistik ve meşhur.
Böyle bir yerde film çekerken çok rahat tuzağa düşebilirsiniz. Bu tuzağa düşmediğimi aldığım yorumlardan anladım. Ve bu çok hoşuma gitti. Gittiğim her festivalde farklı kültürlerden insanların ilginç görüşlerini dinledim. Hiç  bilmedikleri bir Napoli şehriyle karşılaşmış olmaları onları şaşırtmıştı ve filmin her detayını keşfetme çabaları inanılmaz güzeldi.” Sevdiği pek çok yönetmen olduğunu anlatıyor: “İdol olaraksa Vittorio de Sica ya da Michael Powell’ı söylemem lazım. Yılmaz Güney’le de tanışmayı çok isterdim.”
Yazı: Selin MiloşyanFotoğraflar: Massimo PelloneELLE, Ekim 2018 sayısından alınmıştır..