SALGIN KİŞİSEL GELİŞİM ZAMANI OLABİLİR, AMA NASIL?

Sosyal izolasyon bir anda herkese “kendine yatırım yapma” fırsatı gibi göründü. Dünya çapında bir salgının bile insanı sadece kendiyle meşgul olmaya itmesi, belki de esas sorgulanması gereken durum...

Yazı: Zeynep Erekli 


Her şey çok hızlı oldu. Uzaktan sesini duyduk, gazetelerde haberlerini okuduk; başta herhalde pek hesap etmedik. Yeni seneye geçişin rehaveti ile geçen bir dönemden sonra, yeni nesil coronavirus Covid-19, kapımıza dayandı. Son 1 aydır toplumun şanslı bir kesimi mecburi tecrit içinde evlerinde. Hareket, faaliyet ve etkinliklerle dolup taşmasına alışık olduğumuz hayat durmuş vaziyette.

Dört bir yandan gelen işaretler, şu anda evlerimizin içinde sahip olduğumuz "boş" zamanı yeterince iyi değerlendiremediğimizi söylüyor. E-mail kutularımız ve Instagram feed’imiz Zoom ya da benzeri platformlar üzerinden tertiplenen online kurslar, dersler, atölyeler için davetiyelerle dolu. Herhangi bir akşam, 21.00 itibariyle hangi Instagram live’ı izleyip genel kültür ve bilgi dağarcığımızı genişleteceğimiz konusunda karar veremez haldeyiz. Herkes birden şefe dönüştü ya da ekmek mayası konusunda uzman oldu. Sanal dünya bir yana, evimizin içinde epeydir bizi bekleyen düzenlemeler ve yenilikler sıraya girdi, elimizi neye atsak gerisi geliyor sanki. Ama bir dakika. Durup düşününce insan, "Bu işte bir tuhaflık var!" diyor. Biz zaten çalışır ve özgürce sosyalleşirken (ki bu, uzun zaman öncesine ait bir dönem gibi gelmeye başladı bile) hiçbir şeye yetişememe hissiyle doluyduk. Şimdi dünyayı saran ve nasıl baş edileceği henüz tam kestirilmemiş bir salgın yüzünden evlerimizdeyken farklı bir ruh halinde olmamız gerekmez mi?

“İyi ol” ya da “zamanını verimli kullan” gibi, sistemin bizi çarkların içinde üretir-tüketir tutmak için kullandığı söylemler, bugün neredeyse mahalle baskısına dönüşmüş durumda. Bu da aslında evlere kapandığımız izolasyon sürecinin bize dolaylı yoldan hatırlatmaya çalıştıkları ile ters düşüyor. Neler doğuracağını henüz kestiremediğimiz bu salgından çıkartılabilecek sonuçlardan biri de şu: Birbirimizle bu kadar içli dışlı bir düzen geliştirdiğimiz dünyayı çok kırılgan hale getirdik. Sözüm ona medeniyet çatısı altında yıllardır tek düşündüğümüz kendi iyiliğimiz, mutluluğumuz ve konforumuz. Bundan geri kalan her şeye (İnsanlar, ilişkiler, doğa,...) hoyratça davrandık ve davranıyoruz. Covid-19’un getirdikleri, bize bu tutumdan biraz sıyrılmamız gerektiğini düşündürmeli. Görünmez bir düşmandan korkuyor, yarınla ilgili belirsizlik içinde süzülüyorken, hala kendimizden bir “performans” beklemek, böyle bir zamanda eski kafalılık değil mi? Hatırlayın: Sadece kendimiz değil, diğer insanlar için de evdeyiz.

Bu süreç (pandemi veya başka bir sebepten, yeni bir kriz ile insan davranışı sorgulanana kadar) bittiğinde pek çoğumuz için işler değişecek; belki beslenme düzenimiz, belki tüketim alışkanlıklarımız, belki ilişkilerimiz eskisi gibi olmayacak. Şu an durmak ve içinde olduğumuz gerçekliğin büyük ölçüde değişmekte olduğunu fark etmek, sürekli kendimizi oyalamaktan ya da geliştirmeye çalışmaktan daha kıymetli. Uzundur uyuklayan vicdan, şefkat ve adalet düğmelerimize basmalı ve hayatımızın gerçek önceliklerini belirlemeliyiz. Evdeyiz, büyük ölçüde kendimizle baş başayız. Hayatımızla kurduğumuz ilişki üzerine kafa yormak ve nihayetinde bize fayda sağlayacak bir boşluğa düşmek sağlıklı bugünler, daha parlak yarınlar için bize yol göstersin.