TANER ÖLMEZ: ''HIRSLI BİRİ DEĞİLİM VE BU BANA ÇOK İYİ GELİYOR''

Adını Müslüm Gürses'in hayatını beyazperdeye taşıyan Müslüm filmi vesilesiyle duymuş olabilirsiniz.İşte karşınızda Taner Ölmez.Çekimden görüntüler için fotogaleriye göz atın.

Adını Müslüm Gürses’in hayatını beyazperdeye taşıyan Müslüm filmi vesilesiyle duyuyor olabilirsiniz.

Yalnız dikkat; birçok yerde yazılıp çizildiği gibi ünlü sanatçıyı değil, kardeşini canlandırıyor.

Mesleğinin gerektirdiğinin aksine sakin Bir yaşam süren genç oyuncu Taner Ölmez’in acelesi yok, ne kariyerinde ne de hayatında. Ve bu ona çok iyi geliyor(muş).
Bebeköy Backyard’da huzurlu bir İstanbul sabahı. Gün henüz başlamamış, kalabalık bastırmamış. Keşke iş güç olmasa, bu huzuru hayatımızın her anına yansıtmak mümkün olsa... Taner Ölmez anlattıklarıyla bunu başarmış gibi görünüyor. “Yaşıyorum,” diye başlıyor söze... “Şimdi benimle röportaj yaptığın için sen varsın. Bir de Zümrüt (iletişim danışmanı Zümrüt Burul). Bir kuş gelse, ona bakar, onu düşünürüm. Yazları ağustosböceği gibiyim, işim varsa onu yaparım, yoksa boş günlerin tanıdı çıkarırım. Anı yaşıyorum ve hayatı seviyorum, işim olsun ya da olmasın mutluyum,” diye devam ediyor. “Mutluluk deyince aklıma Altan Erkekli’nin Vizontele filmindeki bir cümlesi geliyor: ‘İnsan yaşadığı yeri seviyorsa orası dünyanın en güzel yeridir’. Bu cümle benim de mutluluk anlayışım” diyor. Röportajı okumayı bitirince siz de Ölmez’in basit ve sade yaşam felsefesinin ipuçlarını keşfedeceksiniz. İlk televizyon dizisi Kapalıçarşı’yla geniş kitlelerce tanınmaya başlayan, Kayıp Şehir ve Medcezir’le giderek popülaritesi artan Taner Ölmez’de ilk fark ettiğim hiç acelesi olmaması, hırslarını dengede tutabilmesi. Pozitif ruh halinin de bu düşüncelerinin bir yansıması olduğuna eminim. “Hırslı değilim, şu olacağım, bunu yapacağım diye kendimi
programlamıyorum. Belki bu iyi bir şey değil ama bana iyi geliyor. Hırslarım yok ama kendimi çok iyi tanıyorum.
Gelecekte nasıl bir yere geleceğimi, nasıl bir oyuncu olacağımı biliyorum. Yavaş ve temkinli adımlarla yürüyeceğim.”

YILLAR SONRA HAKKINDA NE DERLER?
Taner Ölmez’in oyunculuk kariyerinde nasıl ilerlediğine baktığımızda gerçekten de bahsettiği bu tempoda yürüdüğünü
görüyoruz. Şu an bir dizi projeniz var mı sorusuna büyük bir rahatlık ve özgüvenle, hayır cevabını veriyor. “Çok seçiciyim, bana gelen projeleri sıkı eliyorum. Örneğin Medcezir dizisinden sonra bana orada oynadığım Mert karakterine ne benzer roller ve ne Medcezir’ler geldi, biliyor musunuz? Ama farklı bir şeyler yapmam gerekiyor.” Genç yaşına rağmen oyunculuğun şifresini çözmüş, kariyer planını akıllıca yapmış biri Taner Ölmez: “Yıllar sonra hakkımda ‘O çocuk her işte yoktu ama olduğu işlerde çok başarılıydı,’ diye konuşulmasını isterim. Biz balet değiliz ki kariyerimiz 27 yaşında bitsin. 50’de de müthiş roller üstlenebiliriz. Yavaş ve sakin adımlarla devam etmek istiyorum. Oyuncu olarak zaman içinde değişiyor, dönüşüyor ve yaşadıkça gelişiyoruz.”


GENÇLİK YILLARI VE DÖNEMEÇLER

Filmi biraz geriye sarıp Taner Ölmez’in oyunculuk hikayesine baktığımızda bazı önemli dönemeçlerle karşılaşıyoruz. Onunki bir çocukluk hayali değil. Kasap bir babayla ev hanımı bir annenin çocuğu olan Ölmez, ailesinin yönlendirmesiyle kuyumcuda da elektrikçide de çalışıp bu sayede bu meslekleri yapmayacağını fark ediyor. Ortaokul yıllarında yaşadığı bir olayı hiç unutmuyor: “Açıkçası çocukken aklımda tiyatrocu olmak yoktu. Ama bunu ne zaman düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum. Ortaokulda sınıfça şehir tiyatrolarının bir oyununu seyretmeye gitmiştik. İzlerken çok sıkılmış ve kendi kendime oyuncuların yanlış oynadıklarına,
çok daha iyi olabileceklerine karar vermiş, hatta bunu öğretmenimle paylaşmıştım. Gerçi oradan oyuncu olacağım fikriyle çıkmadım. Ama kafama koydum, ileride daha iyisini başarabileceğime karar verdim. Bunu hiç unutmuyorum.” “90 dakikalık uzun bir maç bu,” diyor. Tıpkı oyunculuğun hayata nasıl yayıldığını, bazen yavaş bazen de hızlı tempoda ilerleyebildiğini anlattığı gibi... Mesleğiyle ilgili dönemeçler, ipuçları devam ediyor. Lisedeyken kafayı filmlere taktığını anımsıyor: “Kuzenim ayakkabı kutularında VCD’ler biriktirmişti, günde üç, dört film izliyordum. Böyle ufak detaylar beni oyunculuğa götürdü.” Ardından Beyoğlu’ndaki Jazz Cafe’de garsonluk ve barmenlik yaparken yolu birçok oyuncuyla kesişiyor. Ve onların da yönlendirmesiyle Bakırköy Belediye Tiyatrosu’na gitmeye başlıyor. Orada rol aldığı oyunlarla, ardından İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda aldığı eğitimin uzantısı ve “bir eşik atladım” dediği Kapalıçarşı dizisiyle mesleğin içine giriyor: “Şanslıydım. Konservatuardayken bir gün arayıp Kapalıçarşı dizisindeki çaycı karakteri için bir oyuncu gerektiğini söylediler. Düşünebiliyor musunuz, Erkan Can, Olgun Şimşek ve Nejat İşler’e çay götüreceğim. Daha ne isteyebilirdim ki... Böylece televizyona başlamış oldum.”

                                                                                

MÜSLÜM GÜRSES’İN KARDEŞİ ROLÜNDE

Evet Taner Ölmez’in şu sıralar herhangi bir dizi projesi yok ama siz bu satırları okurken o, Müslüm Gürses’in kardeşini canlandırdığı Müslüm filmiyle sinemalarda izleyicileriyle buluşuyor olacak. “Müslüm Gürses’in çok sevdiği kardeşi Ahmet Akbaş’ı canlandırıyorum. Evet kendimi Müslüm Gürses’e benzetiyorum, hatta sesimi de onunkine benzer kullanabiliyorum. Ama onu canlandıramazdım. Müslüm Gürses’in gerçekten çok sıkıntılı bir hayatı olmuş, çektiğimiz zor sahnelerde bunu yansıttık. Kardeşi Ahmet Akbaş da türlü zorluklar yaşıyor ve yaşamını Adana’nın gettolarından birinde yitiriyor. Özellikle öldüğü sahne gerçekten
zorlayıcıydı.” Bu filme nasıl hazırlandığını, Müslüm Gürses’in müziğini, hayatını daha önce bilip bilmediğini merak ediyorum: “Müziklerini her iki dönemde de çok dinledim. Katı arabesk söylediği zamanları da sonrasında özellikle rock ve pop karıştırarak daha geniş kitlelere hitap ettiği yılları da takip ettim. O geniş kitlelere ben de dahildim ve ikinci döneminde Gürses’i daha iyi tanıdım.”



ŞU YETENEK MESELESİ
Taner Ölmez’e bakınca gerçekten de Müslüm Gürses’le çarpıcı bir benzerliği olduğunu fark ediyorsunuz. Bu sadece güzel bir tesadüf. O, fiziki özelliklerinin herhangi bir rolü almasında belirleyici olmadığını düşünüyor. “Kara gözlü, kara kaşlı olmak hayatını, özellikle aldığın rolleri nasıl etkiledi peki?” diye sorduğumda biraz da kızarak böyle bir durum olmadığını anlatıyor: “Kapalıçarşı’da çaycıyı oynadım. Kayıp Şehir’de Trabzonlu, Medcezir’deyse İstanbullu multi milyarder bir ailenin çocuğuydum. Fiziğim herhangi bir kimliğin özelliklerini gösterse bile bunu oyunculuğumla  yıktığımı söyleyebilirim.” Yetenekli misiniz diye soruyorum. “Yeteneksiz olduğumu sanmıyorum. Bizim işte bu da, çok çalışmak da önemli,” diyor.


“KEŞKE BANA ÖNYARGISIZ YAKLAŞILSA”
Sakin bir yaşam sürdüğünü, acelesi, hırsları olmadığını, anı yaşadığını söylemişti. Şan, şöhret bu felsefeyle çakışıyor mu? “Sadece rahat olmak, insanların bana sıfırdan yaklaşmalarını istiyorum. Oysa hakkımda bir fikirleri var, beni seviyor ya da sevmiyorlar. Derdim, sevilmek ya da sevilmemek değil, sadece benimle önyargısız konuşulmasını diliyorum,” diye devam ediyor. Benim de önyargılarım vardı. Her röportaj öncesi yaptığım gibi Taner Ölmez’i Google’da arayarak dersimi çalıştım. Ne öğrendim bilmiyorum ama yüz yüze geldiğimizde son derece naif, yapıcı, açık sözlü, kibar ve mutlu bir insanla tanıştım. Umarım bu duyguları sizlere de aktarabildim...Yolun açık olsun Taner Ölmez


Yazı: Selin Miloşyan
Fotoğraflar: Hasan Karaaslan
Styling: Hafize Çeliktürk
ELLE 2018, Kasım sayısından alınmıştır..