ARZU ÖZEV'İN YOGA YOLCULUĞU

Hayatını yogaya ve kişisel gelişime adamış Arzu Özev ile şehrin tüm koşturmacasına kısa bir mola verdik.

Çoğumuz İstanbul’un yoğun koşuşturmacasında zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyoruz. Bir es verip kendimizi dinleyemiyoruz. Ne yapmak istediğimizi veya neyi neden yaptığımızı sorgulayamıyoruz. Zaman akıp giderken daha mutlu ve sağlıklı bir yaşam kapısını açan, dünya çapında 150 ülkede yaygın bu nefes tekniğinin ve derin yoga bilgisinin deneyimi ve etkisiyle Hindistan başta olmak üzere, Yeni Zelanda, Güney Afrika ve Almanya'da öz bilgisi, kişisel gelişim ve yoga konusunda eğitimler alan Arzu Özev’e kulak verin.

Oğuz Erel: Yoga serüvenin nasıl başladı? Bir kaçış mıydı yoksa küçük yaşlardan beri ilgin var mıydı?

Arzu Özev: Aslında bu biraz mistik bir hikaye, çocukluğumdan beri isyankar olduğum bir gerçek. Cevabın beni tatmin etmediği ezbere kurallardan hiçbir zaman hoşlanmadım. Eskiden beri bana bir şeyleri hep yanlış yapıyormuşuz gibi gelirdi, hayatı çok sorgulardım. Anlam arardım. Amerika’da üniversite okuduğum yıllarda içsel bir idrak yaşadım ve bir anda bütün hayatım değişti diyebilirim. 19 yaşında Amerika’daki hayatımı bırakıp önce Yeni Zelanda’ya oradan da Hindistan’a yoga öğrenmeye gittim.

O.E: Yogada tek amaç kendini bulmaksa neden bir sürü yoga çeşidi var, birbirinden farkı nedir?

A.Ö: Yoga her şeyden önce sadece fiziksel bir aktivite olarak düşünülmemeli, yoga, bir bilinçlenme yolculuğu ve hareketler bizi daha bilinçli bir hayata götüren araçlardan biri sadece. Amaç yaşamı tüm derinliğiyle hissetmek.  yaşamanın hakkını vermek ve seçimlerimizi ona göre yapmak. Beynin duygusal kısmı olan limbik beyinden ve alıştığımız tepkisel süreçlerden çıkıp, hayata daha farkındalıklı bir şekilde yaklaşma yolculuğu. Katıldığınız yoga okulu aydınlanmış bir usta tarafından kurulmuş olmalı. En büyük farkı bu yaratır. Bir yoga okulunu etkin kılan, o öğretinin ardındaki ustanın yetkinliğidir.

Bugün stüdyolarda uygulanan yoga “hatha yoga”. Yani daha çok fiziksel hareketler ve nefes egzersizlerinden oluşuyor. Varsa belki çok az da meditasyon. Aslında birbirinden farkını deneyimleyerek görmek gerek. Herkeste farklı etki yaratıyor çünkü. Ancak ileri seviye hareketlere hazır olmadan girmek sakıncalı. Çünkü her hareketin duygusal etkileri de var. Hazır olmadığınız bir hareket, hazır olmadığınız bir duygusal boşalmaya sebep olabilir. Kontrollü gitmekte fayda var. Biz Sri Sri Yoga’da temel hareketleri uyguluyoruz. Bu hareketler meditasyonda rahatça oturmayı sağlıyor. Zaten eskiden yogiler meditasyonda uzun süre oturabilmek için yoga hareketlerini yapıyorlarmış. Esas olan meditasyon.


O.E: Ofis Yogası deyince aklımıza çalışanların öğle aralarında matlarını ofise getirip uyguladığı egzersizler geliyor. Bu konuda bizi biraz aydınlatır mısın?

A.Ö: Tabii. Amerika’da ve Avrupa’da bir çok vizyoner firma, sabah işe başlamadan önce veya öğle aralarında çalışanlarının yoga yapması için sponsor oluyor. Çünkü çalışanlarının yoga yaptıkları zaman çok daha enerjik, odaklı, motive ve yaratıcı olduklarına şahit oluyorlar. Bunu biz de Türkiye’de yıllar önce başlattık ve çok da faydalı olduğunu gördük. Ofis yogası için ne mat sermek, ne de kıyafet değiştirmek gerekiyor. Takım elbiselerin içinde ve topuklu ayakkabılarla da pekala yoga, nefes ve meditasyon uygulamaları yapılabiliyor.

O.E: Fenerbahçe’de bir stüdyon var ama Bodrum’da da sürekli atölyeler düzenliyorsun. Yogayı şehirde beton yığınları arasında yapmakla doğada yapmak aynı sonucu veriyor mu gerçekten?

A.Ö: Yoganın sembolü nilüfer çiçeğidir. Nilüfer çiçeği, bataklıkta büyüyen bir çiçek. Dünyayı da bir çeşit bataklığa benzetebiliriz. Tüm tezatlarıyla, kaotik bir yer burası. Yoga, dışarıdaki kaosa rağmen içeride dingin kalabilme sanatı. Yani şehirde ve tüm kalabalığın ortasında sarsılmadan kalabilmek esas olan.

O.E:  Zehirli Masallar diye bir kitap yazdın. Nedir senin Zehirli Masalın?

A.Ö: Üniversitedeyken yaşadığım içsel deneyim esnasında, elimize tutuşturulan yol haritalarının, kültürün bizim adımıza belirlediği, önceliklerin ve rutinimize kattığımız daha pek çok şeyin aslı esasının olmadığına dair bir anlayışa vardım. Sistemde bir hata var ve bizim hayatlarımız başarı ve prestij kaygısı tarafından ele geçirilmiş hayatlar. Gün içinde yaşadığımız tüm duygular sinir sistemimizde birikiyor ve uzun vadede hem psikolojik hem de fiziksel olarak bizi hasta ediyorlar. Kitabın adı bu yüzden “Zehirli Masallar”.

Günümüzde anksiyete ve depresyon salgını var, panik atak, yeme bozuklukları, uyku sorunları, fobiler, takıntılar işin psikolojik tarafı. Bir de fiziksel sıkıntılar..  Bu hastalıkların kökeninde de düşünsel ve duygusal süreçler yatıyor. İşte bunların hepsi hepimizin zehirli masalları.

O.E: Bize evde-ofiste pratik uygulayabileceğimiz birkaç önerin var mı?

A.Ö: Aslında en güçlü pratik her gün sadece 5 dakika dahi olsa oturup derin nefesler alıp vermek. Biz durmayı unuttuk. Kendimizle başbaşa kalmıyoruz. Yalnız kaldığımızda da hep bir oyalanma arıyoruz. Telefon, kitap, bilgisayar… Oturup içeride olup bitenlere kulak vermiyoruz. Karışık içerisi çünkü. Ama bir süre derin nefesler alıp verdiğimizde sinir sistemi gevşiyor. Zihin rahatlıyor. Kendimizle aramızdaki iletişim güçleniyor. Bir sonraki etap, kendimizle iletişim kurmaya başlamak: Nasılsın? Neye ihtiyacın var? Ne derdin var? Senin için ne yapabilirim? Tıpkı sevdiğimiz birine sorduğumuz gibi…

O.E: Hayallerin doğrultusunda hedeflerin ve projelerin neler? Biliyoruz ki doğada, parklarda, stüdyolarda birçok interaktif eğitimler düzenleniyor. Senin şehirde özel buluşma noktaların var mı?

A.Ö: Çok var! Öncelikle Sri Sri Yoga gibi dönüşümsel bir eğitimi, ulaştırabildiğim her köşeye ulaştırabilmeyi  hayal ediyorum. W Istanbul ile Fuel Your Soul adı altında bir işbirliğimiz var. 13 Ekim’de W Stüdyolarda yoga, Miss Food and Table’ın sağlıklı büfesi, Lando Stüdyo’nun tamamen organik kapsül yoga koleksiyonu ve bolca Yoga sohbetinin olacağı bir etkinlik olacak. 23 Kasim -1 Aralik arasi Nişantaşı Common People’da Sri Sri Yoga ve Ofis Yogası kursları yapmayı planlıyoruz. Ayrıca stresin en yoğun olduğu plazalarda ders vermeye devam ediyorum. İlerde parklarda festivaller düzenleyeceğiz. Ama esas hayalim kimsesiz çocuklara, kimsesiz olmadıkları hissini götürebilmek. Bizim içimizde, nasıl kullanacağımızı öğrenmediğimiz çok ciddi bir potansiyel var. Tıpkı telefonları sürekli güncellediğimiz gibi, kendi sürümümüzü de güncellememiz gerekiyor. Bu çok önemli ve acil.

O.E: Bu kadar doğadan, durmaktan ve sadeleşmekten bahsederken Yoganın teknoloji ile buluşması, yani dijital yoga uygulamaları hakkında ne düşünüyorsun?

A.Ö: Ben fiziksel teknolojiyi, insanı kendi sonsuz teknolojisine ulaştırabilecek bir araç olarak görüyorum. Çok yere ulaşabiliyoruz teknoloji sayesinde bugün. Fakat kendimizi unuttuk. Teknoloji çağında insanı ilkel davranışlara sürükleyen de bu unutkanlık.

O.E : Ve son olarak, yogaya moda karışırsa?

A.Ö: Karışsın, hatta karıştı bile! Benim babaannem modacıydı. Ben, o öldükten sonra merak sardım modaya. İnsanın giydikleri ruhunu yansıtmalı. Moda, bir sanat dalı. Yoga, tüketimi desteklemez ama sanatı ve estetiği destekler. Bu yüzden ve de toksik-kimyasal ürünlerin özellikle arınmaya dair bir yolculukta vücudumuza temas etmemesi gerektiğini düşünen iki marka olarak, koleksiyonlarını severek giydiğim Lando Stüdyo ile etkinliklerde moda partneri olarak işbirliği yapıyoruz.


   


Etİketler
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.