SUSUZ GÜZELLİK MÜMKÜN MÜ?

En önemli doğal kaynaklarımızdan biri olan suyun kullanımından tasarruf etmek için güzellik dünyasında neler planlanıyor?

Dünyayı, doğayı ve doğal kaynaklarımızı korumak öncelikle bireysel bir bilinç ve mücadeleyle mümkün evet ama markalara da bu anlamda önemli sorumluluklar düşüyor. Kozmetik endüstrisinin aşırı su tüketimi konusunda ikinci sırada yer aldığını biliyor muydunuz? Birleşmiş Milletler’in verilerine göre tarım, bu anlamda en üst sırada yer alıyor ve onu hemen arkasından kozmetik sektörü takip ediyor. Bu da bizlere ister istemez “susuz güzellik” fikrini ve daha sorumluluk sahibi bir yaklaşımı düşündürtüyor. Şampuanlarımızın, saç kremlerimizin, makyaj temizleyicilerimizin içerik listesine baktığımızda ilk sırada (yani en çok kullanılan) genellikle “aqua” ya da “eau” kelimeleriyle ifade edilen su bulunuyor. Tabii ister istemez akıllara hemen “susuz ürünler mümkün mü” sorusu geliyor ki cevap evet; susuz ya da çok sınırlı miktarda su kullanarak kozmetik ürünler yaratmak mümkün. Su yerine kullanılabilecek yağlar ya da yağda çözünen aktif maddeler çevreye verilecek gereksiz hasarı önlemede önemli birer oyuncu. Kozmetik sektörünün sorumlu olduğu su tüketim miktarı göz önünde bulundurulduğunda, “su ayak izi”nin gündeme gelmesi ve bireyler olarak gezegen üzerindeki etkimizi sorgulamamız aslında hiç de şaşırtıcı değil.

GLOBAL ÇAPTA SORUMLULUK

Güney Kore’de birkaç sene önce başlayan “susuz güzellik” trendi, son dönemde ana akım Batı güzellik dünyasına da girmeyi başarıyor. Aslına bakarsanız bu trend öncelikle çevresel bir kaygıyla değil, daha çok ürünlerin içeriklerinde aktif bileşenlere odaklanmak adına başlıyor. Şimdilerde ise her iki cepheden de fazlasıyla ele alınıyor. Bir taşla, iki kuş! Çoğu güzellik ürününün formülü, yüzde 60-80 oranında su barındırıyor. Bu nedenle su ile vedalaşmak aslında ürünlerin formüllerinde daha konsantre ve faydalı içerikler barındırmasını mecbur kılıyor. Hem doğal kaynakları koruyup, hem de daha etkili bir ürün kullanmayı kim istemez ki? Ürünlerde su kullanılmaması, sevdiğimiz güzellik ürünlerinin çok daha kompakt ve taşıması kolay bir hal alacağı anlamına da geliyor.

Kişisel faydalarının yanı sıra, “su ayak izi” son derece popüler bir kavram olan ve moda dünyasında da sıklıkla kullandığımız, hepimizi ilgilendiren “sürdürülebilirlik” terimiyle doğrudan bağlantılı. Önde gelen kozmetik ve bakım şirketleri bu sorumlulukla önemli adımlar atmaya başladılar bile. L’Oreal Paris, yıl sonuna kadar bitmiş ürün birimi başına su tüketimini yüzde 60 oranında azaltma sözü verirken, Unilever 2030 yılına kadar ürünlerinin oluşturulması ve kullanımı sırasında çevresel etkilerini (su kullanımı dahil) yarıya indirmeyi planlıyor. 

Stick ürünlerden balm’lara, katı bileşenlerden toz yapılara kadar susuz güzelliğin yükselişi hiç de uzak değil. Cilt bakımınızı, saç bakımınızı, vücut bakımınızı ve hatta makyajınızı bile dönüştürmenize vesile olacak bu bakış açısı, çevresel fedakarlık anlamında çok büyük bir adım. 

SUSUZ GÜZELLİK ÜRÜNLERİ NELER?

Şu ana kadar okuduklarınız sizi fazlasıyla heyecanlandırdı, değil mi? Çünkü hepimiz daha güzel ve sürdürülebilir bir dünya için endişeler taşıyoruz. Markalar henüz tamamen susuz bir sisteme geçemeseler dahi su kullanımında sorumluluk sahibi davranmaları sürdürülebilirlik adına alkışlanması gereken bir tavır. Kişisel olarak yapabileceklerimiz ise tercihlerimizi susuz ürünlerden yana kullanmak. Yağlar ve yağ bazlı ürünler bu anlamda işimizi oldukça kolaylaştıracak bir alternatif. Yine aynı şekilde pudra ya da katı formdaki güzellik ürünleri de bir tercih sebebi. Katı şampuanların her ne kadar aktive olmak için suya ihtiyacı olsa da içeriğinin sıvı şampuanlara oranla çok daha sorumluluk sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Avustralya merkezli güzellik ve bakım markası Concerving Beauty, su ayak izini sürdürülebilir bir şekilde yönetmek ve dünyadaki su krizini çözmek için araştırmalar yapan The Water Foodprint Network’ün ilk güzellik üyesi. Tüm ürünlerini tamamen susuz üreten marka, bu anlamda öncü bir yaklaşım izliyor.