İTİNAYLA AŞK İCAT EDİLİR

İTİNAYLA AŞK İCAT EDİLİR

ELLE ONLINE ELLE ONLINE 25 Temmuz 2014
İTİNAYLA AŞK İCAT EDİLİR



<#text>


<#text> İstanbul bambaşkaydı o zamanlar. Bu şehrin her köşesinden denize girilirdi. Avrupa Asya'ya, Asya Avrupa'ya yemyeşil göz süzerdi. Tiyatroya, konsere gitmek için en özenli şekilde hazırlanmak gerekirdi. Markiz Pastanesi'nde tatlı yer, Marmara Etap'ta beş çayına giderdi “niyeti ciddi” olan çiftler. Aşıklar kitap okurdu, bir dünya görüşleri olurdu, birbirlerini nezaketleriyle etkilemeye çalışırlardı. Demek istediğim, aşklar da bambaşkaydı o zamanlar. Biri, sabırla ötekini tanımaya çalışırdı. “Mektup” denen bir haberleşme aracı vardı. Yazdıkça yazası gelirdi insanın. Beklemek vardı; buluşmayı beklemek, el ele tutuşmayı beklemek, ilk öpücüğü, ilk sevişmeyi beklemek. Beraber bir hayat kurmaya karar verildiği zaman fedakarlık yapılırdı, özenli davranılırdı. “Merakını gidermek” eylemini sonuca ulaştırmak için emek vermek gerekirdi.


<#text>


<#text> Peki ya şimdi? “Aşka Övgü” isimli kitabında Fransa'nın en çok okunan yazar ve felsefecisi Alain Badiou, Nicolas Truong'la baş başa verip aşkın geçirdiği evrimi irdeler. Çıkarın, güvenliğin ve bencilliğin her şeyin üzerinde olduğu günümüz dünyasında aşkı tehdit altında gören Badiou, bizleri aşkı “yeniden icat etmeye” çağırır.


<#text>


<#text> MONTAIGNE “DENEMELER”


<#text> Geçen yıl yemek yediğimiz salaş sahil balıkçısının bu yıl da aynı yerde hizmet verdiğini gördüğümüzde sevinç çığlıkları attığımız bir İstanbul'dayız şimdi. Cep telefonumuzda “dünyanın binbir türlü hali var” çıkış noktalı tuş kilitleriyle, gözümüzden sakındığımız facebook ve elektronik posta hesaplarımızla, sabırsızlığımızla, “olmazsa olmaz”larımızla biz de yepyeni bir jenerasyonuz. Hepsinden öte, müthiş bir şüphecilik var benliğimizde. Sürekli karşımızdakinin “blöfünü” görmeye, kendimizi sağlama almaya çalışıyoruz. Vaktimiz kısıtlı olduğu için dar alanda kısa paslaşmalarla karşımızdakinin dünyasına şimşek gibi giriyor, sonra da diğer alternatifleri gözlemlemeye başlıyoruz. “Karşılaşmanın ayarlanması hiçbir şekilde sağlanamaz -önceden uzun uzun chat'leşilse bile- çünkü insanlar birbirlerini gördüğü anda birbirlerini görmüş olurlar, bu değişmez!” diyor Badiou yüz yüze iletişimin önemini vurgularken.


<#text>


<#text> Karşımızdakinin üzerinde denemeler yapıyoruz, tepkilerini ölçüyoruz. “Seni seviyorum” demenin, hayaller kurmanın, sevgilini ailenle tanıştırmanın hep bir zamanı var. İşte bu doğru zamandan önce yapılan her hareket “gözdağı verme” veya “uzaklaşma” şeklinde cezalandırılıyor. Bu kadar ilkel duygulara bu kadar büyük anlamlar yükleyince de zavallı duygular eğilip bükülüyor, yeni giysileri içinde.~


<#text>


<#text> Neden 30 yaşına gelmiş, işi gücü yerinde, eli yüzü düzgün her Türk erkeği biz kadınlar için potansiyel koca olduğunu düşünüyor? Bu duyguyu onlara evlendiğinde başı göğe erip bir masal yaşayacağını zanneden kadın aşılıyor olmasın? Aynen aşkın mütevazı tanımının mutasyona uğraması gibi, bizler de verdiğimiz mesajlarla içi boş bir balon yaratıyoruz. Oysa aşık olmak, evlenmeye karar verip sevdiği insanla yola çıkmak kendi halinde alınan kararlar olmalıdır. Doğru bir zaman yoktur, zamansızdır. Her iki taraf da değerlidir, güven duymayı bekler. Badiou şöyle der: “Aşk, evlenmek demek midir? Bir sürü çocuğumuzun olması demek midir? Bu açıklama biraz zayıf ve basmakalıp kalıyor. Aşkın, bir aile evreninin yaratılmasıyla tamamlandığı ya da gerçekleştiği düşüncesi doyurucu değil. Bir çocuğun doğumunun nasıl aşkın bir parçası olduğunu anlamak gerekir, ama aşkı gerçeğe dönüştüren şeyin bir çocuğun doğması olduğu söylenmemelidir. Aşk, benim için bir ‘süre' arzusudur. Çünkü herkesin bildiği üzere, aşk yaşamın yeniden icat edilmesidir”.


<#text>


<#text> SCHOPENHAUER OKUMAYIN!


<#text> Arthur Schopenhauer'a göre her birimiz karşı cinsi önce fiziksel özelliklerine göre onaylayıp tanımaya karar veririz ve birliktelik iki tarafın bu onayı vermesi sonucu gerçekleşir. Estetik kaygılar her şeyden önce gelir onun için. Dürtüler ve trajik bir mantığa dayalı olan bir ilişkinin ne kadar masum olabileceğini sorgular. Hatta zaten “sadakat” duygusunun varlığına inanmadığı için hedonist bir yaklaşımla “İnsanlar niçin ilişki yaşar?” diye sorar. Ben derim ki, Schopenhauer okumayın ve kendinizi karamsarlığa itmeyin. Sizi merak eden, tanımak için sorular soran, özel günlerinizi hatırlayan, jestler yapan, sıkıntınızı paylaşan, sizi gülümseten biri varsa ve şu anda başka birinin peşindeyseniz hemen yönünüzü değiştirin. Vaktimiz kısıtlı. Aşkı hemen yeniden icat edin!


<#text>


<#text> ŞEBNEM BURCUOĞLU

SON HABERLER

Dergide Bu Ay

ELLE Mart Sayısı Çıktı!

ELLE Mart Sayısı Çıktı!

Baharı Hande Erçel ile karşılıyoruz.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.