ROMANTİZME CESARETİNİZ VAR MI?

Var mı dersiniz?

Sevgisizlikten, ilişki CV’nizde farklı isimler biriktirmekten, hızlı ve özensiz yaşamaktan hiç mi yorulmadınız? Hepimizin biraz olsun yavaşlamaya, duygularımızla hareket etmeye, âşık olmaya ihtiyacı var aslında. Bitmeyen aşk arayışımız da bundan kaynaklanıyor zaten. Romantizme burun kıvırmadan, onu doğru yorumlayarak yaşadığınızda hayatınızın nasıl değiştiğine siz bile inanamayacaksınız!

Mürekkep izi taşıyan aşk mektuplarının, beklenmedik şekilde kapımıza bırakılan çiçeklerin bizi şaşırttığı bir dönemdeyiz. Fransız filozof JeanCassien Billier’nin “Seks her yerdeyse aslında hiçbir yerdedir” sözleri; tek gecelik ilişkilerin, sms, eposta ve tweet’lerin yönlendirdiği hızlı ve mekanik bir hayatın, her şeyin ulaşılabilir olmasının yarattığı aleladeliğinin ve heyecansızlığın damga vurduğu bir zaman diliminde yaşadığımızı hatırlatıyor. Tüm bunlar bünyemize yüksek dozda enjekte edilirken bambaşka bir duyguya, biraz şefkate, yavaşlamış ve uğruna çaba sarf edilen ilişkilere, Fransa’da yok satan David Foenkinos’un kitabının da başlığı olan ve “İncelik” kelimesiyle Türkçeleştirebileceğimiz “Délicatesse”e ihtiyacımız var belki… Kitap aniden eşini kaybetmiş dul bir kadının, çok hoş ve etkileyici patronunun yakışıksız ve ısrarcı tekliflerini geri çevirip daha sıradan fakat incelikli tavırlarıyla dikkat çeken bir erkeğe âşık olmasını konu ediyor. Evet, biraz incelik, nezaket ve romantizm istiyoruz artık. Sadece ilişkilerde değil; hayatın her alanında, iş dünyasının kaosunda, sosyal yaşamda, seçtiğimiz kıyafetlerde, hal ve tavırlarımızda, okuduğumuz kitaptan seyrettiğimiz filme romantizm arıyor, ona özlem duyuyoruz. Ama aptalca, çiğ ve çocuksu bir romantizmden ziyade; duyguların ağır bastığı, özen ve dikkat isteyen, sabrın ve yavaşlığın öne çıktığı bir manzaraya dahil olmak istiyoruz. İşte en zoru da bu… En zoru; içinde yaşadığımız hedonist çağda romantik olmayı öğrenebilmek ve bu şekilde gerçek hazzı yakalamak. Peki, gerçek romantizme cesaretiniz var mı?

İLİŞKİLERDE “FIN AMOR” DÖNEMİ

Geçen mayıs ayında Le Parisien Gazetesi’nin yaptığı bir araştırma, gençlerin yüzde 67’sinin sms yerine mektup almayı özlediklerini ortaya koydu. “Cinsel terörizm”in yaşandığı bu sınırsız özgürlükler çağında, Ortaçağ Avrupası’nın “fin amor” diye tanımladığı ince aşka, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Duyguları açığa çıkarmaktan korkmadan ince aşka özgü bir yiğitlikle kalbini açmak, karşındakini tanımaya çalışmak ve beklemek. Ama sanki önceden kurgulanmış bir aşk stratejisi izler gibi değil de; duyguların peşine takılarak beklemek, hesapsız ve kitapsız… İşte tüm bu süreçtir zevki katlayan, cinsel mutluluğu doruğa taşıyan. Romantik kişi; uğruna çabaladığı aşkını sıradanlaştırmadığı, yüksek bir mertebeye koyduğu ve ona nazik davrandığı için, kavuştuğunda bir orgazmdan daha da kuvvetli duygular yaşayacaktır. Gerçek romantikler asla cinselliğe sırt çevirmez, sadece daha kaliteli ve daha heyecanlı bir seks için yavaş ve özenli hareket ederler. Cinselliğin banalleştirilmesine son verilip onun tekrar kutsallaştırılmasında, daha şık ilişkiler kurabilmekte yatıyor gerçek romantizm. Cinselliği sadece genital organlara indirgemeden, onu bakışlarda, ten kokusunda ya da bir öpücükte aramaktır ince aşk.