Fotoğraflar: Boss Sonbahar/Kış 2026, Launchmetrics Spotlight
Boss Sonbahar/Kış 2026 koleksiyonunda Marco Falcioni, markanın 1980’ler terzilik mirasını bugünün dünyasına taşıyor. Ancak bunu salt nostaljik bir bakış açısıyla değil, daha çok iyi giyinmenin verdiği haz üzerine düşünülmüş bir güncelleme olarak ele alıyor.
Defilede büyük omuzlar, kruvaze ceketler ve daralan bel hatları 80’ler ve 90’lar arasında gidip gelen bir silüet dili oluşturdu. Kadın koleksiyonunda maskülen terzilik temel alındı; gömlek yerine dökümlü triko ve pamuklu üstler tercih edildi, finalde ise kadife dokular devreye girdi. Erkeklerde ise üç düğmeli 90’lar takımları, güçlü kruvazeler ve katmanlı görünümler dikkat çekiyordu.
Falcioni, arşivdeki paisley desenli ipekleri yeniden üretmek için markanın eski tedarikçileriyle çalışmış. Kravat ve mendillerde kullanılan bu desenler, beklenmedik biçimlerde trikoların arkasına ya da dış giyime eklenmiş. Çizgili kol astarları ve deri parçalardan yapılan küçük yaka çiçekleri, koleksiyonun detaylara verdiği önemi gösteriyordu.
Dış giyim referansları da öne çıktı: Anoraklar, rüzgarlıklar ve deri bluzonlar klasik ofis görünümleriyle bir araya getirilmiş. Bu kontrast, kurumsal gardırobu daha rahat ve güncel bir yere taşıyor. Özellikle erkek görünümlerinde katmanla gelen hacim, klasik takımı daha gündelik ve hareketli kılıyor.
Kadın silüetlerinde hafif düşük omuzlar, bele oturan kesimler ve yüksek paça manşetler dikkat çeken vurgular arasında. Kıyafetler, terziliği yalnızca ön yüzden değil, tüm beden üzerinden okumayı öneren bir yaklaşım sunuyor.
Defile, markanın geçmişteki büyük moda gösterilerine kıyasla daha samimi bir atmosferde sunuldu. Finalde çalan 1981 tarihli “I’m in Love With a German Film Star” şarkısı hafif bir nostalji yarattı ancak koleksiyonun odağı geçmiş değil, bugünün kimlik inşasıydı.
Boss Sonbahar/Kış 2026, “giyinmek” fikrini yeniden ciddiye alıyor. Güçlü omuzlar, paisley kravatlar ve aksesuarlar, yalnızca stil detayı değil, karakter inşa eden araçlar olarak sunuluyor.