DEFİLELERİ NEREYE SAKLADINIZ?

Sıla Güven'den son dönemde değişen 'defile' düzenine bir bakış...

ELLE ONLINE ELLE ONLINE 23 Mayıs 2014
DEFİLELERİ NEREYE SAKLADINIZ?



<#text>


<#text> İşin yaratıcılık boyutu bir yana dursun. Son zamanlarda defile izlemek değil, çektiğiniz defile fotoğrafıyla kaç “like” aldığınız moda. Dolayısıyla canım hayli sıkkın...


<#text>


<#text> Mercedes Benz Fashion Week İstanbul'un ilk günü. Akşam saatlerinde bir defile bekliyoruz. Karşımdaki sırada oturan herkesin ne kadar sevgi dolu olduğunu düşünüyorum. Defilenin başlamasına az kala, tam o sıraya İtalyan Vogue'un efsanevi Franca Sozzani'si oturuyor. Defile başladığında birkaç kıyafete bakıp sonra kalan süre boyunca başını öne eğerek gözlerini telefonundan ayırmıyor. Aslında geriye kalan diğerleri de gözlerini telefonlarından ayırmıyor. Herkes, küçük bir ekrandan izliyor tüm defileyi. Kimisi video çekiyor, kimisi en çok “like” alacak kareyi yakalamaya çalışıyor. “Eğer burası New York, Paris, Londra veya Milano olsaydı, en azından dışarıda gördüğümüz sokak stillerinden keyif alırdım” diye düşünüyorum.~


<#text>


<#text> Söylediğim çok saçma geliyor bir an, “Bu dörtlüden birinde defile izliyor olsaydım, zaten içeride bu kadar sıkılmazdım” diye düzeltiyorum kendimi. Artık tüm şovlar anında Instagram'da karşımıza çıkıyor. Birbiriyle yarışan medya mensuplarının dışında, blogger'lar da görevlerini yapıyorlar. Sonra bu fotoğraflara blog'lardaki veya forumlardaki ya da fotoğraf altlarındaki yorumlar eşlik ediyor.


<#text>


<#text> DEFİLENİZİ NASIL ALIRSINIZ?


<#text> Keşke defileler gerçekten tasarım için kalbi atan, stilin ne demek olduğunu cidden anlayan insanlarla dolu olsa. Öyle kalabalık olsak ki, kucak kucağa otursak hatta! Ama maalesef durum öyle değil. Şimdi herkes defilelere katılabiliyor. New


<#text> York Moda Haftası'nda blogger'ların içeri girişi yasaklanmış olsa da, onlar için fark etmiyor; çünkü artık çoğu “stil danışmanı” gibi yeni titrlere sahip. Moda haftalarının yöneticilerinin yapması gerekene gelince: Moda endüstrisi, ayna tuttukları yeni dünyayı anlamak için daha çok çaba sarf etmeli.~


GELECEK DE, BİR GÜN GELECEK



<#text> Peki, modaevlerinin kendi imajlarının kontrolünü kaybettiği şu durumda, gelecekte ne olacak? Belki de o eski elit tutumlarına geri dönmeleri işe yarayabilir. Mesela Chanel'in Métiers D'Art şovlarında olduğu gibi editörler, beklenmedik mekanlara kaçırılabilirler. Ya da belki de bir tasarımcının tarihini kutlayan bir retrospektif sergisi olmalı defile dediğimiz şey. Belki de Burberry'nin dijital defileleri, “asıl amaca” gerçekten hizmet eden en doğru yöntemdir, kim bilir?


<#text>


<#text> Elbette, bu konuda yazıp çizen, işi bu olan sektör elemanları olarak hepimiz iyi bir defile izlemeyi isteriz. Moda; sihir, güzellik ve estetiğe doğru açılan başka türlü büyülü bir kapı sunuyor. Aynı şekilde internet de gerçeklikten kaçış sağlıyor. Şimdi bu iki fantezi dünyasını, modayı ve teknolojiyi birbirine karıştırmalı. Eğer cidden gelecekte yaşadığımızı düşünüyorsak...~


<#text>


<#text> Bütün bu yukarıda anlatılanları, belki de şu anektod özetliyor en iyi şekilde... Defileye başlarken, sol omzuma bir el dokunuyor. “Canım? Pardon. Biraz kayar mısın? Çok sıkıştık.” Yüz yüzeyiz. Aramızda sadece beş santim bırakmış. Hanımefendinin sesinden anladığım kadarıyla yaşı hayli var. Fakat yüzü, çekik kaşları, olmayan kırışıklıkları ve dolgun dudakları aynı şeyi söylemiyor. Kayamayacağımı çünkü yer olmadığını söylüyorum. Ve dijital ekibimiz geliyor. Oturamıyorlar çünkü yerleri birtakım blogger'lara verilmiş; “Kusura bakma canım. İlk gelen oturur.“


<#text>


<#text> SILA GÜVEN

SON HABERLER

Dergide Bu Ay

ELLE Mart Sayısı Çıktı!

ELLE Mart Sayısı Çıktı!

Baharı Hande Erçel ile karşılıyoruz.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.