LÜKÜS HAYAT OH NE RAHAT

Moda tüm sezon yolculuklarında, içimizdeki gezgin ruhu gıdıklıyor. Stil, şıklık ve lüksün başrolde olduğu seyahatlerle yazın keyfini çıkarın, beş yıldızlı bir hayat yaşayın.

Sürprizli senaryoları, imza attığı dekorlarıyla her daim şaşırtmayı başaran Karl Lagerfeld, Chanel Resort 2019 defilesiyle hepimizi lüks bir gemi seyahatine davet etti.

Defile mekanı Grand Palais bu defa, ismini Gabrielle Chanel’in Fransız Riviyerası’ndaki evinden alan La Pausa isimli ihtişamlı gemiye ev sahipliği yaptı.

Küçük bir parantez açıp Gabrielle Chanel’in aslında 34 yıl boyunca Paris’teki Vendome Caddesi’ndeki Hotel Ritz’de yaşadığını hatırlatalım. Defileye dönersek, izleyiciler seyahat stilini çok iyi özetleyen denizci pantolonlara, çizgili tasarımlara, berelere, lacivert, beyaz ve kırmızının uyumuna baktıkça o kıyafetleri giymenin ötesinde, La Pausa’ya atlayıp tatile çıkmanın da hayallerini kurdular.

Temelde kışın da tatile çıkan zengin kesime stil önerileri sunmak amacıyla ortaya çıkan Resort defilelerine seyahat fikrinin damga vurduğunu biliyoruz. Nicolas Ghesquiere bunu, “Resort, hareket ve seyahat anlamına gelir. Mimari seyahatler Louis Vuitton markasının imzasına dönüştü” sözleriyle örneklendiriyor. Ghesquiere, 2017’deki Resort defilesini, Rio de Janeiro’da, ünlü mimar Oscar Niemeyer imzalı Niteroi Müzesi’nde, 2018’dekini de Kyoto’da Çinli Amerikalı mimar I. M. Pei’in elinden çıkan Miho Müzesi’nde sundu. Resort defilelerinin moda severlerle buluştuğu destinasyonlar hayaller kadar sınırsız, egzotik ve gizemli. Şangay, Seul, Dubai ya da Palm Springs; Dior, Chanel ve Louis Vuitton gibi markaların tercih sıralarında başı çekiyor. Bir stil yolculuğunu ifade eden, trendlerin dönüşümü ve evriminden beslenen moda, içerdiği seyahat felsefesiyle de biz gezgin ruhluları cezbediyor.

YOLCULUK NEREYE?

Tatil, yolculuk ve uzak diyarlar, tasarımcıların en büyük ilham kaynağı. Emilio Pucci ilkbahar/yaz 2018 koleksiyonunda öne çıkardığı rengarenk emprimeleriyle Amalfi kıyılarının renklerine gönderme yapıyor. Pucci’nin ayrıca reklam kampanyası için Rus model Valery Kaufman’ı havuzda görüntülemesi, çekimde ağırlıkla mavi ve yeşil tonlarındaki tasarımlara yer vermesi tatil duygusunu tetikliyor. Fularlar aylaklık etme arzusunu doğuruyor. Tıpkı 1968 yılında markayı kuran ve Asya’ya yaptığı sayısız seyahatten ilham alan Giacomo Etro gibi Veronica Etro da ilkbahar/yaz 2018 koleksiyonunda Hindistan’a, Maharaja’s Sarayı’na uzanıyor, renkli sariler ve “kurtas”lar tasarlıyor. Bu koleksiyonlara baktıkça sadece estetik bir içgüdüyle o tasarımları giymek değil, aynı zamanda bunlara ilham olan mekanlara da gitmek istiyoruz. En çok da Simon Porte Jacquemus’un duygu yüklü kıyafetlerinde, toprak tonlarındaki elbiselerinde, derin dekoltelerinde, devasa hasır şapkalarında Güney Fransa’ya doğru yola çıkmak, Provence ruhunu ta içimizde hissetmek istiyoruz.

OTEL STİLİ

Tatil ve egzotizmi çağrıştıran tasarımlar dışında moda dünyası otellerde kullanılacak kıyafetler ve eşyalarla da seyahat olgusuna öncelik veriyor. Prada ve Givenchy’nin şık robdöşambırları, sezonun vazgeçilmezleri arasına giren, ister oteldeki süitinizde ister sokakta kullanabileceğiniz pijama takımlar, Spa sonrası kullanabileceğiniz Emilio Pucci’nin havlu takımları, son dönemde ortalığı kasıp kavuran çarıklar ya da terlikler,  bire bir otel stiline gönderme yapıyor. Charlotte Olympia’nın “Dive In!” (Dal) çantaları, Olympia Le-Tan’ın Toskana’daki Pellicano Hotel’den esinlenerek tasarladığı clutch’lar, jet lag’in etkisini hafifleten maske ve serumlar, seyahate özel hazırlanan güzellik setleri, “travel size” ismiyle kullanıma sunulan çantalar... Hepsi, yolculuklarda şık ve bakımlı görünmenin ötesinde yolda olmanın hayatımızın gerçeğine dönüştüğünü de haberdar ediyor.

LÜKS GÖÇEBE

Eskiden tatile gitmek daha uzun uzadıya planlanan, aylarca hayali kurulan bir etkinlik ve hatta ciddi bir karardı. Sayısı sınırlıydı. Gelişen teknoloji ve kısalan mesafeler sayesinde artık şehirden daha sık uzaklaşabiliyor, “long weekend”lerle (uzun hafta sonu) küçük kaçamaklar yapabiliyoruz. İş seyahatlerini kısa molalarla taçlandırıp nefes almak hepimize iyi geliyor. Toplumdaki sosyal gelişmelerin paralelinde hareket eden moda hayatın bu gerçeğinden feyzalıyor ve tatil kafasıyla tasarlıyor; egzotik mekanlarda gerçekleşen resort defileleri bunun en güzel örneği. Lüks devi Versace’nin Dubai’de açtığı Palazzo Versace Dubai, Bvlgari Hotels&Resorts’larsa, seyahat olgusunun her haliyle modaya damga vurduğunu bir kere daha doğruluyor. Biz dahil, moda dergilerinin düzenlediği “weekend” etiketli hafta sonu etkinliklerini, “travel” adı altında yayımladıkları tatil eklerini de bir kenara not edelim. Otelde Maje pijama gömleğinizle yatağınıza uzanabilir, Assouline yayınevinden çıkan “Chic Stays” (2016) kitabında bir sonraki destinasyonunuza karar verebilir, ardından da Dolce&Gabbana Spa terliklerinizle masaja gidebilirsiniz. Lüks bir göçebe hayatı yaşamayı hangimiz istemez?

BEŞ YILDIZLI BİR HAYAT

Sadece saatler süren lüks bir göçebelik de yaşayabilirsiniz. Spa merkezlerinin giderek artması ve “wellbeing” (iyi yaşam) konseptinin gelişmesiyle insanlar fazla uzaklaşmadan şehir otellerinde bir-iki günlük, hatta iki saatlik tatil de yapabiliyor. Bu arada son yıllarda sosyal medyayı kasıp kavuran “bathleisure” trendini hatırlayalım. Spa’dan ya da otel odanızdaki jakuziden çıkıp kafanıza türban şeklinde bir havlu sarabilir ve bu şekilde sokağa çıkabilirsinz. Şehir içinde tatil yapanlar için “bathleisure” trendi şık bir çözüm yolu. Moda, seyahat ve şehir hayatının nasıl iç içe geçtiğini de gösteriyor. “Pretty Woman” filminde Vivian karakterinin Los Angeles’taki Beverly Wilshire Hotel’de yaşadığı beş yıldızlı lüks otel hayatı ve stil dönüşümü çok uzak bir hayal. Ama kısa kaçamaklar bile nefes almamıza yetiyor. Bu satırlara kadar geldinizse, tatil programına girişin. Yakınınızdaki bir şehir otelinde rezervasyon yaptırın. Hiçbiri olmuyorsa, evinizdeki küvette köpük banyosunun tadını çıkarmak da hiç fena fikir değil.

YAZI: Selin Miloşyan

ELLE HAZİRAN 2018 SAYISINDAN ALINMIŞTIR.


.