YELKEN AÇIP GİDELİM

Yelken kumaşlarına verdğı̇ ikinci bir hayatla onları birer çantaya dönüştüren huner'i, kurucucusu Hüner Aldemir'den dinledik.

ELLE Türkiye ELLE TÜRKİYE 02 Ekim 2022

Açık denizlerde kapıldığımız akıntıların bizı̇ nereye götüreceğı̇ kimi zaman belirsiz olabilir. Ama doğru rüzgarı arkanıza aldığınızda ufuk çizgisine kadar keşfedecek çok yol var. Tıpkı huner’in yaptığı gibi! Tam yol ilerı̇! Hüner Aldemir, yelken kumaşlarına verdığı̇ ikinci bir hayatla onları birer çantaya dönüştürüyor. Keşfe çıkıyoruz.



Yazı anımsatan sıcak bir bahar günü Hüner Aldemir’in Kabataş’taki atölyesindeyim, huner’in yarattığı dünyayı düşünecek olursak, yelken kumaşlarından çanta yapan bir markanın atölyesi olabilecek en iyi yerde konuşlanmış. Biz konuşurken de fonda Boğaz’da birbirlerini selamlayan gemilerin sesleri duyuluyor mesela. Markanın suyla olan bağı bununla sınırlı değil. Her bir yanı suyla çevrili bir şehirde, üç tarafı denizlerle kaplı bir ülkede yaşamak ister istemez huner’in de bütün yolculuğunu şekillendiriyor. Markayı kurmak için ilk fikirler 2016 yılında beliriyor ufakta, demir alıp limandan ayrılması 2017. Online satışların başladığı, “dükkanın açıldığı” ilk günün de, önceden hesaplanmamış bir önemi var.

1 Temmuz Kabotaj Bayramı’na denk geliyor. Denizlerimizi, suyu kutlamanın daha cool bir yolu olamazdı büyük ihtimalle. Hüner’in yelkencilikle alakalı pek bir geçmişi olmasa da derin mavileri çok seviyor: “Deniz ve yelken benim için özgürlük anlamı taşıyor” diyor. “Rüzgar sizi istediği yere sürükleyebilir, ancak siz demir attığınızda durduğunuz yerde de kalabilirsiniz.”

Yolculuğun başladığı ilk yıllar yüksek dalgalar nedeniyle kimi zaman çetrefilliymiş. Markanın kuruluş yıllarında ivme kazanarak kaydettiği esas büyüme yelken kültürüne, ileri dönüşüme daha sıcak bakan coğrafyalardan İskandinav ülkelerinde oluyor. “Biraz da tecrübesizliğin vermiş olduğu bir cesaretle Oslo’da kurulan bir Noel fuarına katılmıştım. Çantaların hemen hepsi tükendi orada, ardından benzer bir başarıyı Kopenhag’da da yakaladık. Bu sırada Türkiye’de ise her şeye sıfırdan başlamamız zorunluydu, çantaları tanıtmadan, hikayesine geçmeden önce ileri dönüşümün ne olduğunu anlatmamız gerekiyordu.”

PUPA YELKEN

2016 yılında Venedik Bienali 15. Uluslararası Mimarlık Sergisi’ne Türkiye, Darzana başlıklı projeyle katılmıştı. Darzana, tersane kentleri olan Venedik ve İstanbul arasındaki ortak kültürel ve mimari mirası vurguluyordu. Hüner Alde- mir de organizasyon işlerinde deneyimli olduğu ve bienale ilgi duyduğu için projeye dahil olmak istiyor. Aldığı moda eğitimini (New York’taki Pratt Institue’da moda tasarımı okumuş), yaptığı stajları düşününce tanıtım amaçlı üretilecek çantaları tasarlamaya ve hayata geçirmek konusunda çalışmalara başlamış. O anlarda haberi olmasa da, markasının ilk tomurcukları atılmış oluyor. Projenin kendisinden ilhamla yelkenlerden çanta yapmaya başlıyor. “Yelken kumaşı neye benzer, üzerinde nasıl çalışılır ya da ondan çanta yapılır mı hiçbir fikrim yoktu, bir anda çalışmaya başladım.”


Peki yelkenler üzerinde nasıl çalışılır?

“Bir yelken kumaşı genelde 30 metre oluyor. Halatların geçtiği kenarları kullanmaya özellikle özen gösteriyorum, çünkü bu hoşuma gidiyor. Her çantaya da farklı bir özellik katıyor. Beş yıldır ürettiğimiz her tasarımın kesim artıkları duruyor. Daha sonra kullanmak için saklıyoruz. Doğada çözülebilir kumaşlar olmadığından kesinlikle atmak istemiyorum. Araştırmaya başlayınca Amerika’da New England’da insanların gündelik ihtiyaçlarını karşılamaları İçin yelkenlerden çanta yaptıklarını gördüm. Aslında ne kadar zor olacağını bilsem başlamayabilirdim. Her şeyi tek tek elde kesiyoruz, makine kullanmıyoruz. Her yelkenin kendine has dokuları ve kısımları var. Asıl iş, üretilen çantaların benzersiz olabilmeleri için o detayları tasarım sürecine doğru dahil edebilmekte.” Çantalar bir nevi, kişiye özel. Seri üretim yerine, sipariş odaklı çalışan bir çark var.

Hüner, Bodrum’da yelken üreticilerinden tutun da İstanbul’daki yelken kulüplerine kadar her bir tarafı dolaşıyor. “Başlarda şaşırıyorlardı, ancak kaç kişi gidip yelken kumaşları toplamak ister ki? Bir süre sonra ben derdimi anlatmadan, artık onlar beni tanıyordu.”

KARBON AYAK İZİ DÜŞÜK KOLEKSİYONLAR

Doğada tamamen çözülebilir ve organik şile bezinden dikilen cinsiyetsiz bir marka Ferah, huner’ın kız kardeşi. Hüner’in yaptıklarını sorgulamasından doğan bir marka. “Evet, yelkenlere ileri dönüşümle ikinci bir hayat veriyoruz, çöpe atılmalarını engelliyoruz, ancak yine de doğada dönüşmeye elverişli bir materyal değil.” Bileşenleri arasında karbon fiber ve plastikler var.

“Anneannemde bir öğle yemeğinde 30 yıldır giyindiği ve ilk günkü gibi yapısını koruyan şile bezinden elbiselerini görünce, daha fazlasını yapabileceğim aklıma geldi.” Hazır giyim markasının temelleri de bu şekilde atılıyor. Sonrasında Şile’de üreticilerle başlayan Ar-Ge çalışmaları. Ferah, Hüner için bir antidot değil, ama birlikte el ele yürüyen bir marka. “Vücuda değen, daha yumuşak materyallerle çalışmanın verdiği özlemle işe koyuldum.”

Yakın zamanda ikinci sezonu çıkacak. Kıyafetlerde fermuar gibi materyaller kullanılmıyor ve her bir parça yüzde yüz doğada dönüştürülebilir. Plastik kullanılmasının gerektiği durumlarda Aldemir’in tercihi de gerçek kauçuktan yana oluyormuş, düğmeler de kabuklardan geliyor. Kısacası dünyaya zarar vermeden günü geldiğinde sessizce toprağa karışabilecek bir yapısı var. Tıpkı huner’de olduğu gibi bu yaklaşım yapım aşamasına kısıtlama getiriyor. “Ancak bunu seviyorum, daha fazla çözüm üretmek, daha fazla jimnastik anlamına geliyor.” Koleksiyondaki kıyafetler yine sipariş üzerine üretiliyor. Ceket ve pantolon gibi daha cinsiyetsiz sayılan kıyafetler seri (ancak elbette yine de belirli bir sınırda), diğer tüm ürünler gelecek siparişler üzerine hazırlanıyor. Pamuklar Adana’dan geliyor, Uşak’ta ipliğe dönüşüyor. Şile’de dokuması yapılıyor, Kadıköy ve Osmanbey’de de terziler yardımıyla kıyafetler ete kemiğe bürünüyor. Coğrafi işaretleme kurallarına uygun, karbon ayak izi inanılmaz düşük.

Hüner Aldemir’in tasarımları, markaları huner’de de ferah’da da kendilerine has ve biricik. Greenwashing’den uzak, doğaya minimum zarar hatta kimi zaman hiç zarar vermeden rüzgarı ardına alıp yollarına devam ediyorlar.



Röportaj: Aykun Taşdöner

ELLE Türkiye Haziran 2022 sayısından alınmıştır.  





Dergide Bu Ay

ELLE Haziran Sayısı Çıktı!

Kapağımızda ise Oral-B ile yepyeni bir işbirliğine başlayan oyuncu Yağmur Tanrısevsin var.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.