Röportaj: Aslı Asil
Bazı moda işbirlikleri gerçekten bir dönemi tarif ettiği biri. 2005’te, H&M’in henüz ikinci tasarımcı işbirliği olarak lanse edilen bu koleksiyon, lüks modanın kodlarını daha geniş bir kitleye taşırken aynı zamanda bugünden bakınca çok daha anlamlı görünen başka bir tartışmayı da erkenden açmıştı: malzeme seçiminin etiği, hayvan dostu yaklaşım ve modada sorumluluk fikri. Yirmi yıl sonra gelen bu yeni edisyon, ilk koleksiyonun kült statüsüne yaslanmak yerine onu bugünün diliyle yeniden okuyor. Oversize gömleklerden keskin tailoring’e, Falabella zincir detaylarından slogan tee’lere uzanan arşivsel jestler; organik pamuk, geri dönüştürülmüş içerikler ve daha bilinçli malzeme tercihleriyle yeniden çerçeveleniyor.Kısacası bu, sadece geçmişi hatırlayan bir geri dönüş değil; iyi fikirlerin neden ikinci bir hayata sahip olabileceğini gösteren bir moda cümlesi.7 Mayıs’ta satışa çıkacak koleksiyon öncesinde, H&M’in kreatif merkezindeki en önemli isimlerden Ann-Sofie Johansson ve Stella McCartney ile, bu ortaklığın bugün neden hâlâ önemli olduğunu konuştuk.
Stella McCartney’nin H&M için hazırladığı ilk koleksiyondan yirmi yıl sonra gelen bu yeni edisyon, bugün artık neredeyse H&M tasarım arşivinin tarihsel parçalarından biri gibi okunuyor. Bugünün moda dünyasında bu geri dönüşü nostaljinin ötesinde anlamlı kılan şey ne?
ANN-SOFIE JOHANSSON: Bu koleksiyonun yalnızca nostaljiyle ilgili olduğunu söylemek haksızlık olur ama elbette 2005 modasının o enerjisine dönüp bakmak hepimiz için çok keyifliydi. Stella her zaman kuralları zorlayan bir isim oldu. Sektörün yerleşik alışkanlıklarını sorgulamaktan, işleri farklı yapmaya dair daha cesur ve daha umut verici bir vizyon sunmaktan hiç çekinmedi. Yirmi yıl önce bizi ona çeken şey de tam olarak buydu. Özellikle malzemeler ve üretim yaklaşımı söz konusu olduğunda, modanın sınırlarını esneten bir bakış açısı vardı ve biz bunu desteklemek istedik. Bugün yeniden bir araya gelmemizin sebebi de aynı: soru sormak, alışılmışı bozmak ve sürdürülebilirlik etrafındaki diyaloğu yeniden merkeze taşımak. Bu işbirliğinin en güzel yanlarından biri de o günden bugüne ne kadar yol katettiğimizi görmek oldu. 2005’te radikal bulunan pek çok şey, organik pamuk ya da geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı gibi bugün H&M’de yaptığımız işlerin doğal bir parçası. Bununla gurur duyuyoruz. Ama elbette hâlâ kendimizi zorlamaya devam etmemiz gerekiyor. Bu koleksiyon da akıllı ve yenilikçi malzeme yaklaşımıyla bunu yapmanın bir yolu. Bir yandan da Stella’nın modada öncü bir ses olduğu farklı dönemlere dönüp bakmak gerçekten çok ilham vericiydi. Güçlü feminenlik anlayışı, oyunbaz tavrı, 2000’ler estetiğine kattığı o özel enerji… Bugün genç kuşakların gardıroplarında yeniden referans verdiği pek çok unsur burada tekrar hayat buluyor. “Rock Royalty” yazılı beyaz mini tişört gibi bazı parçalar ise gerçekten çok özel arşiv göndermeleri taşıyor.
Kampanya görselleri, Stella’nın arşiv ruhunu doğa ve mesaj duygusuyla bugüne taşıyarak koleksiyonun oyunbaz ama bilinçli tavrını tamamlıyor.
Koleksiyon, Stella McCartney’nin keskin tailoring çizgisinden oyunbaz arşiv referanslarına kadar en tanınabilir imzalarını yeniden ziyaret ediyor. H&M açısından,bir lüks moda evinin ruhunu erişilebilir kılarken o tavrı kaybetmemek nasıl mümkün oluyor?
ANN-SOFIE JOHANSSON:
Stella McCartney’yi bugün H&M için anlamlı bir işbirliği ortağı yapan şey yalnızca güçlü bir görsel kimlik değil; modayı sorumluluk fikriyle en erken buluşturan isimlerden biri olması.Sizce bugün onu hâlâ bu kadar özel kılan ne?
ANN-SOFIE JOHANSSON: Aslında bunu en iyi özetleyen şey tam da söylediğiniz cümle. Stella, modayı sorumluluk fikriyle çok erken dönemde ilişkilendiren öncü isimlerden biri. Bu, 2005’te bizim için neden önemliyse bugün de aynı ölçüde önemli. Bu birlikteliğin sevdiğim taraflarından biri de şu: İyi fikirlerin bir son kullanma tarihi yok. Bir tasarımcıyla bir kez çalıştınız diye bu hikaye tamamlanmış olmuyor.Tam tersine, bazı ortaklıklar zaman içinde daha da anlam kazanabiliyor. Burada mesele “bir kez yapıldı ve bitti” duygusu değil; ortak değerlere sadık kalmak, gerçek bir sinerji hissettiğiniz biriyle yıllar sonra yeniden aynı masaya oturabilmek.
H&M’in tasarımcı işbirlikleri bir dönem moda tüketicisinin “erişim” ve “arzu” fikrini dönüştürmüştü. 2026’da,işbirliklerinin neredeyse her yerde olduğu bir çağda, bir projeyi hâlâ kültürel olarak anlamlı kılan şey sizce ne?
ANN-SOFIE JOHANSSON: Ben her zaman en iyi işbirliklerinin temelinde samimiyet olduğuna inanırım. Bu proje de tam olarak buna sahip. Yirmi yıllık bir dostluğu, ortak bir hafızayı ve ortak değerleri yeniden ziyaret ediyoruz. Bu yeni dönemin önemli parçalarından biri de hayata geçirdiğimiz “Insights Board”. Moda endüstrisinin farklı alanlarından sesleri bir araya getiren bu yapı; malzemeler, sürdürülebilirlik ve giysilerin yaşam döngüsü gibi konularda daha açık,daha cesur ve daha üretken bir tartışma alanı yaratmayı amaçlıyor. Bizim için burada asıl mesele sürdürülebilirliği “insanların konuşmaktan çekindiği ağır bir başlık” olmaktan çıkarmak. Onu daha kolektif, daha merak uyandıran ve daha yapıcı bir diyaloğa dönüştürmek istiyoruz. Hem Stella hem de H&M olarak, gerçek değişimin ancak sektör birlikte hareket ettiğinde mümkün olduğuna inanıyoruz.
“Arşivime dönmek bana çok büyük bir enerji verdi. Ama bunun bir müze hissi taşımasını istemedim; yaşayan bir şey olmasını istedim.Her zamanki gibi bu koleksiyonda da deri, kürk, tüy ya da egzotik deri yok.”
Stella McCartney her zaman çok belirli bir kadın fikrini temsil etti: özgüvenli, keskin, oyunbaz ve asla fazla cilalı olmayan. Bu koleksiyonu bugünün H&M kitlesi için kurgularken aklınızda nasıl bir ruh hali vardı?
ANN-SOFIE JOHANSSON:
H&M ile ikinci kez bir araya geliyorsunuz; üstelik ilk iş birliğinizin üzerinden tam yirmi yıl geçti. Bu ortaklığı yeniden canlandırmak için neden şimdi doğru zaman gibi hissettirdi?
STELLA MCCARTNEY: Şimdi doğru zaman gibi hissettirdi çünkü dünya nihayet bu konuşmanın ritmine yetişti.Yirmi yıl önce hayvan dostu moda ya da alternatif malzemelerden söz ettiğimde bana “eko ucube” diyenler oluyordu; çünkü o yıllarda insanlar henüz bu soruları sormuyordu bile. O gündemi savunmak zaman zaman oldukça yalnız bir yerdi. Bugün ise modanın çevre üzerindeki en büyük etkisinin, kıyafetlerin nelerden yapıldığı ve nasıl üretildiğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu çok daha net biliyoruz. Konvansiyonel pamuk muazzam miktarda su ve kimyasal kullanıyor; bakir sentetikler fosil yakıtlara bağlı. Bu koleksiyonda organik pamuk, geri dönüştürülmüş polyester, Bailu-ECO ve Ecojilin viskon,hatta tarımsal atıklardan üretilmiş tekstiller kullanıyoruz. Süslemelerde bile geri dönüştürülmüş cam ve metal tercih ediyoruz. H&M ile bugün yeniden bir araya gelmek, bir yandan ne kadar yol aldığımızı görmek, diğer yandan da hâlâ ne kadar çok iş olduğunu dürüstçe kabul etmek için doğru bir an gibi geldi. H&M’in ölçeği sayesinde bu tercihler niş kalmıyor;normalleşiyor.
Bu yeni koleksiyon ilkine göre nasıl farklı, nasıl benzer?
STELLA MCCARTNEY: Niyet aslında çok benzer; ama elimizdeki araçlar tamamen farklı. Markamı kurduğum ilk günden beri erişilebilir modanın değerlerden ödün vermek zorunda olmadığını savundum. Kendi koleksiyonlarımda hiçbir zaman deri, tüy, kürk ya da egzotik deri kullanmadım. Bugün değişen şey şu: malzemeler artık nihayet bu vizyonu destekleyebilecek noktaya geldi. Geri dönüştürülmüş cam boncuklar, geri dönüştürülmüş lifler, RWS sertifikalı yünler… Tasarımın duygusundan ya da dokusundan taviz vermeden bunlarla çalışabiliyoruz. Geri dönüştürülmüş polyester ham petrole olan bağımlılığı azaltıyor, organik pamuk ise yapay pestisit ve gübre olmadan yetiştiriliyor; ama yine de hem güzel görünüyor hem de iyi hissettiriyor. Değişmeyen şey ise çok net: deri ya da kürk kullanmama kararlılığım ve modanın aynı anda arzu uyandıran, modern ve sorumlu olabileceğine dair inancım. Bu, yirmi yılı aşkın süredir yaptığım işin omurgası.
Bu koleksiyon markanızın tarihine dönüp bakıyor. Neleri yeniden gündeme alacağınıza nasıl karar verdiniz?
STELLA MCCARTNEY:
Bugün dönüp baktığınızda özellikle hangi erken dönem fikirler ya da parçalar yeniden önem kazanıyor?
STELLA MCCARTNEY: İlk dönem işlerimin çoğu özgüven ve kalıcılık fikri etrafında şekilleniyordu. Trend odaklı değil, daha kişisel parçalardı. Bu yaklaşım o zaman içgüdüseldi ama bugün çok daha anlamlı hale geldi; çünkü aşırı üretim ve atık, sektörün en büyük sorunları arasında. Kıyafetlerin tek kullanımlık olmasını hiçbir zaman istemedim. İnsanların giydikleri şeylerle bir bağ kurmasını istedim. Dayanıklı yünler, düşünülerek geliştirilmiş sentetikler, geri dönüştürülmüş cam boncuklar ve metal zincirler gibi unsurlar, bu parçaların uzun süre yaşaması için var. Tekrar giyilsin, saklansın, tamir edilsin istiyorum. Bu ilk fikirleri bugün yeniden gündeme almak bana çok doğru geldi; çünkü sektör nihayet sürdürülebilirliğin yalnızca inovasyonla değil, aynı zamanda uzun ömürlü tasarımla da ilgili olduğunu anlamaya başladı.
Koleksiyondaki bazı parçalar ikonik moda anlarına referans veriyor. Bugün bu göndermeler sizin için ne ifade ediyor?
STELLA MCCARTNEY: Benim için çok duygusal, ama aynı zamanda çok pratikler. O anlar dostluklara, anılara ve bir özgürlük duygusuna bağlı. Moda da benim için her zaman biraz bununla ilgili oldu. Tanıdık formlara ya da hafızada yer etmiş anlara dönmek, insanların kıyafetlerle daha hızlı bir bağ kurmasını sağlıyor. Bu bağ çok önemli. Ben, annemle babamın aynı gardırobu paylaştığı bir evde büyüdüm; tailoring’e olan ilgim de biraz oradan geliyor. Çünkü tailoring, maskülen ve feminen arasındaki sınırları eritiyor. Bir insan bir parçayı gerçekten severse, onu daha uzun süre saklar,tamir ettirir ve yeniden giyer. O parça organik pamuk ya da geri dönüştürülmüş liflerden üretildiyse, bu aynı anda etkiyi de azaltır. Benim için moda; yaratıcılık, duygu ve sorumluluk aynı anda çalıştığında anlam kazanıyor. Bu denge, her zaman işimi yönlendiren temel şey oldu.
Stella McCartney x H&M koleksiyonu, markanın keskin tailoring dilini, oversize gömlekler, akışkan trençkotlar ve Falabella zincir gibi imza kodlarla yeniden kurarken; arşivden gelen oyunbaz 2000’ler enerjisini de bugünün daha bilinçli gardırop fikriyle buluşturuyor. Nostaljiyi birebir tekrar etmek yerine, Stella’nın yıllardır kurduğu güçlü, rahat ve hafif asi feminenliği bugüne taşıyan bir seçki sunuyor.
Bu yazı ELLE Türkiye Mayıs sayısından alınmıştır.