Yazı: Aslı Asil
Günümüz modasının sinemaya olan düşkünlüğü sadece estetik bir oyun mu, bir iletişim stratejisi mi, kültürel hegemonya aracı veya derinleşen duygusal bağlantı yöntemi mi? Bilemiyoruz. Ya da markaların sinemaya yönelmesi sadece nostalji mi? Yoksa moda sadece giyilen değil, izlenen bir kültür mü? Cevaplanması gereken çok soru var ama hepsine tek bir cevap da yok.
Sinema zaten hep moda tutkunuydu. “Gentlemen Prefer Blondes”tan, “Devil Wears Prada”dan, “Marie Antoinette”den beri, bu en net gerçeği. Şimdi işler tersine büyük bir atılım yaptı. Geleneksel reklam kampanyaları günümüzde bir haftalık ekran ömrüyle sınırlı. Bazen bu süre daha bile az. Peki filmler öyle mi? Film ve sinema estetiği zamanın sınırlarını aşan bir anlatı alanı. Gucci’nin yakın dönemdeki hamlesi bunu net gösterdi. Bir sezon koleksiyonunu klasik defile ritüellerinden çıkarıp kısa film formuna taşıdı. Sinematik bir kurgu etrafında gündem yarattı ve tek hamlede küresel konuşulurluk sağladı. Analizler gösteriyor ki “Tiger” kısa filminin lansman gününde medya etkileşimi üç katına çıktı ve yalnızca “earned media value” üzerinden 14 milyon dolar değer yarattı. Bu yaklaşımın marka anlatısını, performanstan çok kültürel etki perspektifinde konumlandırdığı açık. Aynı mantıkla Gentle Monster’ın Hunter Schafer’lı kısa filmi de koleksiyon anlatımını iki dakikalık, yüksek üretim değerli bir sahneye taşıdı, moda içeriği bir izleme deneyimine dönüştü. Karşılığı mı? Bu kısa film sadece 22 saat içinde 11 milyon izlenme aldı.
Taylor Russell, Loewe
Bu dönüşümün tekil bir PR hamlesi olmadığını kanıtlayan en kurumsal örnek ise Saint Laurent. Anthony Vaccarello, markanın bünyesinde tam teşekküllü bir film yapım şirketi kurdu: Saint Laurent Productions. “Film artık bizim defilemiz” diyor Vaccarello. Kısa sürede Pedro Almodóvar’dan David Cronenberg’e uzanan bir yönetmen yelpazesine yayılan işbirlikleri, lüks modanın yalnızca kostüm bağışçısı ya da sponsor olmaktan çıkıp doğrudan film üretimine geçtiğini gözümüzün önünde tescilledi. Aynı ölçekte, Prada’nın Scarlett Johansson’la çalıştığı son kampanya için Yorgos Lanthimos’u kamera arkasına alması da bu sinematik dönüşümün nitelikli devamıydı. Ödüllü yönetmen Yorgos Lanthimos, Prada kampanyası çekti!! Lanthimos’un karakteri çoğaltan, gerçeklik ile kurgu arasında insanı kaydıran dili sayesinde Galleria çantası bir ürün olmaktan çıktı. Lüks endüstrisinin Cannes 2024’te filmlerin finansmanına nasıl iz bıraktığını zaten saatlerce anlatabilirim... Ama şimdi konumuz bu değil.
Jacob Elordi, Bottega Veneta
Moda Filmlerinin Gizli Kahramanı
“Costume Supervisor” artık Hollywood’la sınırlı değil. Gucci ve Saint Laurent, son dönem moda filmlerinde bu rolü kreatif ekiplere dahil etti. Görevleri yalnızca kostüm seçmek değil kıyafetin kamera önünde nasıl hareket ettiğini, rengin hangi ışıkta parladığını, karakterle nasıl bütünleştiğini tasarlamak. Yani bir moda filmi izlediğimizde, perde arkasında aslında yeni bir ana kreatif var: Stilist, psikolog ve görüntü yönetmeni karışımı bir hafıza tasarımcısı.
Konumuza dönecek olursam, bu yıl Los Angeles’ta düzenlenen Vogue World: Hollywood’a da değinmeden geçemem. Tüm dünyanın gözü önünde “Defile mi, sahne mi, film mi?” sorusunu yeni bir formülle cevapladı. Paramount stüdyolarının setleri içinde kurgulanan gösteri özgün film kostümlerine, oyuncu-performer karmasına ve canlı müziğe yaslanan, tam anlamıyla hibrit bir moda–sinema sahnesiydi. En güzel tarafı da etkinlik bilet gelirlerini geçen sene Los Angeles’taki yangınlardan etkilenen kostüm topluluğuna aktararak somut bir dayanışma üretti ve 4.5 milyon dolar fon sağladı. Açılış anı belleklere (ve moda tarihine) kazındı. Kendall Jenner’ın Moulin Rouge kostümüyle sahneye çıkışı zirve örneği. “Bir kız’’ yürüdü ve puff, sihir gerçekleşti... 10 saatte 6 milyon izlenme!
Zoey Deutch
Styling’in Ötesinde: Sinema Nasıl Modanın En Güçlü Diline Dönüştü?
Hunter Schafer, Gentle Monster
Neden “Filmi Görmek” Bir “Çanta Almak”tan Daha Tatmin Edici?
Psikolojik açıdan bakıldığında sinema, moda kampanyalarının duygusal derinliğini genişleten en güçlü anlatı formu. Bugünün markaları yüz seçmiyor, hikaye taşıyıcıları seçiyor. Loewe’nin Taylor Russell’la kurduğu bağ, Scarlett Johansson’la Yorgos Lanthimos’lu sinematik Prada ya da Bottega Veneta’nın Jacob Elordi ile yarattığı evren.
Bu Obsesyon Neyi Anlatıyor?
Strateji katmanında tablo berrak. Mecralar çoğalırken dikkat seyreliyor ve film bunun panzehirini sunuyor. Bu durum geçici bir pazarlama refleksi değil. Sinema, bugünün tüketicisinin özlediği derinlik ve bağ kurma ihtiyacına cevap veriyor. Serbest dolaşan imgelerin hızla tüketildiği bir dünyada, markalar artık bir dakikalık ekran süresinden daha fazlasını arıyor. Çünkü filmik anlatı ritmi, moda içeriğine süreklilik ve derinlik kazandırıyor. Sponsorluktan ortak yapımcılığa geçişin nedeni yalnızca prestij zaten olamaz. Endüstri raporları da, kalabalık mecralar içinde video izleme alışkanlıklarının kültürel graviteyi sosyal video ve kısa formlara kaydırdığını vurguluyor; moda bu graviteyi sinematik bir üslupla yakaladığında, erişim bir grafikten daha fazlasına dönüşüyor.
Elbette bu yeni ekosistemin riski de var. İçerik tektipleşebilir. İşte burada markaların film diline getirdiği yönetmenlik seçimi belirleyici oluyor. Saint Laurent’ın Jim Jarmusch, Almodóvar gibi imza dili belirgin isimlerle çalışması, marka kimliğinin filmografik bir süreklilikle inşa edildiğini düşündürüyor. Aynı eksende Miu Miu “Women’s Tales” ve Prada’nın bağımsız film fonu gibi yapılar, modanın yönetmenlerin hayal gücünü beslediği bir atölyeye dönüştüğünü gösteriyor. Ki tam bu cümleleri kurarken bazı yönetmen arkadaşlarım aklımdan geçiyor.
Son kertede mesele şuna varıyor. Moda yalnızca bakılan bir şey olmaktan çıkıp, izlenen bir şeye dönüştüğünde hatırlanma ihtimali artıyor. Çünkü izleme eylemi süre talep eder ve süre, duygu bağını derinleştirir, duygu ise belleği tutar. Benim Milano anında hissettiğim gibi, şaşkınlıkla başlayıp tatlı bir etkiye dönüşen o his. Moda, sinemanın bu duygusal mimarisini alıyor. Podyumun iki yanından aynı ekrana doğru yürüyen iki disiplin gibi, biri biçimi, diğeri hikayeyi getiriyor. Bir araya geldiklerinde kültürün merkezine oturan şey tek kelime: atmosfer.
Bu yüzden bugün bir kampanyanın etkisi bitiş tarihine değil, tekrar izlenebilirliğine bağlı. Bir koleksiyonun ömrü mağaza rafında değil, seyircinin belleğinde ölçülüyor. Çok konuştum ama toparlamam gerekirse:
Moda sinemaya takıntılı değil (sanırım).
Moda, sonsuza kadar yaşamak istiyor (kim istemez ki?). Ve bunun en şık yolu hep beyaz perde.
Fotoğraflar / Markalar: Gentle Monster, Loewe , Prada, Saint Laurent Productions, Bottega Veneta, Getty Images, Gucci, Nouvelle Vague
Bu yazı ELLE Türkiye Aralık/Ocak 2025 sayısından alınmıştır.