ALEYNA TİLKİ : ASLINDA RUHUM ÇOK FARKLI

Aleyna çok çalışıyor, üretiyor ve kendi jenerasyonunu çok iyi anlayıp risk alabiliyor. Şimdi kenara çekilin, Aleyna geliyor.

Rutin bir iş gününde yayın yönetmenimiz “Aleyna’yı mı kapak yapsak?” diye yüksek sesle düşündüğünde hepimiz odasına ışınlandık.

Bu iyi fikir miydi? ELLE okurları bu konuda ne düşenecekti? ELLE Amerika bunu hep yapıyor(du).

Yani genç, iddialı, belki pek çok kişiye göre aykırı, üreten, kalabalıktan sıyrılan, cesur isimleri kapağa taşıyor.  Biz de motto’su “More Women” olan bir dergi olarak herkesin konuştuğu Aleyna’yı yakından tanımak istedik. Hemen söyleyeyim, o kendine çok güveniyor, ne yaptığını iyi biliyor ve en önemlisi de müzik konusunda inanılmaz tutkulu. Haklısınz, 17 yaşında bir genç kız için fazlasıyla iddialı ve özgüvenli. Röportajı okuyunca bu özgüvenin altının dolu olduğuna siz de ikna olacaksınız.Kendisine bir şans tanıyıp YouTube’dan söylediği yabancı şarkıları, Gesi Bağları ve Uzun İnce Bir Yoldayım gibi türküleri bir kez dinleyin derim. Hürriyet gazetesi müzik yazarı Tolga Akyıldız “Aleyna bu türküleri henüz 15 yaşındayken kusursuz icra etti. Kendine güveni, sahne ışığı ve yeteneği, kendinden konuşturmayı bilmesi bu potansiyel başarının en önemli göstergesi” diyor. “Star ‘ablalar’ Aleyna’nın üstüne gitmeyi, genç ve yolun başında bir müzisyen olmasına rağmen, hatta kendilerinin aynı yaşlardaki hallerini unutarak acımasızca eleştirmeyi marifet sayıyorlar. Ancak yükselişinin önünde durabileceklerini sanmıyorum. Kendi akranlarını peşinden koşturan genç bir stara ihtiyacımız vardı, kavuştuk. ‘Sen Olsan Bari’ kendi kategorisinde dinlediğim en iyi pop şarkılarından biri ve Aleyna açısından önemli bir adım” diye devam ediyor. Bizi en çok şaşırtansa; Aleyna’nın gerçek anlamda istediği müziği yapmadığını öğrenmek oldu. Dünyanın ve Batı’nın basit record’larla aynı şeyleri tekrarladığının farkında. Bu yüzden önce ticari olarak yerini sağlamlaştırıp sonrasında gerçekten söylemek istediği tarzı ve şarkıları söyleyecek; yani rock. 17 yaşındaki bir gencin böyle vizyonu olması alkışlanacak bir durum. Onun için “sahne insanı” demekse hiç yanlış olmaz. Çekim sırasında vücuduna hakimiyeti, ellerini ve mimiklerini profesyonelce kontrol etmesi bizi kendine hayran bıraktı. Dans etmeyi çok seviyor (çocukluğunda bale yapmış); sesi gibi, vücut dili de oldukça kuvvetli. Kendisinin  diğerlerinden nasıl bir farkı olduğunu sorduğumda şöyle yanıtlıyor: “Benim rengim doğal olmam ve kendimi her koşulda rahat hissetmem. İster yataktan yeni kalkmış, ister üç gün uyumamış olayım ve gözlerimin altı torba torba olsun... Benim için fark etmiyor. Sesim için de aynı şey geçerli, ister kısık olsun, ister başka bir şey yine de şarkı söylerim. Doğal olduğumu düşünüyorum, makyaj yapmıyorum ve doğal giyiniyorum ve kelimelerim, yaşam tarzım da doğal. Benim farkım doğallığım.” Bu cümleler Aleyna’nın neden bu kadar sevildiğini ve belki de eleştirildiğini özetliyor esasında. Çünkü herkes “bir şey” olmaya çalışırken o, doğallığını ve özünü kaybetmeden kendi rengini yansıtıyor. Şimdi sakince arkanıza yaslanın ve gerçek bir yeteneğin yükselişini izleyin.     
“ASLINDA RUHUM ÇOK FARKLI”ELLE: İlk defa bir dergiyle bir moda çekimi yaptın. Nasıl bir Aleyna’yla karşılaştın bu çekimde?ALEYNA TİLKİ: Yine ben gibi bir Aleyna’yla, her zamanki gibi yine kendimi yansıttığım bir çekim oldu. Makyaj neredeyse yok gibi ama kıyafetler normalde giydiğimden farklıydı. Normalde bu kadar süslenip ışıl ışıl giyinmiyorum.ELLE: Nasıl bir çocukluk geçirdin?A.T.: Hep özgür bir kızdım, ailem beni her zaman özgür bıraktı. Bu yüzden de en büyük tutkum özgürlük.ELLE: Müziğe merakını ilk ne zaman fark ettin?A.T.: Bebekken, iki üç yaşımdayken şarkı söylemeye başlamıştım ve dünya starı olacağımı da söylüyordum.ELLE: Bu hayaline ne kadar yaklaştığını düşünüyorsun?A.T.: Bunun olmasına az kaldığını düşünüyorum.ELLE: Ünlü olduktan sonra hayatın ne derece farklılaştı? Mesela arkadaş çevren değişti mi, yalnızlaştın mı?A.T.: Aslında hayatımda hiçbir şey değişmedi, çünkü ben her zaman ünlüydüm. Bunu söylediğimde olay oluyor ama doğru. Küçükken okulun en ünlü kızıydım, büyüdüm ülkenin en ünlü kızı oldum. O yüzden pek bir şey değişmedi.ELLE: Artık normal bir hayat yaşamayacağının farkında mısın? Biraz erken yaşta bu “özgürlüğü” kaybetmek sende tedirginlik yaratıyor mu?A.T.: Evet, farkındayım ama bir tedirginlik yaratmıyor. Çünkü okula gittiğim zaman tıpkı yaşıtlarım gibi koşup eğlenebiliyorum. Beni okulda ve arkadaş çevremde sınırlayacak hiçbir şey yok. Sadece medyada göründüğüm kısımda biraz dikkatli olmam gerektiğini düşünüyorum, genelde de tam dikkat edemediğim için patlıyorum.ELLE: Hayattaki amacın nedir?A.T.: Bu hayatta aslında mutlu olmak ve bu yol beni nereye götürürse oraya gitmek istiyorum. Şu an en büyük derdim ve beklentim dünya starı olabilmek.ELLE: Bu isteğin ve kariyer planın hakkında danıştığın, fikir aldığın kişiler var mı? Yoksa tamamen kendi stratejinle mi ilerliyorsun?A.T.: İnsan aslında kendiyle yarışmalı ve kendi kendini yönetmeli diye düşünüyorum. Bu yüzden kendi kendimi yönetiyorum, tabii ki cahil değilim, büyüklerimden fikir alıyorum ama yönetim konusunda son karar hep bende.ELLE: Sana karşı yapılan ağır eleştirilerle nasıl baş ediyorsun?A.T.: Bana ağır eleştiri yapanlar beni daha da ünlü yapıyor ve yükseltiyor. Bu yüzden onlara sadece teşekkür borçluyum.ELLE: Gerçek kendini ne kadar yansıtıyorsun?A.T.: Aslında benim ruhum çok farklı, dolayısıyla yapmak istediğim müzik de... Ama bu tarzla başlamak istedim.ELLE: Bu da senin kararın mı?A.T.: Evet, benim kararımdı. Doğruyu görebiliyorum, herhalde bu da yeteneğim. “Kendimi nasıl daha çabuk tanıtabilirim”in cevabını ilk şarkımda buldum ve çok da sevdim. Asla bana uygun olmayan bir şey yapmam. Pop müzik söylemek istemiyordum ama öyle bir şarkı geldi ki karşıma kendi kulvarında en iyiydi. Bu yüzden Emrah’la (Karaduman) o şarkıyı söylemeye karar vermiştim.ELLE: Şimdi sana kalsa nasıl bir müzik yapmak isterdin?A.T.: Bana kalsa rock söylerdim. “Sen Olsan Bari” kadar dinlenecek deseler rock müzik yapardım, içimden gelen o.  Zaten konserlerimin çoğunda da söylüyorum. Bunu ileride gerçekleştireceğim. Biliyorsunuz, hiç denenmemiş bir tarzdı ve kimse de risk almıyordu, onu gözlemledim. Ben de biraz Batı’da ne yapıldığını, insanların hangi tarzları beğendiğini inceledim ve izledim. Böyle bir tarz var, bunu da Türkiye’de yapalım o zaman dedim, herkes “yapma” ve “dinlemezler” dedi ama risk almayı seviyorum. O yüzden rock müzik konusuna gelince yine aynı riski üstlenirim, başarısız olsam da yine yaparım, çünkü umurumda değil, sonunda ne olursa olsun risk almak benim için en büyük zevk.ELLE: Popüler kültüre hitap eden bir müziği bazı ticari kaygılarla yapınca kendi potansiyelini düşürdüğünü hissetmiyor musun?A.T.: Başlarda ağlıyordum, hayır bunları yapmayacağım, istemiyorum diye. Ama gördüm ki gerek yok, her şeyimi bir anda göstermek zorunda değilim. Ben caz da söylüyorum, opera da, rock da… Bunları insanların aynı anda görmemesi de güzel. Bu, piyasadaki ve dünyadaki gündemde olma süremi uzatır. Bu yüzden hepsini birden görmesinler zaten.ELLE: Sırada nasıl bir şarkı var?A.T.: Bundan sonra daha garantici olabilirim. Hep risk alıp çok dik bir çizgi çizmek istemiyorum. İnsanları düşündüğüm ve hayal ettiğim tarzlara yavaş yavaş alıştırmak niyetindeyim. Bir formüllü, bir formülsüz ilerleyeceğim.ELLE: Peki nereye varmak istiyorsun?A.T.: En son artık varmak istediğim nokta, yerimi sağlamlaştırdıktan sonra asıl Aleyna’yı göstermek. Onu bir süre kimse göremez. Şu anda olmam gereken kişiyim, ilerleyen zamanlarda istediğim kişi olacağım.ELLE: Kimleri dinlemeyi seviyorsun?A.T.: Queen’i çok severim, Metallica’yı da. Ama en çok pek bilinmeyen müzisyenleri. Aslında dinlediğim müzikleri paylaşmayı pek istemiyorum, sanki benim mahremimmiş gibi geliyor.ELLE: İdolüm dediğin biri var mı?A.T.: En büyük idolüm beynim ve doğa. Hep onlardan, beynimin “en”lerinden ve hayal gücümden ilham alıyorum. Kişi olarak idolüm ve takip etmem gerek dediğim biri yok. Beğendiğim var ama idol olarak görmüyorum.ELLE: Şu anda seni dinleyen nasıl bir jenerasyon var?A.T.: Bence gençlik pop müziği pek takmıyor. Yenilik, popüler formüllerin dışında yeni akımlar, klipler, fikirler talep ediyorlar. Aslında yeni bir ruh istiyorlar. Türkiye’deki gençlik bence popçulardan hiçbir şey beklemiyor, yenilik arzuluyorlar.ELLE: O yüzden mi şarkın bu kadar tuttu?A.T.: Evet. Aranjörüm (Ozan Çolakoğlu), “Kendi jenerasyonunu en iyi sen bilirsin, bu yüzden bu seferlik sana güvenelim, karışmayalım” demişti. Benim istediğim, hayal ettiğim aranjman oldu. Kurgusunu, styling’ini yaptığım ve senaryosunu yazdığım klip çekildi. Her şeyi kendim yaptım. Gençler de bunu bekliyormuş, bunu görmüş olduk.ELLE: Seni snobe edenler hakkında ne düşünüyorsun?A.T.: Bazı insanlar kendilerini gözleyip işlerini daha da iyi yapmaktansa etraflarını izlemeyi daha çok seviyorlar. Herkese saygı duyuyorum.ELLE: Kendini güzel buluyor musun?A.T.: Evet, kendimi çok beğeniyorum. Kendimi saatlerce izleyebilirim, bazen kendimi izleme günleri yapıyorum.ELLE: Konuşulmak için bilerek mi böyle cevaplar veriyorsun?A.T.: Yok, gerçekten kendimi çok beğeniyorum. Başkası olsam yaşayamazdım ve kendimi değiştirmek isterdim herhalde. Karakteristik bir güzelliğim olduğunu düşünüyorum, farklıyım.ELLE: Egoların var mı?A.T.: Fazlasıyla egom var ama hiç zararını görmedim, ego iyidir. İnsanın kendine güvenmesi, kendini sevmesi ve önemli bulması hayat boyu işine yarar diye düşünüyorum. Yıpratacağını da zannetmiyorum. Eğer başkalarını düşünmeseydim ve bencil olsaydım yıpratırdı. Ben sadece egoluyum, “ben”i biliyorum ve kendimi yaşatıyorum.ELLE: Gelecekle ilgili planların neler?A.T.: Dünya starı olmak!ELLE: Hep dünya starı olmaktan bahsediyorsun. Dünya starı olmak ne demek senin için?A.T.: Bence dünya starı olmak tüm dünyada tanınmak değil. Adı üstünde, “dünya fenomeni” demiyorum. “Dünya starı” diyorum. Yani bir stara yakışır şarkılar, hereketler yapmak ve bir yaşam tarzıyla tanınmak istiyorum. Sahne insanı olmayı seviyorum.ELLE: Şu anda kazandığın parayı sen mi idare ediyorsun?A.T.: Kazandığım parayı biriktiyorum. Annem biriktirmemi istiyor, bu yüzden harcamıyorum. Sadece bir sonraki sahne kıyafetimi alıyorum ya da klibime yatırım yapıyorum.
“BEN HEP AŞIĞIM”ELLE: Seni en çok ne güldürür?A.T.: Doğallığa hasretiz. Rastgele bir tebessümü beni güldürebilir.ELLE: En çok neye kızarsın peki?A.T.: Saygısızlık. Benliğime, yani özüme laf edilmesi beni çok kızdırır. İnsanlar dış görünüşüme, saçıma, kıyafetlerime laf edebilir ama özüm hakkında kimse bir eleştiride bulunamaz.ELLE: Özüne kimseyi almamaktan bahsediyordun, hem de aile kurmak istediğinden. Kimseyi kendine yaklaştırmadan nasıl aile kuracaksın?A.T.: Aile kurmak bir kalıp olmamalı. Evlilik mesela, kağıt üstünde olan bir şey ve Türk kültüründe çok önemli. Ama asıl amaç çocuk. Ben güzel bir aile kurmak istiyorum ama bu demek değil ki dünyama birini alıyorum. Orası hala benim dünyam kalacak. Ben sadece biriyle aile kuruyor olacağım.ELLE: Hiç aşık oldun mu?A.T.: Ben hep aşığım.ELLE: Kime aşıksın?A.T.: Her şeye aşık olabilirim. Karşıma çıkan bir müziğe, insana, ağaca, hayvana, bir sürü şeye…ELLE: Kendini ileride nerede görüyorsun?A.T.: Kariyerim için güzel bir yerde görüyorum ama zorlama yaşamıyorum. Belki bir gün mutlu olabilmek için her şeyi bırakıp sadece bomboş yaşamam gerekecek. İlla “bir şey” olmam gerekmiyor, çünkü ben şu an zaten “bir şeyim”. Hiçbir şey olmadan da yaşayabilirim.YAZI: SERLİ GAZER BOYACIFOTOĞRAFLAR: ERGİN TURUNÇ STYLING: MELİS AĞAZAT
.