YENİ GÜÇLER: DİLAN DENİZ ÇİÇEK, ÖYKÜ BAŞTAŞ, ALEYNA TİLKİ

Aralık sayımızın kapağındaki yeni güçler; Dilan Çiçek Deniz,Aleyna Tilki ve Öykü Baştaş... Fotogalerimize göz atmayı unutmayın.

Kusursuz silueti ve zamansız güzelliğiyle oyuncu Dilan Çiçek Deniz. Özgür ruhu, özgüvenli tavrıyla pop dünyasının yeni ilham perisi Aleyna Tilki. Türkiye’de modelliğine şüpheyle bakıladursun, dünya markalarıyla çalışmaya başlayan Öykü Baştaş ile bir röportaj geçrekleştirdik.




MÜZİKALEYNA


Evde bomboş oturduğu bir gün hiç olmamış.Çok çalışıyor,kendine çok güveniyor,ne yaptığını iyi biliyor ve en önemlisi de işine tutkuyla bağlı.Aleyna Tilki kendi jenerasyonunun en iddialı isimlerinden.Kendi deyimiyle “zekayla saçmalarken” gerçek kimliğini ortaya koyacağı o günü iple çekiyor.



ÖZGÜR RUH


Aleyna Tilki hayatımıza girdiğinde yıl 2016’ydı. Jenerasyonunun en güçlü seslerinden biri olarak, söyledikleri, yaptıkları ve şarkılarıyla gündemden asla düşmedi. Acımasızca eleştirilmenin yanı sıra Türkiye’nin en güvenilir müzik otoriteleri tarafından yeteneği ve sahne ışığı övgüler aldı. Yaptığı müzikler YouTube’da en tepeleri zorladı. Tüm bu süreçteyse kendi akranlarını peşinden koşturan bir başarı elde etti.
Daha önce gerçek anlamda istediği müziği yapmadığını defalarca söylemişti Aleyna. Dünyanın ve Batı’nın basit record’larla aynı şeyleri tekrarladığının da farkında. Ticari olarak yerini sağlamlaştırıp sonrasında gerçekten istediği tarzı ve şarkıları söyleyecek kadar zeki. Tüm bunlaraysa çok az kaldı. “Önümüzdeki projelerde gerçek Aleyna’yı göreceksiniz. Ve asıl yolculuğum başlayacak. Arada ticari kaygılardan dolayı öncekine dönme ihtiyacım olacaktır ama bundan sonra daha çok gerçek Aleyna’yı göreceksiniz.” İki karakterle var olduğundan bahsediyor her defasında. Biri, hayatı gelişine yaşayan, kimi zaman absürd açıklamaları, kimi zaman çocukça davranışlarıyla gündemde olan bir kız. Diğeriyse farklı. Daha olgun, ne istediğini bilen, ayakları yere basan... Mesela söz konusu televizyon programları olunca kendi deyimiyle, bilerek “zekayla saçmalıyor”. Kariyeri ve hayatıyla ilgili kararlar alırken tamamen kalbiyle ve iç sesiyle ilerliyor. “Makyajda, giyimde, kriz yönetiminde profesyonel ellerin dokunmasına izin veriyorum ama işin sanatsal boyutunda içimdeki insandan başka kolay kolay kimseyi dinlemiyorum. Bu yüzden kliplerimi de şimdilik kendim yönetiyorum.”
Klip çekmek yeni ilgi alanlarından biri. Bunun dışında asıl yapmak istediklerinin başında bir film çekmek olduğunu öğrenince biraz şaşırdığımı itiraf etmeliyim. “Çok derin hikayesi olan, hem Anadolu’ya hem de Batı’ya dokunan bir senaryom var. Kendim yönetmek istiyorum. Hatta kalemimle yüzünü resmettiğim insanlar var, onları bulup oynatacağım. Benim asıl parlayan noktam batıyla doğuyu birleştirip harmanlayarak bir tarz yaratmaktı, film de buna uygun olacak.” Aslına bakarsanız şarkılarında da tam olarak bunu yapıyor. “Beste arabesk, klip pop art, styling rock chic... Resmen rock ‘n’ roll bir yaşam tarzı klipte, arabesk hayatı melodide, batıya da dinletecek şekilde bir aranjeyle proje yapmıştık Emrah Karaduman’la.” Aleyna’nın gündemindeyse şu sıralar Diplo’yla yapacağı iki şarkı var. İlkinin Türkçe olması için Diplo’yu ikna etmiş. “Dünya müziği yapan adamlara bu coğrafyada bir müzik yaptırıp bir renk yaratacağıma eminim” diyor gururla. Bir konserden önce nasıl ritüelleri var diye sorduğumda Michael Jackson diyor. Yani? Sahneye çıkmadan önce Smooth Criminal çalıyormuş. “Konserime gelenler benim görsellerimle birlikte bu şarkıyı duyuyorlar, sonra ben sahneye çıkıyorum.” Popüler müziğin geldiği noktadan çok da mutlu olmadığından bahsediyor. Zaman zaman bu duruma ayak uydurmak zorunda kalmak onu fazlasıyla yormuş. Ama bu düzenin değişeceğine inanıyor. “İnsanlar lükslerinden vazgeçtiğinde değişecek. Hayatımda çok daha iyi imkanlara kavuştuğumda gördüm ki aradığım şey lüks değil. Lüks beraberinde bir kıroluk da getirebiliyor gibi geliyor bana. Gerçek Aleyna’yı ortaya çıkarıp o şekilde yoluma devam etmeye başladıktan sonra bir gün bana “Para kazanmaya devam etmen ve bu kadar lüks yaşayabilmen için eski Aleyna Tilki’ye yeniden dönmen gerek” deseler “beni lüksle tehdit etmeyin” derim. Çünkü bunlar umurumda değil. Şu anda elimde olan her şeyi kaybetsem, istediğim şeyi yapabilmek için metrobüs gişesinin orda da uyuyabilirim. Olgunlaştıkça tek kaygısı ticari başarı olan işler yapmayı kaldıramıyorum.”
Aleyna aslında televizyonda ya da magazinde gördüğünüzden farklı bir karakter. Kimi zaman ‘saçmalaması’ bile bilinçli. Etrafında kimse olmadığında ağırbaşlı olduğunu tahmin edersiniz. “Ben aslında çok olgun bir ruhum. Doğru dengeleri yakalamış bir Aleyna var, o bana her zaman güç veriyor.” Bu olgun Aleyna’nın hayatta ulaşmak istediği tek şey mutlu olmak. “Sadece iyi hissetmenin hayalini kuruyorum artık. Önceden beni iyi hissettireceğini düşündüğüm şeylerin hayalini kuruyordum. Bunları yaptığımda beni yüzde 100 iyi hissettirmediklerini gördüm. Şimdiyse sadece iyi hissetmenin hayalini kuruyorum.”





TELEVİZYON: DİLAN


Hayatımda gördüğüm en komik insanlardan biri.Üstelik en ciddi konuyu anlatırken bile yüzünden gülümsemesi eksik olmuyor.Önemsemediğinden değil,mutluluktan ve sevgi taşan kalbi yüzünden,Üç kapak yıldızımızdan biri olan Dilan Çiçek Deniz’le edebiyattan oyunculuğa,başarıdan cesarete,öğrenme tutkusundan geleceğe konuştuk.Henüz 23 yaşında olan genç kadın hayatına ne çok sığdırabilmiş.



SEN HEP GÜL


Anne, edebiyat öğretmeni (bastırmadığı iki tane şiir albü­mü var) ve hippi. Öğrencilerine Anton Çehov’un Sevgili Doktor eserini çalıştırırken Dilan (henüz yedisinde) rep­likleri ezberleyip annesine “beni ajansa yazdır” diye baskı yapmaya başlamış. Baba coğrafya öğretmeni, Asi Yaban Keçileri isimli bir yürüyüş grubu var. O da oyunlar yazıyor. Pazar günleri, sabahın altısında Dilan’ı yataktan kaldırıp 12 km koşturuyormuş. Kısaca, ikisi de maceraperest, çok yönlü insanlar. Peki sizce böyle bir aileden nasıl bir Dilan Çiçek Deniz çıkar? Sanatçı, oyuncu, yazar, model... En çok da oyuncu ama birçok artısı olan, çok yönlü, yetenekli, hep daha fazlasını öğrenmeye tutkulu, meraklı, hayata âşık bir genç kadın. “Annemle babam özgür ruhludurlar. Sanırım bana sürekli, ‘Hadi dışarı çık, sosyalleş’ dedikleri için hep bir şeyler yapma, boş oturmama, her anımı doldurma dü­şüncesindeydim,” diye başlıyor söze. Başlıyor da ben onun yaptıklarını, hayatın her alanına dokunma, hiçbir şeyi kaçır­mama arzusunu, sınırlara meydan okumasını bu sayfalara nasıl sığdıracağım bilemiyorum. Deneyeceğim...



“HAYAL KURMAYA AMA EN ÇOK DA ÇA­LIŞMAYA İNANIRIM”


Pek çok oyuncuyla röportaj yaptım ama Dilan kadar öğren­meye tutkulu, aynı anda bu kadar çok yapan bir genç kadın görmedim. Bir de hep gülüyor, sohbet sırasında içten kah­kahalar atıyor. Sorduğum sorular ya da verdiği yanıtlar ko­mik olduğundan değil; mizacı böyle. Sempatik, pozitif enerji yüklü, kalben ve hepinizin bildiği gibi dış görünüşüyle de çok güzel bir insan. Kapak çekimi saat 19.00 gibi başlıyor. İşinin sabaha karşı biteceğinin farkında. Daha eve gidip valiz yapa­cak ve ertesi sabah saat 8.30’da Fransız mücevher markası Messika’nın davetlisi olarak Paris’e uçacak. Muhtemelen uyumayacak. Bunu biliyor ama gülmeye devam ediyor çün­kü işine âşık ve yorulmak nedir bilmiyor. “Ben hayal kurma­ya, enerji yollamaya ama en çok da çalışmaya inanıyorum. Oyunculuğa sıfırdan başladım. 13 yaşımdan beri, 11 yıldır çalışıyorum. Aileme destek olmak için ajansa yazıldım. Bo­yum uzun olduğu için modellikle başladım. Bir yandan da binlerce audition yaptım, küçük rollerde oynadım. Henüz 15 yaşında tiyatro ödülü aldım. 2014 yılında Türkiye ikinci güzeli seçildim. Modellikle oyunculuk yapmak arasında hiç ikilem yaşamadım. Hep oyuncu olmak istiyordum.” Bu ko­nuda bu derece tutkuluysa neden güzellik yarışmasına gir­diğini merak ediyorum. “Bu yarışma benim için bir basamak oldu. Ama fiziksel özelliklerin bir artı olduğunu düşünmü­yorum. Oyunculuk yetenek, disiplin ve kendini adamakla ilgili. Örnek aldığım ve çok sevdiğim oyuncu Merly Streep’e ‘Çok çirkinsin, senden oyuncu olmaz’ demişler ama o hiç pes etmemiş. Ben de aynı yolda devam edeceğim.”

Kariyerindeki en önemli basamaklardan biri, iki yazdır Los Angeles’ta katıldığı yaz kursları. American Academy of Dramatic Arts’ta oyunculuk dersleri alan Dilan Çiçek De­niz, sektörden birçok insanla tanıştığını, çok iyi bağlantılar kurduğunu, bir sürü oyun okuyup Türkçe’ye çevirdiğini an­latıyor. Ayrıca Elite LA ajansına bağlı olduğunu, yurtdışın­dan da oyunculuk ve modellik ajanslarıyla görüşmeler ger­çekleştirdiğini de ekliyor.



“SENA’DAN ÇOK ŞEY ÖĞRENİYORUM”


Oyunculuğunu taçlandırdığı, “en büyük şansım” dediği dör­düncü dizisi Çukur’da Sena karakterine hayat veriyor. Se­na’nın güçlü ve özgüvenli olması, senaryonun Deniz’i en çok cezbeden özelliklerinden: “Güçlü kadın karakter dünyada ve Türkiye’de o kadar az yazılıyor ki... Kadınlar erkeğin gerisin­de, evde yemek yapan ve çocuk bakan kimlikler olarak gös­teriliyor. Sena’nın herkese yardım etmeye çalışırken taviz vermemesi, yolunu, hedefini belirlemiş olması çok hoşuma gitti. Çok net biri ve ben ondan çok şey öğreniyorum. Sena bana çok iyi geliyor. Onun yaşadıklarını gerçek hayatımda kullanıyorum. Eskiden çok zor hayır derdim. Sena hayır demeyi biliyor. Ben de onun gibi hayatımdaki hayır’ların sayısını artırdım ve rahatladım. Bu arada, kadınların güç­lenmesi için erkeklere de görevler düştüğüne inanıyorum.”

Elinizde tuttuğunuz ELLE Aralık sayısının konseptini kadın gücü olarak belirledik. Sayfaları karıştırdıkça bu te­maya dair birbirinden ilgi çekici yazılarla karşılaşacaksınız. Cesur, birçok işi aynı anda başaran, öğrenmenin ve bilginin gücüne inanan, geleceğe emin adımlarla yürüyen kapak kız­larımızdan biri Dilan Çiçek Deniz’in hayallerinden biri de  kadın sorunlarına dikkat çeken bir projede rol almak: “Bu sayede insanlara örnek ve destek olabileceğimi düşünüyorum. Seyirci karşısına kötü bir karakterle de çıkmak isterim.”



BİR EDEBİYAT ÂŞIĞI


Oyunculuk dışında o kadar çok şey var ki hayatında, o kadar çok alanda dans ediyor ki... İngilizceyi kendi kendine videolar seyredip dinleyerek öğrenmesi beni şaşırtıyor. Şimdilerde İspanyolcaya merak sarmış, kimsenin yardımı olmadan bu dilin de üstesinden geleceği besbelli. YouTube’dan video izleyerek piyano çalmayı öğrenmesi onun otodidakt olduğunu doğruluyor. Nota bilmeden, parmaklarından melodiler akıp gidiyor. Şimdilerde şan ve piyano derslerine başlamak üzere. Programına at binmeyi de sıkıştırmış. Geleceğe odaklı. “Oyunculukta at binmeyi gerektiren bir rolle karşı karşıya kalabilirim,” diyor. Üniversitede bir yandan karşılaştırmalı edebiyat okurken ikinci bir bölüme yazılıp felsefe okuduğunu anlatıyor. Sette, çekim aralarında, arabada, uçakta, trafikte, hep okuyor. Ve her şeyi anında ezberliyor. Bilgiye aç. Garanti Bankası’nın ve Avon’un yüzü olduğunu hatırlatmaya sanırım gerek yok.
Yazı ve edebiyatla olan özel ilişkisiyse çok etkileyici. İlk şiir kitabı 15 yaşındayken basılmış. Şimdi de denemeler kaleme alıyor: “Kendime yazar diyemem tabii ama yazmak ruhuma iyi geliyor, kelimeler parmak ucumdan akıyor. Annemle yan yana geldiğimizde birbirimize şiir yazıyoruz. İki gün önce onu görmeye gittim. ‘Anne, bana bir renk söyle’ dedim ve söylediği renkle ilgili şeyler yazdım. Annemle birlikte kitap okumayı ve tartışmayı da severim. Küçükken tabu oynardık, bana fanus kelimesi çıkmıştı. Sırça Fanus’tan yola çıkarak Sylvia Plath’ı anlatmıştım. Bu arada Sylvia Plath, en sevdiğim yazar. Cemal Süreya’nın Sevda Sözleri ve Arif Nihat Asya’nın Sevgi Mektupları da benim için özel kitaplar. En son Seneca’nın Ahlak Mektupları’nı okudum.”
Hislerini edebiyatla ifade ederken nasıl duygu yüklü ve romantik bir genç kadın olduğunu da kanıtlıyor. İkinci ismi Çiçek’le ilgili anlattıkları çok anlamlı ve hüzünlü : “Bir gün çiçek kelimesi üzerine bir deneme yazmak istedim. Çiçeklerin doğumda, hastalıkta ve ölümde satın alındığını, sunulduğunu yazdım. Hem doğum hem de ölüm gibi koktuklarını düşündüm ve sonra benim adımın da koktuğunu fark ettim, oysa çoğumuzun ismi kokmaz...” Sosyal medya hesabındaki birçok paylaşımı da edebiyatla, yazarlardan alıntılarla ilgili.



DÜŞMEKTEN KORKMUYOR


Yalnızlığı sevdiğini gizlemiyor. Sürekli bir meşgale yaratması da bundan. Üstelik yazmak da yalnızlığa dair değil mi? Ama hem kendi kendine kalmayı gerektiren yazarlığı hem de kalabalık ortamda bulunmayı beraberinde getiren oyunculuğu, kısaca iki zıt durumu, çok iyi kotarıyor. Merak ediyorum, insan bu yoğunluktan hiç kaçmak, uzaklaşmak istemez mi? “İki gün boş kalsam, üç gün set olmazsa deliririm,” diyor. En kötü huyunun hayatını fazlaca kontrol etmek olduğunu söylüyor. Kendine çok fazla yüklendiğini biliyor ama elinde değil. Düşmekten korkmuyor. “Bu konuda ne zaman kendimi kötü hissetsem insanın hata yapmak için yaratılmış bir varlık olduğunu hatırlar ve yoluma devam ederim. Düşmek doğal, aksi takdirde hayat çok sıkıcı olurdu.”
O hem yazar, hem sanatçı, hem oyuncu, hem model ve daha fazlası... Hepsine güzel duyguları, naifliği, güçlü ve cesur karakteri, mütevazılığı, heyecanı, bitmeyen enerjisi, pozitif bakış açısı ve öğrenme arzusuyla yaklaşıyor, dokunuyor. Dokundukça da ortaya birbirinden özel işler çıkıyor. Alkışlar Dilan için.





MODA: ÖYKÜ


Onun başarısı moda dünyası için iyiye işaret.Tipik bir model değil.Aksine çok karakteristik fiziksel özellikleri,akılda kalıcı tavrı var. 20 yaşında,İstanbul’da yaşıyor ve dünyanın en iyi markalarıyla çalışıyor.Sektördeyim diyen birçoğumuzdan iki adım önde,çümkü uluslararası sahnede.



MODEL OLMAK


ELLE Türkiye’de işe başladığım ilk haftalardan birinde, tam da ofisten çıkarken editörlerimizden biri geldi ve “Öykü Baştaş aradı, daha önce bize Instagram ‘take over’ yapmıştı, o da biz de çok eğlenmiştik; isterseniz gene yapabilirim, her yerdeyim dedi, yapsın mı?” diye sordu. O günlerde ben de Öykü’yü takip ediyordum. New York’tan başladı tüm moda haftalarında bir defileden ötekine, bir casting’den diğerine ve görüşmelere koşuyordu, evini özlüyordu. Takip edenler onun adına da yoruluyordu. Bahsettiğim mesai ortalama sabah 05.00-22.00 gibi... Tüm bu yoğunluğunda bize bu fikri sunarken, bir yandan kendi story’lerinde soru cevap yapıyor, bir dergi sosyal medyası yönetircesine disiplinli ve çekici içerik üretiyordu. Tüm bunlar aklımda yer etmişken teklifi çok hoşuma gitti. Ardından post’larını izledim. Türkçe hatası yok, disiplinli, eğlenceli, bilgilendirici ve güzel paylaşımlar... Size garip gelebilir ama ben Öykü’nün karizmatik, zeki ve sorumluluk sahibi biri olduğunu o zaman anlamıştım. O günlerde koymuştum kafaya bir gün birlikte çekim yapmayı.
Öykü, 20 yaşında, İstanbul’da yaşıyor. Türk okurlara, müşterilere hitap etmediği için Türk kampanyalarda ve dergilerde çıkamasa da birkaç aydır elinize aldığınız yerli yabancı bütün moda dergilerindeki reklam sayfalarında kendisini görebilirsiniz. Mesela şu an devam eden Valentino kampanyasında. Ya da moda haftalarında yürürken dikkatinizi çekmiş olabilir. Benim aklıma ilk gelenler Gucci, Marni, Burberry, Haider Ackermann, Rick Owens defileleri... CR Magazine ya da Wonderland gibi çok popüler yayınlarda moda çekimleri var.
Bu sayfalarda gördüğünüz çekim ise gece 20.00 – 04.00 arasında gerçekleşti. Öykü’yü ve fotoğrafçı Emre Güven’i boş bulmak ve İstanbul’da bulmak kolay olmadığı için bulduğumuz tek çözüm bu gece yarısı prodüksiyonuydu. Öykü’nün iki yıl tecrübesi var ama çok profesyonel bir model. Cildine iyi bakıyor (ya da kendiliğinden bembeyaz ve pürüzsüz) her özelliğini sahipleniyor. Hiçbir yerinde bir estetik/yapay dokunuş yok. Saçına makyajına karışmıyor, konsepte hizmet ediyor. Etkileyici bakışları, akılda kalan özgün bir tavrı var.



RÖPORTAJ SAATI 00.00


Çekim arasında, gece yarısında sohbet etme fırsatımız oluyor.
Merak ettiklerimi ardı ardına soruyorum. Uluslararası bir model olmanın sadece fiziğe bağlı olmadığından bahsediyor o da. “Çalışkan ve vizyon sahibi olmanız lazım” diyor. Şu anda İç Mimarlık okuduğunu biliyorum fakat Öykü, her an dünyanın bir ucuna gidiyor. Mesela bizim çekimin ertesi günü Erdem Lookbook’u için yurtdışına çıkacaktı. Hakikaten mesleğini yapabilecek mi merak ediyorum. “Kesinlikle yapacağım, bunu çok istiyorum. Modellik bir yere, bir yaşa kadar devam edecek.”
İki yıldır modanın kalbinde olması mimarlığına, yaratıcı tarafına etki ediyor mu diyorum. “Şimdiden etti. Çok fazla tasarımcıyla tanışıyorum. Tasarım süreçlerini izliyorum, çok enteresan ortamlarda bulunuyorum. Bunların hepsi senin bakış açını değiştiriyor. Bence yarattıklarıma yansıyor. Şanslıyım, 18 yaşında üniversiteye ve modelliğe başladım ve ikisi bir arada, birbirini destekleyerek devam ediyor.”
Tüm bu tanışmalar, görkemli ortamlar, enteresan şovlar arasında onu en çok etkileyen ilk çıktığı defile. Yani Gucci şovu. Büyüleyici moda dünyasıyla orada tanışmış. “İçinde çalışan insanlar, o değişmez kurallar, tempo... Hem çok ilham verici hem tüketici” diyor. O dünyanın paralelinde olmayı, göbeğinde olmaya tercih ediyor.
Konuşurken Öykü’ye bakıyorum. Sadece iki yıldır model ama aslına bakarsanız o an o setteki birçok kişinin olmak istediği yerde. Hakikaten dünya sahnesinde. Dünya moda takviminde yaşıyor. Uluslararası anlaşmalar imzalıyor. “Bizim bilmediğimiz ne biliyorsun, anlat!” diyorum bir anda. “Modelliğin bana en büyük katkısı sanırım doğru çalışma ahlakını öğretmesi oldu, 18 yaşından itibaren çalışma etiklerine sahip olmak bence iyi bir özellik. Ve maalesef Türkiye’de bu az rastlanır bir şey. Yaptığın işin farkında olmak, onu sevmek, ona saygı göstermek; senin için çalışanlara saygı göstermek bence çok önemli. Sonuçta moda çekiyoruz, dünyayı kurtarmıyoruz. Ama işimize ve etrafımızdakilere saygı duymak için dünyayı da kurtarmaya gerek yok. Bahsettiğim iş ahlakı bu.”





Yazı (Aleyna Tilki): Serli Gazer Boyacı


Yazı (Dilan Çiçek Deniz): Selin Miloşyan


Yazı ( Öykü Baştaş): Zeynep Üner


Fotoğraflar: Emre Güven




ELLE 2018, Aralık sayısından alınmıştır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.