ZENDAYA, EUPHORIA İKİNCİ SEZONU HAKKINDA KONUŞTU

“Kalbim ve bedenim gerçek olmadığını anlayamıyor.”

2020’li yılların stil ikonu, harika sesiyle bizi şaşırtan bir sanatçı, oyunculuğuna kuracak cümlemiz yok bile! Oldukça yoğun duygulu karakterlere hayat verip daha sonrasında muazzam kırmızı halı görünümleri ile bizi kendine hayran bırakan Zendaya’nın da bir insan olduğunu bazen unuyor olabiliriz. ‘Euphoria’ serisinin ikinci sezonunun vizyona girmesi ile birlikte Zendaya yeniden bordo hoodie’sini ve Chuck 70 Converse ayakkabılarını giyerek Rue Bennett kılığına dönüş yaptı. 

Şimdi çok daha karanlık ve duygusal olarak zorlayıcı bir sezon ile karşımızda olan Zendaya, ‘Euphoria’ dizisi ve serüvenini ELLE Avustralya’ya anlattı. “Bu kolay bir sezon değil, hiçbir şekilde izlemesi kolay değil,” diyen Zendaya, “İnişler ve çıkışlar var. Bazı şeyler çok komik, hiç olmadığı kadar ama bununla birlikte inanılmaz kalp kırıklıkları da geliyor” diye ekledi. Bu sezonun zorlu konusunun farkında olduğunu ve insanların bir şekilde seriden dersler öğrenebileceğini uman Zendaya, “Rue olduğum zaman bu umut ve empati hissi her zaman beynimin arkasında devam ediyor” dedi. 

2021 yılında ‘Dune’ ve ‘Spider-Man: No Way Home’ filmlerini tamamlayan Zendaya, aynı zamanda CFDA Moda Ödülleri’nde ‘Moda İkonu’ ödülünü de kazanarak bu onura layık olan en genç isim olmuştu. Oldukça yoğun bir senenin ardından şimdi de ‘Euphoria’ performansı ile gündemde olan Zendaya, “Bu sezonu birkaç sene önce çekmemiz gerekiyordu ve ilk hali bambaşkaydı. Bu yüzden geriye dönüp baktığım zaman minnettarım, daha çok düşünecek zamanımız oldu. Kendimize çok fazla baskı yapıyorduk ve biraz stres olmuştuk. Ertelemelerden sonra geri döndüğümüzde bu ağırlık ve korku artık yoktu” diye ekledi. 

Bağımlılık ve cinsellik gibi konuları korkusuzca işleyen dizi Euphoria, günümüzde genç olmanın yükünü ve farklılıklarını gözler önüne seriyor. Daha önce hiç görmediğimiz kadar cesur ve açık sözlü olan Euphoria beğeni aldığı kadar eleştiri de topluyor. “Euphoria içsel acılar ve karanlıklar ile mücadele ediyor. Bence bu acıların en büyüklerinden biri” diyen Zendaya, “Bu dizi, kimseye hayatlarını nasıl yaşayacaklarını söylemiyor ama bu tür deneyimleri, acıyı ve karanlığı yaşayanlara yalnız olmadıklarını gösteriyor. Bu sezon, bizim için insan olarak empati duygumuzu test ettiğimiz bir sezondu. Rue’yu seviyoruz ve onun için endişeleniyoruz belki de bu hisleri gerçek hayata taşıyabiliriz ve hayatımızda bağımlılık ile mücadele edenlere aynı empatiyi duyabiliriz.” diye ekledi. 


Zendaya, pandemi sebebiyle ertelenen ve tamamen yeniden yazılan ‘Euphoria’ ikinci sezonunda sadece Rue’nun Jules’u tren istasyonunda bıraktığı bölümün aynı kaldığını anlattı.  “Her zaman biraz korkuyordum. Bununla mücadele etmekten korkuyordum çünkü Rue’yu böyle görmek istemiyordum. Bedeniniz bir insan, yaptığınız şeylerin gerçek olmadığını bilmiyor. Beynim, ‘Evet, şu an oyunculuk yapıyorum’ diyordu ama kalbim ve bedenim yaşananların gerçek olmadığını bilmiyordu. Bazen bu çok yorucu olabiliyor ve kendinizi kötü hissetmenize sebep oluyor. Rue’nun yapmasını istemediğim şeyler yapıyor, söylemesini istemediğim şeyler söylüyor ve bir nevi ben Rue oluyorum” diyen Zendaya, bazen Rue ile gerçek hayatı ayıramadığını anlattı. 

Rol arkadaşları Hunter Schafer (Jules) ve Dominic Fike’a (Elliot) minnet duyduğunu da belirten Zendaya, “Bu her zaman kolay bir şey değil. Çok değer verdiğim insanların yüzüne çığlık atıyorum ve böylesine güvenli bir yerde, güvendiğim insanlarla yaptığım için minnet duyuyorum” dedi. 

Rolüne hazırlanırken fazla abartmamaya çalıştığını belirten Zendaya, “Rue komplike bir karakter, dizideki tüm karakterler öyle. Bazen böyle roller için hazırlanmanız mümkün olmaz. Aklımda bazı şeyleri çok fazla düşünmeye başlıyorsam, kendimi durduruyorum. Çekimlere başladığımız zaman ‘Dune’ filmi için Venedik Film Festivali’nden dönmüştüm ve ertesi gün bambaşka bir karaktere bürünecektim. Düşünmek için zamanım yoktu ve bence bu iyi bir şeydi. Önceden zaten karakterimi tanıyordum ve direkt işe başladım” dedi.