AMADEUS: KISKANÇ VE KUSURSUZ BİR DELİ OLMAK

Sezonun ses getiren oyunu 'Amadeus'' güçlü oyuncu kadrosu, 12 kişilik koro ve 10 kişilik canlı orkestradan oluşan 35 kişilik bir ekiple Mozart'ın aşk, tutku ve kıskançlık dolu hikayesini anlatıyor.

YAZI: ARZU GÜVENİLİR

Hep kusursuz bir ilişkiye sahip olmamız öğütlenir... Masallarda da öyle değil midir? Sonsuza dek mutlu, yani aslında “sorunsuz” yaşadılar diyerek bitirilir... Soru(n)dur aslında her ilişki... İster sevgili, ister arkadaşlık ilişkisi. Kafamızda uçuşan sorular ve sorgulamalarla yürür büyük tutkulu aşklar... İnsanoğlu acıya ve aslında acıyla birlikte büyüyen aşka ihtiyaç duyar. Sahip olduğu bu duygunun değerini daha da iyi anlar. Duygunun en acısı da kıskançlıktır. Çünkü en tatlı olan ile ilişkisi vardır.

Kıskançlık ise söz konusu olan, müzik tarihinde tam da böyle bir deli ile tanıştırmak isterim sizi; Antonio Salieri. Dünyaca ünlü besteci W.Amadeus Mozart’ı sansasyon yaratacak derecede kıskanan bir besteci... “Tanrım! madem bana Mozart’daki gibi bir yetenek vermedin onu anlamamı sağlayacak zekâyı da vermeseydin” cümlesiyle damga vurmuştur müzik tarihine işte bu kıskançlığıyla... Aslında Mozart’ın tutkusunu da kıskanmıştır saray bestecisi Salieri... Çünkü bir sanatçı ne kadar tutkulu ise o kadar üretkendir.

Ünü dünyaya yayılmış bir isim; Wolfgang Amadeus Mozart… Avrupa’da köklü değişikliklerin olduğu bir dönemde doğmuş ve yaşamış bir besteci. Bu dönemde bütün Avrupa’yı dolaşarak, iz bırakmayı başarmış. Klasik müziğin en üretken, en etkili bestecilerinden biri. Kendi döneminde yaşayanlarla aynı seviyelerde dolaşmamış ya da sadece bir dönem sonrası ile yetinmemiş olacak ki, asırlardan beri hepimiz onun seviyesine ulaşmaya çalışıyoruz. 21.yüzyılda dahi onun müziğinden etkilenmemek mümkün değil. Melodilerinin, ritimlerinin, eserlerinin gücü çok büyük.

Mozart’ın hayatından, özellikle Salieri ile ilişkisine odaklı “Amadeus” filmi bir klasik. 1984 yılında Milos Forman’ın yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan Amadeus sinema tarihinin kült filmleri arasında da yerini alırken “En İyi Film” ve “En İyi Uyarlama” dahil olmak üzere toplam 8 dalda Oscar kazandı.

Usta yönetmen Işıl Kasapoğlu ise, sezonun en ses getiren oyununu sahneye uyarladı. Başrollerini Selçuk Yöntem (Antonio Salieri), Okan Bayülgen (Wolfgang Amadeus Mozart) ve Özlem Öçalmaz’ın (Costanze) paylaştığı, güçlü oyuncu kadrosu, 12 kişilik koro ve 10 kişilik canlı orkestradan oluşan 35 kişilik bir ekipten oluşuyor.

Mozart performansı ile Okan Bayülgen’in enerjisi, adeta sahneden taşıyor. Kolay değil, canlandırdığı karakter, içi içine sığmayan bir dahi... Salieri’yi ise Selçuk Yöntem canlandırıyor. Yüzündeki kıskançlık ve nefret, Tanrı ile kurduğu diyalog, bu karakterin de büyüleyici dünyasına girmemizi ve empati yapmamıza olanak veriyor. Peter Shaffer tarafından kaleme alınan, dünya müzik tarihinin unutulmaz bestecileri Wolfgang Amadeus Mozart ile Antonio Salieri’nin eşsiz hikayesi ise kısaca şöyle; “Mozart, gündelik yaşamında sıra dışı karakter olarak yaşamdan hayli kopuk bir hayat tarzı sürdürmektedir. Yeteneğini dışa vurmak için ilginç bir yol seçen sanatçı, tutarsız davranışlarda bulunmayı alışkanlık haline getirmiştir. Yaşamı ile müziği zıt kutuplarda ilerleyen Mozart, yeteneğini sergilemek için gerçek üstü hareketlerde bulunur. Adeta bir “tutunamayan” profili çizen Mozart, bu sağlıksız yaşamı yüzünden Salieri’yi endişelendirmektedir. Mozart’a göre çok daha disiplinli ve müzik konusunda hırslı olan Salieri, müziğin tanrısı kadar başarılı olamamaktadır. Bu düşünceler zamanla farklı bir ilişki kurmalarına neden olur...”

Kısacık bir yaşam, neşe dolu müzikler… Dünyaya adını duyurmuş bir deha, Mozart’ın eserlerinin insancıl duyguları, kimi zaman da masalsı anlatımı var. Onun, Alman milli opera sanatının temelini oluşturan, en önemli eserlerinden biri “Sihirli Flüt”te, kovalayanlar ve askerler, sihirli bir flütle durdurulur ve dans ettirilir. Eserin felsefi yoğunluğundan ötürü farklı yorumlara ya da yaklaşımlara açık olabilir. Kadın-erkek, gece-gündüz, iyi-kötü, ikili karşıtların çok kullanıldığı eserde günümüz bakış açısıyla, kadın düşmanlığı, elitizmden de izler taşır. Bestecinin diğer operalarına nazaran farklı alımlama boyutları içeren ve bu nedenle de yoruma açık bir eserdir. Tasavvuf göndermeleri, aydınlanma ve masonluk öğretisinin belli belirsiz izlerini de taşır. Bu operanın özellikle masonluk boyutu ile ilgili spekülasyonları on dokuzuncu yüzyılın ortalarında yeniden canlanmaya başlar.  Mozart’ın eserlerinden örnekleri canlı performanslar ile Amedeus oyununda da dinliyorsunuz.

Yüz yıllar geçmiş üzerinden bu hayat hikayesinin... Ancak duygular hiç değişmemiş... Aşk, tutku ve kıskançlık... Nerede insan, işte orada bir ihtiras kalmış...