MÜZİK FESTİVALİ: SAHNELERİN ARANAN 5 İSMİ İLE BULUŞTUK

Synth pop’tan rap’e, indie rock’tan elektronik ve rock’n roll’a uzandık; yerel müzik sahnesinden farklı türde ilerleyen beş isimle buluştuk. Bilet aramayın, bu sayfalarda müzik festivali ücretsiz.

Festival programları şehrin ajandasına birer birer yerleşmeye başlamışken bir hayalin peşine düştük: Bir festival yapsaydık, sahnede kimleri izlemek isterdik gerçekten?


THE RINGO JETS

Yunancadan çıkmış bir sözcük Anemoia; yaşanmamış bir döneme dair nostalji duymak anlamına geliyor. Rock müziğe fanatik bir şekilde bağlı olanların çok iyi tanıyabileceği bir his aslında. Mesela 90’ların başında doğmuşsunuzdur ama rock’ın efsanelerinin çıktığı yıllarda yaşamış ya da The Beatles’ı, The Kinks’i sahnede görmüş olmak için feci bir istek, hatta özlem duyarsınız.

Eğer sizin de rock’n roll ile böylesine sıkı bir ilişkiniz varsa, The Ringo Jets’i sahnede gördüğünüz o ilk anı asla unutamayacaksınız (ya da unutamamışsınız) demektir. Bir taraftan Lale Kardeş, Tarkan Mertoğlu ve Deniz Ağan’ın uyumlu enerjileri zihninize işlerken, diğer taraftan da özlemini duyduğumuz o dönemlerdeki kadar saf ve cayır cayır bir rock ’n roll kulaklarınızı doldurmaya başladığı için…

Kendi adlarını taşıyan ilk albümlerini 2014 yılında yayınlamış olsalar da The Ringo Jets’in hikayesi ondan çok daha öncesine gidiyor. Aslında başka bir grup üzerinden yolları kesişiyor. ‘‘Üç kişi olarak bir araya gelişimiz, Tarkan’ın 50-60’lar beat grubunda oldu’’ diye anlatmaya başlıyorlar. Grubun davulcusu askere gidince yerine geçici olarak Lale geçiyor sonra da Deniz ikinci gitarda ekibe dahil oluyor. Birlikteyken sesler o kadar sertleşiyor ki artık ayrı bir grup kurmaları, kendi deyişleriyle ‘‘elzem’’ oluyor. ‘‘Çünkü beraber çalmak çok zevkliydi ve bırakmak istemedik.’’ Az önce bahsettiğimiz o uyum ve enerjileri de buradan geliyor; sahnede ve birlikte oldukları her andan büyük bir keyif aldıklarını görebiliyorsunuz. ‘‘Yaptığımız müziği çok seviyoruz, birbirimizle çalmaktan çok hoşlanıyoruz, sahneye çıkma sebeplerimiz aynı. Ayrıca birlikte sahne içi ve dışında fazlaca eğleniyoruz.’’

Aradan geçen zaman içerisinde üçlünün başarısı memleket sınırlarını da aşıyor ve Primavera’dan Transmusicales’a, yurtdışındaki pek çok büyük festivalde sahne alıyorlar. Open Sesame adlı son albümlerini geçtiğimiz Aralık ayında yayınlayan grubun önünde yine yurtdışı yolları var; Ağustos’ta Øya ve Sziget gibi festivallerde çalacaklar. Ayrıca Open Sesame’in henüz taze olmasına çok kapılmadan, bir EP için stüdyoya girmişler bile. Çok yakında yeni şarkılarla karşımıza çıkabilirler.

‘‘Rock’n roll hiç bitmiyor ve bazı insanlarda yaşam enerjisi olduğu sürece de bitmeyecek bir müzik türü. Zaman zaman yerin altına iniyor sadece. Rock’n roll’a neden bu kadar bağlı olduğumuza gelince… Hâlâ nefes alıyorken bunun tadını çıkarmak istememiz iyi bir sebep sayılabilir. Çevrede kötü hissedecek milyon tane etken varken, bataklık gibi bir ortamdayken, üstüne bu ruh halini kutlamayı, başımızın üstünde taşımayı tercih etmiyoruz.’’ Şarkıları kadar rock’n roll’a dair söylediklerine de kulak vermekte fayda var.

Deniz (solda): Şapka, fiyatı istek üzerine, ASLI FİLİNTA. Pantolon, fiyatı istek üzerine, HATİCE GÖKÇE. Gömlek, Ayakkabı, ikisi de kendisine ait.
Tarkan (ortada): Şapka, fiyatı istek üzerine, ASLI FİLİNTA. Tulum, Ayakkabı, ikisi de kendisine ait.
Lale (sağda): Desenli kaftan, Ayakkabı, Kolyeler, Bileklikler, Yüzükler, hepsi kendisine ait. Külotlu çorap,
ŧ80, CALZEDONIA.

AKIN SEVGÖR

Klasik müzik ile elektroniğin kesiştiği kendine has bir yerden sesleniyor bize Akın Sevgör. Yaptığı müziği ya da aktardığı hisleri tanımlamak için, ona özgü bir dil geliştirmek gerekiyor belki de.

Klasik müzik eğitiminin zihnine yerleştirdiklerini müziğine taşısa da klasik sanatın bu kuralcı yapısına müziğinde geçit vermiyor. ‘‘Klasik müzik sanatçısı olarak eğitildim. Haliyle klasik müzik, hayatımda hiç olmamış gibi davranamam. Ama sonuçta klasik müzik yapmıyorum. Kendimi de o kurallara bağlı hissetmiyorum’’ diyor. Elektronik müzik, 16-17 yaşlarındayken hayatına girmiş. Elektronik ile ilk birleştirmeye çalıştığı da klasik müzik olmuş doğal olarak. ‘‘Kolay da oldu aslında, çünkü zaman içerisinde ikisine de hakim oldum ve birleştirmenin yollarını buldum.’’

Kuralları yok ama kendine ait bazı yöntemleri var. Mesela çalışmaya piyanoda başlıyor. Doğaçlama seslerin peşinden ilerliyor. Notalara dökülen tüm bu öğeleri de hem dijital hem de diğer enstrümanlara dağıtıyor.

Diskografisinin ilk albümü Arsnova, dinleyen herkesin kendine göre yorumlayacağı şekilde çok katmanlı. İçinden istediğiniz duyguyu çekip çıkarmanız mümkün. Akın’ın önceliği de belirli bir duygudan ziyade, bir tür duygu yoğunluğu yaratabilmek. ‘‘Müziğin olabildiğince konsantre bir duygu barındırmasını hedefliyorum. Dinleyicinin özel olarak hissetmesini planladığım bir şey yok aslında. O konsantrasyonun içerisinde ne bulmak isterse onu bulsun; o müziğe nasıl bir görev vermek isterse onu versin istiyorum.’’

Arsnova ve canlı performansları onu daha geniş bir dinleyici kitlesine tanıtsa da Vanity Corner adlı parçasının Fi dizisinin jeneriğinde kullanılmasıyla yeni dinleyiciler de müziğinin etki alanına dahil oldu. Sırada ise çalışmaları bir buçuk yıla yayılan yeni bir albüm var. Form olarak biraz daha klasik müziğe yakın olan bu yeni albümde organik olan ile dijital arasında bir bağ kurmaya çalıştığını, iki tarafı da birbirine doğru değiştirmeye çalıştığını anlatıyor. Albümün merkezinde ise ‘‘değişim’’ var. ‘‘Gerçekten kaçınılmaz olan şey nedir, diye düşündüm ve en nihayetinde bulduğum tek cevap ‘değişim’ oldu. Albümde de bunun izinden gittim.’’

Arsnova’nın aksine, canlı performanslarında nasıl bir kurgu izleyeceğini de önceden belirleyerek ilerlediğinin ipuçlarını veriyor Akın Sevgör. Ama biz ipuçlarına kapılmayalım; bu değişim konseptinin müziğine neler getirdiğini albümü dinleyeceğimiz zamana bırakalım.

                   Ekoseli mavi ceket, Siyah pantolon, fiyatları istek üzerine, ikisi de PAKEL. Uzun zincir kolye, Kısa zincir kolye, fiyatları istek üzerine, ikisi de AIDA BERGSEN.

AGA B

Agab, agabe, agabi… Herkesin Aga B’si kendine. Ankara’nın orta yerinden tüm insanlığa uzanan hikayeleriyle rap’in sınırlarını aşıyor Aga B. Anlattıklarından ne duyacağınıza karar vermek ise size kalmış.

‘‘Ankara hep alternatif olmuştur’’ diye anlatmaya başlıyor; şehrin, yerel müzik sahnesine son yıllarda kazandırdığı isimlerden söz açılınca. ‘‘Farklı türleri besliyor burası. Hem sadece müzikte değil; sinemada da, fotoğrafta da öyle… Genelgeçere alternatif olabilecek işler çıkıyor hep buradan. Hip hop’un bu kadar kaynamasında Ezhel’in büyük etkisi var. İnsanların İngilizce örneğini dinlediği müziğin kaliteli bir Türkçe karşılığı Ezhel’in yaptığı… Ankara hâlâ eskisi gibi aslında. Biz aynı şeyi yapmaya devam ediyoruz; bunlar yeni yeni dikkat çekmeye başladı sayılır.’’

Temelleri rap’e dayansa da Aga B’nin müziğinde farklı türlerden seslerin de gelip sizi bulması mümkün. Özellikle de bazı canlı performanslarında… Bir binanın tepesinde çekilmiş, internette sıkça paylaşılan bir videosunda örneğin, kendisine saksafon, elektronik gitar gibi enstrümanlar eşlik ediyor. Vokaller olmasa, bu duyduğunuzun rap değil alternatif rock olduğuna emin olabilirsiniz ama performans ilerledikçe türler de birbirleriyle harmanlanmaya başlıyor. ‘‘Müziğin körü körüne savunucusu olabilirim ama tek tür bir müziğin körü körüne savunucusu değilim. Metal dinlenen bir evde büyüdüm. Çoğu arkadaşım da rock dinlerdi. Kendimi rap’le kısıtlamak istemiyorum. Agabando adlı bir oluşumumuz vardı, çocukluk arkadaşım hepsi. Gördüğünüz konser görüntülerinde de onlarla çalıyoruz. Benim müziğime onların yakıştıracağı müziğin peşindeyim. O yüzden deniyorum; rock’çı veya nu metal solisti değilim ama orada değerlendirilmek hoşuma gidiyor.’’

Aga B’nin yeni albümü Muaf henüz çok yeni; geçtiğimiz Mart ayında yayınlandı. Bu sefer dijital seslerin peşinden gitse de bas gitarın tok ritimlerini duyabilirsiniz. Albümün sahneye uyarlanması da daha farklı olacak muhtemelen ama Aga B müziğine yeni enstrümanlar ekleme konusunda kafa patlatmaya devam ediyor. ‘‘Keşke kontrbas olsa’’ diyor müziğinde nerelere gideceğini tasavvur ederken. ‘‘Evdeyken dingin müzikler dinliyorum genelde ama bu dingin şarkıları sahnede söylemekten çok hoşlanmıyorum. O yüzden sahnede agresyonumu yükseltiyorum ve bunu sağlayacak enstrümanlara ihtiyaç duyuyorum.’’ Stüdyoda yaptığı müzik ile sahnedeki arasında onun için büyük bir fark olduğunu ayrıca vurguluyor zaten. ‘‘Bence ikisi de ayrı ayrı çok heyecan verici. Birinde yapıyorsun, öbüründe sunuyorsun. ‘Aynı albümdeki gibi çalıyor’ bir iltifat gibi algılanabiliyor bazen ama aslında öyle olmamalı. İnsanlar başka bir şey bulmalı konserlerde. Albümdekini duymak istiyorsa albümü dinleyebilirler; konserdeki çok daha farklı olmalı.’’

Yeni bir albüm için stüdyoya girme konusunda aceleci değil Aga B. Bir süre diğer müzisyenlerle proje işbirlikleri yapmayı ve single kaydetmeyi planlıyor. Ve tabii bir de bolca konser vermeyi. Yollarınız Ankara’da kesişmese bile, belki de o gelip sizi bulur bir yerde…

Etnik desenli ceket, ŧ 770, Bordo renkli eşofman altı, ŧ 649 ikisi de PUMA X LES BENJAMINS.

Epoksi ve mermer kullanılarak oluşturulan heykel, HANDE ŞEKERCİLER.

LARA Dİ LARA

Anlattığı hikayeler değişse de, cazdan indie rock’a ve oradan yine bambaşka türlere uzansa da, artık kendisiyle özdeşleşmiş o dinginlik hissini, her koşulda size geçirmeyi başarıyor Dilara Sakpınar. Pek çoklarının yolu onunla grubu 123 sayesinde kesişti. Şimdilerde ise Lara Di Lara adlı solo projesiyle ulaştırıyor şarkılarını bize. Tek başına ürettiği şarkılarını 2014 yılında Oraya Doğru adlı ilk albümünde bir araya getirmiş, 2017’de ikinci albümü Hazineler İçindesin ile artık Lara Di Lara olarak hayatımızın orta yerine yerleşivermişti. ‘‘Lara Di Lara benim her zaman hayata geçirmek istediğim solo projemdi ve daha 123 varken de parçalarım birikiyordu. 123 ile doğal bir duraklama sürecine girip, hepimizin başka başka şeyler yapmaya başladığı vakitte, ben de solo projeme yoğunlaşmaya başladım’’ diye anlatıyor bu geçişi.

Grup olmanın getirdiği birlik duygusu onun için güvenli bir alan sağlamış olsa da, hatta solo projesinde çoğu kararı tek başına vermek zorunda olduğu için zaman zaman kendini yalnız hissettiğini söylese de solo ilerlemenin üretim açısından ona sağladığı özgürlüğün de altını çiziyor. ‘‘Müzik kariyerime bir grupla başladığım için, tabii ki grup olmanın yeri bende hep başka olacak. Ama solo projemin üstüne gitmeyi, gruptan farklı olarak başka insanlarla da çalışabilmeyi seviyorum’’ diyor. ‘‘İkisini de deneyimleyebilmiş olmak müthiş bir şey! Hayat gibi; hem yalnızsın, hem değilsin ve bu iki durumun sunacağı farklılıkları değerlendirmek veya değerlendirmemek senin elinde.’’

Şarkılarında genellikle yaşadıklarını, gördüklerini, hissettiklerini ve düşündüklerini anlatıyor. İlham aldığı şeyler hep değişiyor ama temelde hep doğa ve insan ilişkileri var. ‘‘Yanımda ya not defteriyle geziyorum ya da telefonuma notlar alıyorum. Bazen aklıma birkaç kelime bazen upuzun bir şiir veya satırlar geliyor; bunları hep yazıyorum. Bazen ise sözsüz bir şekilde ilerliyorum. Belki gitar çalarken bulduğum bir fikir veya klavyede başladığım bir melodi ile yazdıklarım birleşiyor. Kimi zaman da aynı anda gerçekleşiyor her şey…’’

Hazineler İçindesin albümünde olduğu gibi, kırık ve hüzünlü hikayeler anlattığında bile gizliden gizliye umut veren bir tarafı da var şarkılarının. Beklenmedik bir anda zihninizi ele geçiriveriyor. ‘‘Kendi var oluşumla ilgili diye tahmin ediyorum’’ diyerek gülümsüyor, bu ikili hali sorduğumuzda. ‘‘Hayata bakış açımın bir yansıması muhtemelen. Yaşarken hüzün de var, mutluluk da. Kötülük de iyilik de. Hoşluk da can sıkıcılık da. Fakat umut insan için en kuvvetli duygulardan biri bence. Bu nedenle ne yaşarsam yaşayayım, kimi zaman son derece pesimist olsam da, umudum beni besliyor ve hayatta tutuyor.’’

Üretirken sınır koymayan; içinde o sırada ne varsa onu olduğu gibi çıkarıp şarkılarında sunan Dilara’nın cephesinde bir süredir büyük heyecan yaratan iki şey var: Biri Türkçe albümü, diğeri ise çok uzun zamandır hayalini kurduğu ve artık gerçekleşme yolunda olan İngilizce albümü. Ayrıca konserler dışında aklında yapmak istediği bir sürü şey daha var. Farklı türlere duyduğu sevgiyi kendi müziğine de yansıtan Lara Di Lara, kendi özgün formülleriyle yeni hikayeler anlatmanın peşini hiç bırakmayacak anlaşılan.

Kadife elbise, ŧ 8585, Kaftan, ŧ2845, ikisi de ASLI FİLİNTA. Taç, fiyatı istek üzerine, AIDA BERGSEN. Yüzükler (saçta), fiyatları istek üzerine, EXO BY ELA KÖSEOĞLU.Altın kaplama tasma, Altın kaplama kolye, Küpe (saçta), fiyatları istek üzerine, hepsi ZEITGEIST BY CHLOE. Uzun kolye, Küpe, Ayakkabı, hepsi kendisine ait.

BREK

Ölüpop. ‘‘Kulağa ‘lolipop’ gibi geliyor değil mi’’ diyerek gülüyor Berk ya da nam-ı diğer Brek. (Bir noktadan sonra zaten fark etmiyor: Berk Brek; Brek Berk oluyor.) Etrafa pozitif enerji saçan kabarık sarı saçları ve güler yüzlü tavrı sizi çok fazla yanıltmasın: Karanlığın en dibine inen bir müziği var Brek’in. Zaten bu tezatlık yüzünüze ilk çarptığında biraz afallıyorsunuz. ‘‘Brek bir içe dönüş hikâyesi’’ diye anlatmaya başlıyor ‘‘romantik bir yıkım’’ olarak tanımladığı bu projesini. ‘‘Kaybedecek bir şeyimin olmadığını fark ettiğim noktada bu işe giriştim. Etrafımdaki bütün genel geçer değerleri reddetmeye çalışmamla birlikte doğdu diyebilirim.” Henüz birkaç hafta önce yayınladığı Ölüpop adlı son albümüne hakim olan o karanlık hisleri daha iyi anlamamızı sağlayacak bir açıklama…

Bir de rüyalar var, Brek’in müziğine yön veren. ‘‘Çok fazla kıyamet rüyası görüyorum. Çeşit çeşit… Ve hiçbiri de aslında korku öğesinden beslenmiyor; daha çok kıyameti selamlayan bir hissi çağırıyor. Melankolik ve romantik bir his bu ama özünde çok karanlık. Söylediğim gibi, kaybedeceğim hiçbir şeyin olmamasına bağlanan bir duygu.’’

İkinci albümü için, fonetik olarak benzese de lolipopun çağrışımlarından uzak, hatta insanı belli belirsiz tedirgin eden Ölüpop ismini seçmesi ise anlık gerçekleşmiş. ‘‘Pop dediğimiz şeyin alışkanlıklarımıza ve algılama biçimlerimize bağlı olduğunu düşünüyorum. Bu albümdeki şarkıların da çok basit formları var. Intro, nakarat gibi alışılagelmiş şekillerde ilerliyor. Dipte kalmış bir müziği yapıyor olsam da bu gelenekten kopmadığımı, müziğimin aslında klişeleri kabul eden bir yapısı olduğunu fark ettim. Bahsettiğim rüyalar ve kafama taktığım ölüm imgesinden de bahsedebilmek için Ölüpop demeye karar verdim albüme.’’

Albüm kayıt sürecinin tamamını Brek tek başına üstleniyor. Tüm enstrümanları kendisi çalıyor; albümün prodüktörlüğünü de yine o yapıyor. Her biri ayrı bir kişisel hikayeye açılan şarkıları da böylece bambaşka bir boyuta taşınıyor. Sahnede ise yalnız değil; enstrümanlarda grup arkadaşları ona eşlik ediyor. ‘‘Sahnede gerçek bir insan gibi hissetmiyorum’’ diyor, bu kadar kişisel bir yerden seslenen bu şarkıları kalabalık önünde, kalabalıkla birlikte çalıp söylemenin onun için ne ifade ettiği sorulduğunda. ‘‘Hayal ürünüymüşüm gibi düşünüyorum kendimi sahnedeyken. Bütün algılarınız bir butona basmışsınız da kapanmış gibi; gerçek dünyadaki ihtiyaç ve kaygılarınız da yok oluyor o anda. Bunun ürkütücü tarafı, sürekli tekrar edildiğinde bu büyülü hissin de deforme olabileceğini bilmek…’’

O böyle diyor ama yıkım ve kendini yeniden var etme hikâyesiyle bizi peşine takan bu müzisyenin o büyünün yok olacağını hissettiği anda her şeye bir kez daha sıfırdan başlayacağına dair bir öngörümüz var. Bundan garip bir heyecan duymamız ise tamamen Brek’in ileride başka neler yapacağına dair olan merakımızdan…

Kırmızı ceket, Kırmızı pantolon, Kırmızı harness, Kırmızı gömlek, fiyatları istek üzerine, hepsi GİRAY SEPİN. Kırmızı şapka, fiyatı istek üzerine, LES BENJAMINS.Kırmızı ayakkabı, ŧ770, ADIDAS.Saç: Ferit BelliMakyaj: Ceren ErözFotoğraf asistanı: Emre YılmazModa ekibi asistanı: Mehmet Yaşar Eyyubi, Melis AlAbud Efendi Konağı’na teşekkür ederiz.

YAZI: SEDEN MESTAN FOTOĞRAF: MERT TERLİKSİZ MODA EDİTÖRÜ: OĞUZ EREL

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.