"Emily in Paris" boyunca Collins’in gardırobunda Hepburn’e yapılan küçük referanslar hep dikkat çekiyordu. Siyah balo elbiseleri, zarif fularlar, büyük şapkalar… Ancak yeni proje bu görsel selamların ötesine geçiyor. Collins artık stil ilhamını değil, stil tarihinin en güçlü figürlerinden birini oynayacak.
Proje, Sam Wasson’ın çok satan kitabı "Fifth Avenue, 5 A.M.: Audrey Hepburn, Breakfast at Tiffany’s and the Dawn of the Modern Woman"dan uyarlanıyor. Hikaye, Holly Golightly karakterinden çok, filmin yapım sürecine odaklanıyor.
Truman Capote’nin rol için Marilyn Monroe’yu istemesi, stüdyo ile yaşanan fikir ayrılıkları ve set arkasındaki gerilimlerin filmde yer alması bekleniyor. Capote, kostüm tasarımcısı Edith Head ve yönetmen Blake Edwards da karakter olarak izleyici karşısına çıkacak. Senaryoyu "Dickinson"ın yaratıcısı Alena Smith kaleme alıyor. Collins ise projede hem başrol hem de yapımcı olarak yer alıyor.
"Breakfast at Tiffany’s" çoğu zaman tek bir görünümle hatırlanıyor: Tiffany & Co. vitrini önünde siyah Givenchy elbisesiyle duran Holly Golightly. Ancak filmin stil etkisi bundan ibaret değil. Hubert de Givenchy’nin tasarımları, 1960’ların başında sade ve net bir şehirli kadın silueti sundu. İnce kesimler, güçlü aksesuarlar ve dikkatle birleştirilmiş görünümler karakterin kimliğini şekillendirdi. Moda bu filmde sadece estetik bir tercih değil, anlatının bir parçasıydı.
Audrey Hepburn’ü canlandırmak, yalnızca fiziksel benzerlik meselesi değil. Collins için bu rol, daha ölçülü ve içe dönük bir performans alanı anlamına geliyor.