ANOREKSİK DEĞİLİM, FİTİM!

"Dur bakiyim, sen yine mi kilo verdin?!"

Hayatınızın her gününde, etrafınızdaki kadınların ruhsal durumuna göre bazen günde birkaç defa olmak üzere bu soruya muhatap oluyorsanız siz de anoreksik olmakla “itham edilen”, zayıf olduğu için kendini suçlu hissetmesi istenen, bu bayat ve bir o kadar ayrımcı sorunun yorgunu kadınlardansınız.

Yazının fikir annesi, Seninle Dergisi’nden arkadaşım Anette Nuran Batu’yla dergi koridorlarındaki karşılaşmalarımızdan birinde, ben de faşistçilik oynadım ve kendisine yine kilo verip vermediğini sordum. Yalnız, dikkat edin, bu soruyu sorarken “yine” demek zorundasınız. Çünkü bu, zayıf olmayı bir çeşit “kronik hastalık” durumuna taşıyor ve karşınızdaki zayıfı aşağılamak konusunda size inanılmaz bir zafer yaşatıyor.

Hastalık durumunun da çeşitleri olduğunu unutmamak gerekiyor tabii. “Yine”nin işaret ettiği kronik hastalıklardan en önemlisi “sinir”. Evet, istediğinizi yiyor ama yine de zayıf kalıyorsanız, hakkınızda üretilen komplo teorilerinin hastalıkla alakalı olanlarının en önemlisi, sizin bir çeşit ruhsal sorunlar insanı oluşunuz. Yalnızca formda insanlar öfkeli zaten bu dünyada. Ha, ha, ha! Formdaysanız, sinirlisiniz, hastasınız. Zaten yediklerinizi de koşup kusarsınız. Buna defalarca şahit oldum. İnsanların yemek yedikten sonra tuvalete koşup kusup kusmadığımı merak ettiğini hep hissettim. Ne yazık ki elleri boş döndüler hep takip maceralarından. Üzgünüm. Biliyorum, kusarak zayıf kalanlar var, ki bu oldukça sağlıksız bir durum. Yani bir hastalık. Ama zayıfsanız bununla da suçlanma ihtimaliniz var. Takipçiler için kendimi kusarken kameraya çekip youtube’a koymayı planlıyorum, biraz rahatlasınlar istiyorum.

VALLAHİ ANOREKSİK DEĞİLİM!

Eskimiş sorunun yorgunlarından Nuran’la hep merhabalaşırdık ama aramızda oluşan bir çeşit ”yiyorum, yiyorum ama zayıf kalıyorum” kardeşliğinin ardından çok eğlenmeye başladık. Birbirimizi her gördüğümüzde merhaba değil, ”Yine zayıflamışsın” diyerek selamlaştık. Aylar önce Nuran bana bu konunun artık yazılması gerektiğini söyledi, ki çok iyi bir fikirdi.

Konu, aylık ELLE toplantısında epey rağbet gördü ama ayrımcılığın asıl kurbanlarının kilolu kadınlar olduğu ve konuma onları da dahil etmemin daha iyi olacağı yorumları geldi. Kilolu kadınların hayatın her alanında şiddetli bir ayrımcılığa tabi tutulduğunu çok iyi bilsem de, bu yazının yiyerek zayıf kalabilen kadınların yazısı olmasını istedim. Bu farklı bir ayrımcılık çünkü. Daha kadın kadına bir durum. Belki biraz da kişisel.

”NASIL BÖYLE ZAYIFSIN SEN?”

Bu da kendi çapında bazı alt metinler barındıran bir soru olsa da, daha hümanist olduğu su götürmez. Bir şekilde zayıfım. Genetik deyin, metabolizma deyin. Her şeyi yerim. Bazen çok yerim, bazen canım hiçbir şey yemek istemez. Hayatımda hiç diyet yapmadım. Hiç spor yapmadım. Kadınların çoğu için kilo vermenin yanı sıra, erkeklerle tanışmak hususunda en müstesna yerler olsa da, spor salonları korkulu rüyamdır. Kan ter içinde adamlarla tanışmak için o kadar parayı ödemeyi aklımın ucundan bile geçirmedim. Aerobik modası vardı eskiden, step çıktı, bilmem ne dansları, yoga fırtınaları, pilatesler, haplar, vitaminler… Hiçbiriyle yakınlaşmadım.

Etİketler