EKO-ANKSİYETE NEDİR?

İklim krizinin insan psikolojisine etkisi...

Neredeyse hepimiz gezegenimizin sağlığıyla ve geleceği ile ilgili oldukça fazla endişe duymaya başladık. Ülkemiz ve tüm dünyada arka arkaya pek çok felaket gerçekleşti ve gerçekleşmeye devam ediyor. Bu felaketleri genel olarak berbat bir yıl olan 2020 ve devamında 2021’e bağlamak kolay olsa da, bunun gibi aşırı hava olayları giderek daha yaygın hale geliyor. Bilim adamları bunları giderek iklim değişikliğiyle daha fazla ilişkilendiriyor. Ancak şu anki iklim krizimiz sadece Dünya'yı etkilemiyor, aynı zamanda dünya çapında  insanlar arasında tedirginliğin artmasına neden oluyor. Bu klinik bir teşhis değil ve kesin bir tanımı yok, ancak uzmanlar giderek daha fazla rapor edilen bu duyguları tanımlamaya başlamak için bir terim geliştirdiler: Eko-anksiyete.

EKO-ANKSİYETE NEDİR?
Eko-anksiyete, çevresel hasar veya ekolojik felaket korkusu anlamına gelir. Bu kaygı duygusu, büyük ölçüde çevrenin mevcut ve öngörülen gelecekteki durumuna ve insan kaynaklı iklim değişikliğine dayanıyor. Çevre sorunlarıyla ilgili endişe, aşırı hava olayları riskinin artması, geçim kaynağı veya barınma kaybı, gelecek nesiller için korkular ve çaresizlik duygularından kaynaklanabilir. Araştırmacılar, insanların çevreyle olan ilişkileriyle ilgili kronik veya şiddetli kaygıyı tanımlamak için “eko-anksiyete” terimini kullanıyorlar.

2017'de Amerikan Psikiyatri Birliği (APA), eko-anksiyeteyi “çevresel kıyametin kronik korkusu” olarak tanımladı. Yine APA tarafından yürütülen yakın tarihli bir anket, ABD'li yetişkinlerin yüzde 68'inin en azından biraz eko-kaygısı olduğunu söylediğini ve 18 ila 34 yaş arasındakilerin yaklaşık yarısının iklim değişikliğini çevreleyen streslerinin günlük yaşamlarını etkilediğini söylediğini ortaya koydu.

Eko-anksiyete şu anda Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve İstatistik El Kitabında (DSM-5) listelenmemektedir, bu da doktorların bunu resmi olarak teşhis edilebilir bir durum olarak görmedikleri anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, ruh sağlığı uzmanları, eko-anksiyete terimini insanların doğanın geri kalanıyla olan psikolojik ilişkileri ve bunun kimliklerini, esenliklerini ve sağlıklarını nasıl etkilediğiyle ilgilenen bir dal olan ekopsikoloji alanında kullanıyorlar.

EKO-ANKSİYETE BELİRTİLERİ
İklim değişikliğinin ani etkileri – topluluk gruplarına verilen zarar, gıda kaybı ve tıbbi tedarik güvenliğinin azalması gibi – insanların ruh sağlığına ciddi zararlar verebilir. Giderek artan deniz seviyeleri ve hava düzenlerindeki değişiklikler de dâhil olmak üzere iklim değişikliğinin kademeli etkileri, kronik ruh sağlığı semptomlarına bile yol açabilir. Kronik veya şiddetli stres, nedeni ne olursa olsun, birkaç ciddi sağlık durumu riskini artırabilir. Buna kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve depresyon dâhildir. Eko-anksiyete ile insanlar ayrıca genel kaygı belirtileri yaşayabilirler.

APA, iklim kaygısı veya iklim değişikliği kaygısı olarak da bilinen eko-anksiyetenin ruh sağlığı üzerinde hem akut etkilere (genellikle bir doğal afetten sonra) hem de kronik etkilere (kademeli iklim değişikliğinden kaynaklanan) neden olabileceğini belirtiyor. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:
• Travma ve şok
• Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)
• Sosyal ilişkilerde zorlanmalar
• Depresyon
• Endişe
• İntihar
• Madde bağımlılığı
• Saldırganlık ve şiddet
• Kontrol kaybı
• Kişisel ve mesleki kimlik kaybı
• Umutsuzluk, korku veya kadercilik duyguları
• Yoğun olarak hissedilen öfke ve hayal kırıklığı
• Varoluş krizi
• Çevresel ayak izine, gelişmelere karşı takıntılı tavır
• Yoğun üzüntü ve yas duyguları
• Endişe bozukluğu
• Uykusuzluk
• İştah kaybı
• Konsantrasyon bozukluğu

KİMLERİ ETKİLER?
Çevresel hasar tüm insanları eşit şekilde etkilemez. Bu nedenle, bazı insanlar ekolojik konular hakkında daha yoğun endişe duyabilirler.

Dünyanın bazı bölgeleri, kıyı toplulukları ve alçak alanlar dâhil olmak üzere aşırı hava koşullarının etkilerine karşı daha savunmasızdır. Özellikle geçimleri çevreye bağlı olan insanların – örneğin balıkçılık, turizm ve tarım işleri olanlar gibi – etkilenme olasılığı daha yüksektir. Ayrıca, yerli topluluklarda yaşayan insanlar genellikle doğal kaynaklara bağımlıdır ve daha savunmasız coğrafi bölgelerde ikamet etme eğilimindedir. Kimlik, aidiyet ve topluluk duygularına zarar verebilecek konutlarını, geçim kaynaklarını veya kültürel miraslarını kaybetme korkusuyla karşı karşıya kalabilirler. Çevre işlerinde veya ilk müdahale ve acil sağlık çalışanları olarak çalışan kişiler de eko-anksiyeteye daha yatkın olabilir. Bu gruplar, değişen iklimlerden ve çevresel zararlardan daha fazla fiziksel ve zihinsel sağlık etkileriyle karşı karşıyadır.

EN SAVUNMASIZ KİM?
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, iklim değişikliğinin doğrudan sonuçlarını (orman yangınları, süper fırtınalar, sel) yaşayanlar özellikle savunmasızdır.

Bilim adamları, zihinsel sağlık etkisinin çok gerçek olduğunu kanıtlamak için çevresel felaketlerin psikolojik sağlık etkilerini uzun süredir araştırıyorlar. 2005’te 1800'den fazla can alan Katrina Kasırgası'ndan sonra hayatta kalan altı kişiden biri travma sonrası stres bozukluğu belirtileri gösterdi; intihar düşüncesi ve intihar iki kattan fazla arttı ve etkilenen bir bölgede yaşayanların yüzde 49'u bir kaygı veya duygudurum bozukluğu geliştirdi. Avustralya'nın 2009'daki Kara Cumartesi orman yangınları, olaydan yıllar sonra etkilenen topluluğun yüzde 15.6'sında Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) semptomları bıraktı.

Uzmanlar, iklim felaketlerini ve devrilme noktalarını görmeye devam edeceğimizi belirtiyor. Bu gerçekten süper yıkıcı olaylar, çok fazla stres ve endişeye neden oluyor. Bu tehlikeler arasında hava kirliliği, sel, kasırgalar ve orman yangınları sayılabilir.

EKO-ANKSİYETENİN KAYNAĞI NEDİR?
Çevre sorunlarıyla ilgili endişe, kasırgalar, kuraklıklar ve orman yangınları dahil olmak üzere iklimle ilgili aşırı etkili hava koşullarının yaşanmasından, risk altında olmaktan veya sevdiklerinizin risk altında olmasından kaynaklanabilir.

Çevresel yıkımın medyada yer alması bunaltıcı olabilir ve insanların çevre üzerindeki olumsuz etkilerine dair kanıtlar artmaktadır. Aşırı hava olayları iç savaşları ve kitlesel protestoları körükledi, insanların evlerini etkiledi ve yaşam alanlarını yok etti. İnsanların çevresel sorunları, özellikle iklim değişikliğini kontrol edemediklerini düşündükleri için aşırı veya kronik kaygı yaşamaya başladıklarına dair bilimsel kanıtlar ortaya çıkıyor. Bazı insanlar için çevresel krizlerin artması sadece sinir bozucu, korkutucu ve şok edici değil, aynı zamanda sürekli veya zayıflatıcı bir endişe kaynağıdır. İnsanlar ayrıca kendilerinin veya kendi nesillerinin davranışlarının çevre ve gelecek nesiller üzerindeki etkisi konusunda suçlu veya endişeli hissedebilirler.

EKO-ANKSİYETEM OLUP OLMADIĞINI NASIL ANLARIM?

Bir kişinin kendi kontrolü dışında görünen şeyler hakkında üzgün, kızgın, hüsrana uğramış veya çaresiz hissetmesi doğaldır ve çevreyle ilgili kötü haberlerle cesaretinin kırılması kolaydır. Şuan ekolojik kaygının tıbbi bir tanımı yok. Bir kişi çevreyle ilgili endişelerinin günlük yaşamlarını, çalışma becerilerini veya kendilerine bakma becerilerini etkilediğinden endişeleniyorsa, bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmalıdır. Giderek artan sayıda psikolog ve diğer ruh sağlığı çalışanı, çevre ve iklimle bağlantılı korkuları tespit etmeye ve yönetmeye nasıl yardımcı olacakları konusunda eğitim alıyor.

NASIL BAŞA ÇIKILABİLİR?
İklim değişikliği bilimsel olarak yadsınamaz ve gerçek bir tehdittir. Bu nedenle, endişelenmek mantıklıdır. Gerçek bir sorun varsa, biraz kaygı iyi bir şey olabilir; çünkü anksiyete, “Hey, bu konuya dikkat etmelisin çünkü bir sorun var ve tehdit ediyor.” diyen sinyal mekanizmamızdır.

Bireysel eşikler değiştiğinden, uzmanlar iklim kaygısı için herkese uyan tek bir çözüm olmadığını belirtiyor. Bazıları için daha fazla bilgi edinmek, acil tehdit düzeyi için sakinleşmeye yardımcı olabilir. Bazıları için haber döngüsünden çıkmak çok önemlidir. Bu durumlarda en önemlisi, gezegenimizin hayatı için hepimizin üzerimize düşeni yapabileceğimizi hatırlamak gerekiyor.

Eko-anksiyete ile başa çıkmak için bazı ipuçları şunları içeriyor:

• Harekete geçmek
İnsanlar, olumlu eylemde bulunmanın kaygı ve güçsüzlük duygularını azaltmaya yardımcı olabileceğini görebilir. Başkalarına yardım etmenin köklü psikolojik faydaları vardır.Bazı olumlu eylemler şunları içerebilir:
• İyi çevresel uygulamalar hakkında başkalarıyla konuşmak
• Bir çevre grubuyla gönüllü olmak
• Daha az et ve süt ürünleri tüketmek gibi sürdürülebilir bir diyet uygulamak ve geri dönüşüm dahil olmak üzere daha yeşil seçimler yapmak
•  Ruh sağlığı uzmanları, insanların kendilerini en çok endişelendiren sorunları belirlemelerine ve sorunları daha fazla kontrol altında hissetmelerine olanak tanıyan bir plan geliştirmelerine yardımcı olabilir.

• Eğitim almak

Çevre hakkında doğru bilgi almak, toplulukları güçlendirebilir ve bir kriz meydana geldiğinde hazırlıklı ve dirençli hissetmelerine yardımcı olabilir. Yanlış bilgilere güvenmek veya bilgi eksikliği, iklim değişikliği gibi soyut sorunları anlamayı ve işlemeyi zorlaştırabilir. Bu nedenle insanlar, güvenilir, inandırıcı bilgiler kullanarak çevre sorunları konusunda kendilerini eğitme konusunda rahatlayabilirler.

• Dayanıklılığa odaklanmak

Stres ve travmanın üstesinden gelme yetenekleri konusunda olumlu hisseden insanlar, esneklik becerilerine daha az güvenen insanlardan daha iyi kaygıyla baş edebilirler. Örneğin, birinin kendi dayanıklılığına olan inancı, doğal afetlerin ardından depresyon ve Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) riskini azaltabilir.

APA, kendi kendine dayanıklılığı artırmak için şunları öneriyor:
• Destek ve teşvik sağlayan şefkatli, güvene dayalı ilişkileri teşvik etmek
• Sorunları çözülemez olarak görmemek
• Ulaşılabilir hedefler yapmak ve onlara doğru istikrarlı bir şekilde ilerlemek
• Sorunlara daha geniş bir bağlamda bakmak
• İyi bir öz bakım uygulamak ve olumlu bir öz imaja odaklanmak
• Mümkün olduğunda yerler ve kültürel bağlarla kişisel bağlantıları sürdürmek
• İzolasyondan kaçınmak ve benzer düşünen insanlarla bağlantı kurmaya çalışmak

• İyimser kalmaya çalışmak

Sağlıklı bir iyimserlik derecesine sahip olmak, bir kişinin doğal afetler gibi stresli olaylar yaşadıktan sonra büyümesine ve uyum sağlamasına yardımcı olabilir. Olayları olumlu bir şekilde yeniden çerçevelemeye çalışan insanlar, bunun kaygıyla daha iyi başa çıkmalarına yardımcı olduğunu görebilir. Olumlu düşünme, kronik veya şiddetli kaygı ile ilişkili olumsuz düşünce döngülerini kırmaya da yardımcı olabilir.

• Doğa ile daha güçlü bir bağ kurmak

Açık havada veya doğayla daha fazla zaman geçirmek, çevre ile olumlu bir kişisel bağ kurmayı teşvik ederek eko-kaygıyı hafifletmeye yardımcı olabilir. Hatta bazı insanlar, kendilerini kopuk veya bunalmış hissettiklerinde bakabilecekleri ve dokunabilecekleri bir taş, dal, kuru çiçek veya başka bir doğal nesne bulundurmayı bile önerir. Bu, bazı akıl sağlığı uzmanlarının kaygıyı yönetmek için önerdiği temellendirme tekniklerine benzer şekilde çalışabilir.

• Aktif olmak
Düzenli egzersiz, çoğu kaygı türünü azaltmaya yardımcı olabilir. Gerçekçi ve güvenli olduğunda, fosil yakıt bazlı ulaşım kaynaklarını kullanmak yerine yürümek, koşmak veya bisiklete binmek, sık egzersizi teşvik eder ve bireysel sera gazı emisyonlarını azaltır. Düzenli olarak bisiklete binen veya işe yürüyerek giden insanlar da daha düşük düzeyde işe gidip gelme stresi yaşıyor gibi görünüyor.

• Bilgi kaynaklarından ne zaman ayrılacağını bilmek
• İnsanlar farkında olmadan medyada, siyasette, reklamlarda ve sosyal medya platformlarında her gün gördükleri bilgilerden çok etkilenebilirler. Bu bilgiyi tekrar tekrar görmek, özellikle yanlış, taraflı veya belirli bir şekilde sunulmuşsa strese neden olabilir.
• İnsanlar çevre sorunları hakkında kendilerini eğitmekten fayda sağlasalar da, ezici miktarda bilgiye veya çok sayıda güvenilmez bilgiye maruz kalmak endişe yaratabilir.
• Çevresel bilgi kaynaklarını yeniden değerlendirmek veya medya kaynaklarını en azından geçici olarak kesmek veya bağlantısını kesmek, acil stres seviyelerinin azaltılmasına yardımcı olabilir.

• Doktora danışmak
Giderek artan sayıda ruh sağlığı uzmanı, insanların doğayla ilişkilerini yönetmelerine ve günümüzün çevre sorunlarıyla başa çıkmalarına nasıl yardımcı olacakları konusunda eğitim alıyor. Şiddetli eko-kaygısı veya evde yönetim ipuçlarına yanıt vermeyen kaygısı olan kişiler, kaygılarını gidermek için profesyonel yardıma ihtiyaç duyabilirler. Eko-kaygı için profesyonel yardım almak için, kişi uygun bir ruh sağlığı uzmanıyla nasıl bağlantı kurulacağına dair rehberlik sağlayabilecek bir aile doktoru veya başka bir sağlık çalışanı ile konuşabilir.

Şu anda, eko-anksiyete resmi bir tıbbi teşhis değildir. Akıl sağlığı uzmanları, bunu genellikle çevresel hasar veya iklim değişikliği hakkında güçsüzlük duygularına dayanan kronik bir çevresel kıyamet duygusu olarak tanımlayabilirler. Bir kişi, özellikle iklim psikolojisi konusunda eğitimli bir profesyonelden, başa çıkma yöntemlerini kullanarak veya profesyonel danışmanlık arayarak bu kaygı biçimini hafifletebilir.