EDEBİYAT OLMADAN MODA OLUR MUYDU?

Özgürleştiren ortaklık...

Modaevleri şiir kitapları yazıyor, yazarlar markalar için edebi değeri olan kampanyalara imza atıyor. Şairler modeller gibi ajansların temsiliyeti altına geçerken, tasarımcılar editörler gibi matbu yayınlara imza atmak için yarıştalar. Pierpaolo Piccioli’nin de dediği gibi “Şiirler Özgürlüğü Tanımlamanın En Samimi Yolu” belki de bu yüzden Sonbahar/ Kış 2021-22 Koleksiyonları hiç olmadığı kadar satır aralarındaki ince nüansların akışına bırakmıştı kendilerini.

Sözcükleri, bir romanı okuyan herkes farklı yorumlayabilir. Tıpkı bir kıyafeti herkesin farklı taşıyabileceği gibi. Her ikisi de bu bağlamda devamlı yaşayan, kendini yenileyen bir yapıda, farklı insanlara aktarılabilir, nesilleri tanımlayabilir.

“Edebiyat olmadan moda nasıl olurdu?” diye sormuştu efsanevi editör ve Costume Institute’un direktörü Diana Vreeland. Sezon koleksiyonları bu sorunun yanıtını arıyor gibi! Jonathan Anderson’dan Maria Grazia Chiuri’ye kadar şairlerin bir dizesi, sözlü tarihin bir parçası olan efsaneler ya da Agatha Christie’nin kurgusu, tasarımcıların yaratıcı dünyalarını şekillendirdiler.

Maria Grazia Chiuri bize bir hikaye anlatmayı seçti. Tıpkı efsanevi masalların geçtiği saraylar gibi Versay’da tanıttı. “Kırmızı Başlıklı Kız”dan “Güzel ve Çirkin”e kadar uzanan bir ilham panosuna sahipti üstelik. 

Romantik dönemden post modern eserlere kadar kıyafetler hep karakterlerin dünyasına girmemiz için birer ipucuydu. Kim olduklarını ele veriyordu, detaylar yardımıyla karakterle daha sıkı bir bağ kurmamızı sağlıyordu. Great Gatsby’nin, Oscar Wilde’ın kadın ve erkek koleksiyonlarını etkilemesinden daha uzağa gidiyoruz bu kez, daha doğrusu bununla sınırlı tutmuyoruz kendimizi. Görüyoruz ki zaten edebiyat belki de sözcüklerin modayla olan ilişkisi bununla sınırlı değil. 

Fransız filozof Roland Barthes sözcükler ve kıyafetler arasında derin bir bağ olduğunu vurgulamış, 1967’de kaleme aldığı “The Fashion System”da aynı sistemlere ait olduklarını yazmıştı. Amerikalı tarihçi Anne Hollander ise tıpkı kokular gibi kıyafetlerin de görsel hafızayı canlı tuttuğu ve anıları dışa vurduğunu, duyguları belli ettiğini yazmıştı. Ancak belki de bu iki disiplin arasındaki en esaslı köprüyü 1991 yılında Vivienne Westwood inşa etmişti. Konu karakter yaratmak olunca Charles Dickens belki de tasarımcıların en büyük yardımcısı olmuştur. Dickens’ın “Büyük Umutlar” romanındaki karakteri Miss Havisham’dan ilham alarak değil, Miss Havisham için geri dönüştürülmüş materyallerden bir gelinlik dikmişti.

Ya da Sonia Rykiel’in 1993 yılında bir erotik roman yazmaya başladığını biliyor muydunuz? Rykiel pek tabii en iyi bildiği şeyden pek de uzaklaşmadı, anlatmak istediği aşk üçgenindeki esas karakterimiz bir süveter. Kadın karakterimiz süveter tasarlıyor, ancak onlara karşı aşk beslercesine bir diyalog içinde. Esas erkek karakterimiz ise bu ilişkiyi kıskanıyor. Kitabın orijinal adı, “Textus Nus (Nude Text)”. Rykiel daha sonra içerisinde 50 binden daha fazla kitap olan bir pop-up mağaza da açmıştı.

Maria Grazia Chiuri’yi ele alalım. Dior’un mirasını tek başına göğüslemeye başladığı ilk andan bu yana yazarlarla, sanatçılarla çalışmaktan, sahneyi onlara emanet etmekten çekinmedi. Sanatçıların işleri, yazarların sloganları hem podyumu kapladı, hem de zaman zaman Chiuri ve tasarımlarından rol çaldı. Chimamanda Ngozi Adichie’nin “We Should All Be Feminist” manifestosunu hatırlayın. Chiuri, Maison’u bir başkasına teslim ettiğinde geride bıraktığı yılları belki en iyi bu beş sözcük özetlemiş olacak.

Chiuri bu sezon bizi Versay Sarayı’nın aynalarla dolu salonuna hapsetti. Belki kendimizle yüzleşmemiz, belki kendi güzelliğimizle mest olmamız belki de kusurlarımızla baş başa kalmak için. Bunları bir dizi peri masalıyla aktardı. “Güzel ve Çirkin”, “Külkedisi”, “Uyuyan Güzel” ya da “Kırmızı Başlıklı Kız”. Zamansız anlatıları koyu ve parlak renkli kumaşlarla özetledi. Külkedisi’nin en can alıcı elbiseleri, kırmızı başlıklar, Belle’in dans ederken giyebileceği tüller, belki de yine pandeminin getirdiği sıkıcı dünyadan hayal kurarak uzaklaşmanın bir yoluydu. 

 ŞİİR GİBİ

Valentino şovlarını, özellikle de Pierpaolo Piccioli’nin dümeni tek başına ele almasından bu yana özetleyen en güzel söz “şiir gibi” demek. Hem gerçek anlamda hem mecazi tabii. Sonbahar/ Kış 2019 koleksiyonu için önce dört şairle bir işbirliği yapıp kıyafetleri kendi sözcükleriyle yeniden yorumlamasını istedi. Greta Bellamacina, Yrsa-Daley Ward, Mustafa The Poet ve Robert Montgomery “On Love” başlıklı bir şiir koleksiyonu yayınladı. Her bir şair koleksiyonun yaratım sürecinde Piccioli ile bir araya gelerek kumaşlar, kıyafetler ve hayal etmenin özgürleştirici yanı üzerine sohbet edip kendi şiirlerini yaratmıştı. Pierre Balmain, 1940’lı yıllarda Gertrude Stein ile yakın arkadaştı. Hatta çeşitli yayınlar için Stein, Balmain koleksiyonlarını da yorumluyordu. Ancak Piccioli yazarlarla olan ilişkisini biraz daha genişletti. Valentino daha sonra Elif Şafak, Janet Mock, Ocean Vuong gibi farklı etnik kökenlerden yazarlara sınırsız özgürlük tanıyarak modaevi için görsel dünyadan uzak kelimelerle bir kampanya yaratmaları konusunda onları teşvik etti. Beyaz bir sayfa üzerinde bir paragraf yazı, birkaç dize ya da bir mektup yazmalarını talep ederek duygularını açığa vurmalarını istedi.

Dante’nin cehennem tasvirleri, Çiğdem Akın’ın Sonbahar/Kış 2021-22 koleksiyonunda ölüm ve yaşam gibi ikilikleri masaya yatırmasına, Fransız şairler Baudelaire, Verlaine ve Rimbaud ise Hedi Slimane’in Celine’de sonsuz gençliği yorumlaması konusunda ilham oldu. Bu yolla Slimane burjuvaziyi ve kültürünü Z jenerasyonuyla tanıştırdı. 

Amerika Birleşik Devletleri’nde Joe Biden ve Kamala Harris’in başkanlığa geçiş töreninde sahnede şiir okuyan ‘en genç şair’ Amanda Gorman ise Hadid kardeşleri de temsil eden modellik ajansı IMG’nin kanatları arasına geçerek moda ve şiirlerin dünyasını biraz daha yakınlaştırdı. Joan Didion ise Phoebe Philo için Celiné kampanyasına poz vermişti. Üstelik Didion daha sonra verdiği bir röportajda insanların gösterdiği heyecanın sebebini anlamadığını söylemişti. İşte gerçek bir cool!

GOTİK ANLATILAR VE HALK EFSANELERİ

Tasarımcıların referans almaktan en çok hoşlandıkları eser, yazar Virgina Woolf’un “Orlando”su. Nedeni ise geçtiğimiz 10 sene boyunca tasarımcıların artık cinsiyet kalıplarından uzaklaşmaya başlaması. Bu kış, Kim Jones Fendi için ilk couture koleksiyonunu sunduğunda, daha önce Burberry için tasarlayan Christopher Bailey, Ann Demeulemeester, Rei Kawakubo hepsi de “gender fluid” koleksiyonlarının referansı olarak Orlando’yu gösteriyordu.

İngiliz edebiyatının Mary Shelly imzalı kült gotik romanı “Frankenstein” da Alexander McQueen’den Gucci’ye hatta Prada’ya kadar farklı tasarımcıları modayı karanlık bir açıdan yorumlamaları konusunda etkiledi.

Sarah Burton’dan önce Alexander McQueen kendi nevi şahsına münhasır atmosferi için H.G. Wells gibi bilim kurgu yazarların dünyasına dalıyor ya da Stephen King’in ürpertici anlatılarını defileleri için mekan yaratırken kullanıyordu.

Özgürlük ve onu temsil eden uçmak gibi fikirleri vardı Iris Van Herpen’ın. Ama bunun da ötesinde 20. yüzyılın en önemli modernist şairlerinden TS Elliot’ın dizeleriydi onu yaratmaya iten. 

Burton bu sezon da bu gotik masalı anlatmaya devam etti. Siyah deriler üzerine kan sıçramış hissi veren balo elbiseleri, hayatın gerçekliğinden kopamadığımız için katıldığımız korku dolu ve doğa üstü elementlerle çevrili bir yer altı partisindeymişiz hissini veriyordu. Danimarka, Norveç ve İngiltere kralı Knud’un efsaneleri, 11. yüzyıldan Danimarkalı balıkçıların anlattıkları efsaneler, John Galliano’ya korku öğelerinin ağır bastığı bir halk masalı anlatması konusunda ilham verdi. Galliano da Margiela Sonbahar/Kış 2021-22 couture koleksiyonu bu elementleri harmanlayarak bir kısa filmle tanıttı. Başlığı ise: A Folk Horror Tale. Filmi Marion Cotillard’a Oscar ödülü kazandıran “Kaldırım Serçesi”nin yönetmeni Olivier Dahan yönetti. Ki kendisini de hep karanlık elementlerin gölgesinde görürüz.

Edebiyattan aldığı referansları kıyafetler aracılığıyla filme uyarlayan bir diğer modaevi ise Dice Kayek’ti. Agatha Christie romanından esinlenen karakterler yarattı Ayşe ve Ece Ege kardeşler. Bunları canlandırabilecek en iyi oyuncuları; Candan Erçetin, Burak Hakkı, Hatice Aslan ve Selma Ergeç gibi isimleri Christie’nin mirasıyla özdeşleşen Pera Palas’a çağırarak bir film kurguladılar. 60’lı yıllarda gizemli kötü adamı yakalamak için moda-edebiyat ve sinemanın güçlerini birleştirdiler.


ZINE KÜLTÜRÜ

Modaevleri şimdi neden podcast yapıyor, modaevleri neden TikTok için içerik üretiyor derken, markaların matbu yayınlarla, dijital dergilerle ilişkisine geldi sıra. (Galliano, Dior için “Newspaper Dress”i yaratırken acaba aklında yazarlığa soyunmak var mıydı?) Bottega Veneta sosyal medyada konuşulmayı çok seviyor. Bu yüzden ocak ayında bir anda hesabını silerek yok oldu. Gerçi fanları @NewBottega altında markanın varlığını devam ettiriyorlar ama, Bottega daha esaslı bir yoldan kitlesini tavlamayı seçti. 107 sayfalık dijital bir zine yayınladı. Missy Elliot gibi efsane rap yıldızından endüstrinin yeni favori fotoğrafçısı Tyler Mitchell’a kadar geniş bir kadroda yeni koleksiyonunu bir dergiyle sundu bize.

Bottega tek değil, Jonathan Anderson da Loewe adına dört aylık dergiler hazırlamaya başladı. Ve Sonbahar/Kış 2021-22 koleksiyonunu tanıtmak için 63 sayfalık bir gazete hazırladı. Manşette defilenin iptal olduğunu duyuran slogan “The Loewe Show Has Been Canceled” yazıyordu. Yönetmen Pedro Almodovar’ın 90’ların renkli estetiğini anımsattığı kıyafetlerini bu yolla tanıttı. Gazetenin içerisinde Danielle Steel’in yeni romanı “The Affair”den bir bölüm de bulunuyordu. Romanın bir parçası New York’ta yayımlanan bir moda dergisinde geçiyor. Bir anlamda hikaye içinde hikaye içinde hikaye. İşte moda!

Yazı: Aykun Taşdöner

Fotoğraflar: Brigitte Lacombe, IMAXTREE.com, Zeynel Abidin, Derek Wood, Alena Schmick 


ELLE Türkiye Eylül'21 sayısından alınmıştır.