MARIO LEVI'NİN İSTANBUL'U

MARIO LEVI'NİN İSTANBUL'U

ELLE ONLINE ELLE ONLINE 18 Mart 2014
MARIO LEVI'NİN İSTANBUL'U



<#text>


<#text> Kadıköy'de 1900'lerden itibaren Yahudilerin sıklıkla yerleştikleri Yeldeğirmeni Sokak'taki, 1909 yılında inşa edilen Kehribardji Apartmanı adeta tarihe, eski İstanbul'a tanıklık edercesine tüm heybetiyle önümüzde yükselirken; “İstanbul'da böyle sokaklar kaldı mı?” dedirtiyor insana. Apartman sakinlerinden ünlü yazar Mario Levi de İstanbul'un tarihini ve İstanbulluluğu, kayıp giden insanların ve alışkanlıkların izinde anlatırken; kentte dünden bugüne ne çok şeyin değiştiğinin farkına varıyoruz. Yüksek ve çirkin binaların ortasında yalnız ve kırgın duran Kehribardji Apartmanı gibi Levi de, “İstanbul'da İstanbullu olduğum için kendimi azınlık olarak görüyorum, büyük bir yalnızlık yaşıyorum şu an” diyor. Selin MİLOŞYAN, Mario Levi'yle buluşup, sadece İstanbul'u değil; 19 Eylül'de piyasaya çıkan ve içinden yine İstanbul'un geçtiği son kitabı “Size Pandispanya Yaptım”ı da konuştu.


<#text>


<#text> ELLE: İstanbul ne ifade ediyor sizin için?


<#text> MARİO LEVİ:<#text> Ben 56 yaşındayım. İstanbul'da doğdum, büyüdüm ve olgunlaştım; İstanbul beni inşa etti. İstanbul aslında benim için her şeyi ifade ediyor. O şey hayat, umut, umutsuzluk, aşk, kırgınlık, ayrılık ya da bekleyiş; tüm bunların hepsini kapsayan bir bütün. Bir de bana devredilmiş bir miras var, o toplumsal hafızayı taşımanın hüznünü, sevincini ve sorumluluğunu da yaşadım.


<#text>


<#text> ELLE: Siz romanlarınızda bu bahsettiğiniz mirası çok iyi taşıdınız, toplumsal hafızayı hatırlatmayı bildiniz.


<#text> M.L:<#text> Evet, “İstanbul Bir Masaldı” ve “İçimdeki İstanbul Fotoğrafları”nda birçok göç hikayesine yer verdim. 50'ler, 60'lar, bu göç dalgasının tepe noktasına ulaştığı yıllar. Bir yandan azınlıklar giderken bir yandan da Anadolu'dan bir sürü insan geldi İstanbul'a. Mesela bir dönem Kadıköy sınırları içerisinde yaşayıp da denizi görmeyen, tanımayan insanlar olduğunu biliyorum. İstanbulluluk bu değil!~

ELLE: Peki ne anlama geliyor İstanbullu olmak?



<#text> M.L.:<#text> İstanbulluluk kimliğinin ne olduğunu hep sordum kendime. İstanbul'un tarihine baktığımızda hep su kenarlarına kurulmuş mahalleler görürüz, bir su şehridir İstanbul ve İstanbullu olmak öncelikle deniz kültürünü bilmekten geçer bence. Eylül ayının balık mevsimi olduğunu, palamutların geldiğini, sonra yağlandıklarını bilmektir İstanbullu olmak.


<#text>


<#text> ELLE: Bugünkü İstanbul resmine baktığınızda neyi/neleri sevmiyorsunuz bu şehirle ilgili?


<#text> M.L.:<#text> Pisliğini, kaba insanlarını, vapura binerken yolcuların birbirlerini itmelerini sevmiyorum. Bu şehirde ne yazık ki, nasıl bir yerde yaşadıklarının farkında olmayan bir sürü insan var. Ben de İstanbul'un kimliğini taşıyan biri olarak büyük yalnızlık hissediyorum. Örneğin eski İstanbullular Hacıbekir'de demirhindi şerbeti içmeyi ya da çifte kavrulmuş lokum yemeyi bilirdi. Şimdilerde kendini “eğitimli” olarak tanımlayan kesim bile bu basit alışkanlıkları bilmiyor.


<#text>


<#text> ELLE: Son yıllarda sadece İstanbul'un insanları değil; görüntüsü de değişti. Çirkin bir mimariyle karşı karşıyayız.


<#text> M.L.: <#text>İstanbul gerçekten de son yıllarda çok kötü şehirleşti. Şöyle bir fantezim var: Bir gün bu kentin başına getirilirsem yıktıracağım bir sürü bina olacak. Örneğin tarihi yarımadada 100 yaşından küçük bütün binaları yıktırırım. Bir de Beşiktaş'taki Süzer Plaza'yı yok etmek istiyorum. Tüm bunlar kent kültürüne sahip olamamamızdan kaynaklanıyor. Bugün İstanbul'u İstanbul yapan Galata Kulesi, Ayasofya ya da Sultanahmet Camii'ne baktığımızda son 100 yılda gurur duyabileceğimiz hiçbir güzel yapının inşa edilmediğinin farkına varıyoruz. Bu da çok acı.


<#text>
Size Pandispanya Yaptım



<#text> Roman ve öykülerinde mutlaka İstanbul'a yer veren Mario Levi, yeni kitabı “Size Pandispanya Yaptım”da babaannesinin Sefarad yemeklerinin izinde bir aşk hikayesine odaklanıyor. “Altıncı romanım olan ‘Size Pandispanya Yaptım'da, yine tutkuyla bağlı olduğum İstanbul var; ama burada başrolü yemekler kapmış durumda. Çocukken babaannemi yemek yaparken seyreder, bundan müthiş keyif alırdım. Yemeğe çok meraklı olduğum için de yıllar önce ‘Acaba yemekler üzerine bir roman yazabilir miyim?' diye kendi kendime sormuştum. Geçtiğimiz 10 Temmuz'da önce hikaye kitabı yazma fikriyle oturdum masaya; hatta her hikayede bir ya da iki yemek ve tarif anlatacaktım. Ama sonra roman yazdığımı fark ettim. Bir aile çerçevesinde anlatılan yemekleri, bayram sofraları ve Shabbat akşamlarının zenginleştirdiği ilişkileri kaleme döktüm. Tıpkı ‘futbol, sadece futbol değildir' diyen Eduardo Galeano gibi ben de, ‘Yemek, sadece yemek değildir' diyorum. Yemek bir kültür, bir hayat tarzıdır. 40'ı aşkın yemek tarifi verdiğim bu kitapta, babaannemin Sefarad yemeklerinin izinde bir sürprizle, bir aşk hikayesiyle karşılaştım.”


<#text>


<#text> Selin MİLOŞYAN
Fotoğraflar: Pınar GEDİKÖZER

SON HABERLER

Dergide Bu Ay

ELLE Mart Sayısı Çıktı!

ELLE Mart Sayısı Çıktı!

Baharı Hande Erçel ile karşılıyoruz.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.