MARKA OLMA YOLUNDA GÖZYAŞI DA VAR

Victoria Beckham bile koleksiyonlarında ona güveniyor: Hande Sadıç…

ELLE ONLINE ELLE ONLINE 29 Ocak 2014
MARKA OLMA YOLUNDA GÖZYAŞI DA VAR
<#text>Victoria Beckham gibi mükemmeliyetçi biri bile ona güveniyor. Nasıl, neden? ELLE'e özel bu röportaj ve çekim için Londra'dan İstanbul'a gelen Hande Sadıç'ın moda sektöründe başardıkları ve yapmayı düşündükleri, ilham verici. Moda aklının ucundan bile geçmezken bakın neler olmuş. Dünya çapında markalar ve tasarımcılarla çalışmış, çalışmaya da devam ediyor. Victoria Beckham, bunlardan sadece biri. Uzun yıllar Türkiye'de ve yurt dışında çeşitli markalar için moda yönetimi, satın alma ve ürün geliştirme danışmanlığı yapan Hande Sadıç'la yaptığımız samimi söyleşiyi modayla birazcık da olsa ilgiliyseniz mutlaka okumalısınız.~ ELLE: En heyecanlı kısmıyla başlayalım mı: Alexander McQueen'le?


<#text> HANDE SADIÇ: Bir iş için Milano'dayken; Gucci'de çalışan, yaptıklarımı bilen ve beni iyi tanıyan bir arkadaşım “özgeçmişini bir yere gönderdim, görüşmek için arayabilirler” dedi. Ertesi gün Alexander McQueen ofisine görüşmeye çağırdılar! Amaçları farklı ülkelerde üretim yapmakmış. Bir buçuk sene orada tasarımcılarla çalışıp koleksiyonu ülkelere bölerek hangi ülke neyi iyi üretir, biz ne kadar satarsak kar ederiz konularına yoğunlaştım.


<#text> ELLE: Alexander McQueen'de çalışmak nasıl bir deneyimdi?


<#text> H.S.: Çok farklı diyebilirim. Sadece bir tişört üzerine bile beş saat tartıştığımızı biliyorum. Üzücü kısmı, Alexander McQueen'le tanışma şansım olmadı. İşe başlayacağım gün hayatını kaybetti. Hatta o yüzden o ilk gün başlayamadım.


<#text> ELLE: Marka bir efsane. Açıklaması ne sizce?


<#text> H.S.: Başka bir ruhu var. Ekip en rahat kıyafetleri ve spor ayakkabılarıylaydı... Hepsi rahat; ama içeride inanılmaz yaratıcı bir ruh ve enerji var. Biriyle sohbet ediyorsunuz, bir anda çizmeye başlıyor, inanılmaz bir tasarım ortaya çıkıyor.


<#text>


<#text> Şeffaf detaylı siyah elbise, VICTORIA BECKHAM<#text>~ ELLE: Sonra neler oldu?


<#text> H.S.: Yolum Hüseyin Çağlayan'la kesişti. Türkiye'de bir devlet teşvikine başvurmak istiyordu. Bir business plan ve bunun sunumunun yapılması lazımdı. Birlikte çalıştık, böylece Hüseyin Çağlayan büyük tasarım teşviki aldı. Bunun üzerine benimle çalışmak istediğini söyledi. O dönem kendi danışmanlık şirketimi kurdum. Bu arada, Londra'ya gidip London School of Fashion'a danışmanlık vermeye başladım. Orada Center for Fashion Enterprise adında, gelecek vadeden tasarımcıları destekleyen bir kurum var. Onlara Türkiye'de nerede üretim yapabilecekleri konusunda danışmanlık vermeye başladım. Victoria Beckham da beni öyle buldu...


<#text>


<#text> Ekru manto, VICTORIA BECKHAM<#text>~ ELLE: Victoria Beckham ne arıyordu da sizi buldu?


<#text> H.S.: O da aynı şeyi arıyordu: Türkiye'de üretim yaptığı için doğru üreticileri bulmak. Çok mutluydum, devamlı Londra'ya gidip geliyor, orada ders veriyordum, kendi şirketimin işleri vardı... Sonra “sana burada daha çok ihtiyacımız var, bize gelir misin?” dediler.


<#text>  ELLE: Kim dedi, Victoria Beckham mı?


<#text> H.S.: Evet. Bunu zaten istediğim için Londra'ya taşındım.


<#text> ELLE: Victoria Beckham başarısıyla herkesi şaşırttı. Sizce onun sırrı nedir?


<#text> H.S.: Çok iyi bir “göz”ü var! Çok çalışıyor; ancak niyet ve inanç da önemli. Bunu aklına koydu ve yapabileceğine inandı. ELLE: Onunla çalışmak kolay mı, zor mu?


<#text> H.S.: Onunla çalışmaktan çok keyif alıyorum. Çok net bir insan. Hepimizin iyi ve kötü günleri vardır; ama ben hiç onun kötü gününü görmedim.


<#text> ELLE: Ofiste de her zaman şık mı?


<#text> H.S.: Her zaman. Ben şöyle hayal ediyorum: Herhalde sabah uyanınca önce topuklu ayakkabılarını giyiyor. Aurası çok yüksek. Düz ayakkabı ve jean'le de şık.


<#text> ELLE: Türkiye'den aldığı kumaşları beğeniyor mu?


<#text> H.S.: Favori jean'ini buradan aldığımız kumaşla yapıyoruz.


<#text> ELLE: Toplantılarda dinleyen taraf mıdır?


<#text> H.S.: Victoria her şeyi inceler, yorum yapar; beğendiği parçayı hemen dener. Beğenmediyse söyler. Üstelik bunu özür dileyerek yapar. Fikrini değiştirmeye açıktır. İkna olursa, “tamam kalsın” diyebiliyor.


<#text> ELLE: En çok nelere dikkat eder?


<#text> H.S.: Kaliteye! Mükemmeliyetçi, başarısı tesadüf değil.


<#text>


<#text> Siyah bot, GUCCI. Legging, HELMUT LANG. Krem rengi manto, BANANA REPUBLICK.<#text>~ ELLE: Türkiye'de de yetenekli tasarımcılar var. Neyimiz eksik?


<#text> H.S.: Yanlış anlaşılmasın; ama ilk eksik, bir yön olmaması. Çok yetenekli, gelecek vadeden tasarımcılara sahibiz. Ancak maalesef yaratıcılıklarını marka olabilmek yolunda sonraki aşamaya taşımak için onlara destek olabilecek “beyin ekip”leri yok. Kolay marka olunmaz. Bu, çok kanlı ve epey gözyaşının olduğu bir süreç. Üstelik her iyi tasarımcı her zaman marka olamıyor. Aynı zamanda takım işi. Yaratıcılığın yanı sıra; işlemesi gereken ciddi iş planı var. Dünyanın en iyi tasarımcısı bile olsanız, sizi taşıyan ve “arka mutfağınızı” düzenleyen bir takım yoksa, başarılı olabilmek imkansız.


<#text> ELLE: Biraz daha açalım: Ne zaman marka olunuyor?


<#text> H.S.: Cevap çok basit: Başka insanlar sizden ilham almaya ve sizden esinlenerek başka şeyler yaratmaya başladığında marka oluyorsunuz.


<#text> ELLE: Sizin bu konuda yapabileceğiniz bir şeyler var mı?


<#text> H.S.: Var tabii. En iyisini ben bilirim gibi bir iddiam da yok. Marka olmaya niyet etmiş, o yola çıkmış tasarımcılara tecrübelerimi anlatabilirim.~ ELLE: Tasarımcıların eleştiriye açık olmaları kadar önemli?


<#text> H.S.: Çok önemli. “Satar” ve “satmaz”ı duymaya hazır olmaları lazım. Tasarımcı, “bu satmaz” dendiğinde ego kalkanından sıyrılıp bunu kabul edecek kadar güçlü durabilmeli. Türkiye'de daha duygusalız; bazı şeyleri kişisel algılıyoruz.


<#text> ELLE: Biraz da süreci anlatın lütfen.


<#text> H.S.: Süreçlerin toplamı, koleksiyonun doğuşundan satışa kadar geçen süre, bir senelik çalışmanın ürünü; ve tüketiciye ulaştığında raf ömrü üç ay!


<#text> ELLE: Modaya nasıl bulaştınız? Çocukluk hayaliniz miydi?


<#text> H.S.: Aklımın ucundan bile geçmiyordu.


<#text> ELLE: Peki ne olmak istiyordunuz?


<#text> H.S.: Televizyoncu!.. Üniversitenin son dönemlerindeyken tekstil işindeki ablam, “gel, biraz gerçek hayatı gör” diyerek beni zorla staja aldı. Bana epey sorumluluk verdiler. Üniversitenin son senesinde bu defa ben, “çalışmak istiyorum” dedim. Ve Gap'in Türkiye'deki satın alma ofisine başvurdum. Ama üç ayın sonunda beni bırakmadılar, asistan olarak iş teklif ettiler, ben de kabul ettim.~ ELLE: Bu ilk işte neler yapıyordunuz?


<#text> H.S.: Ürün odaklı çalışıyordum, ürün geliştirme... Amerika'dan gelen tasarımların bizdeki üreticilerine karar veriyordum. Dört yıl kadar bu işi yaptım. Ancak bir hayalim de, Amerika'ya gitmekti. “Madem Amerikan şirketinde çalışıyorum, Amerika'ya gideyim” dedim. Orada hangi Gap'e “yatay geçiş yaparım”ı araştırmaya başladım. Miami'deki ofisten olumlu cevap geldi. 2004'te Miami'ye taşındım ve iki sene orada yaşadım.


<#text> ELLE: İki senenin sonunda neler oldu?


<#text>
H.S.: İş olarak doygunluğa ulaştım. Türkiye'deki ofiste bir pozisyon açılmıştı, geri gelip gelemeyeceğimi sordular. Kabul ederek Türkiye'ye geldim. Altı ay kadar çalıştım. Sonra yine merak edilecek yeni şeyler çıktı. O dönem Gap Londra ofisi kuruluyordu. Dediler ki, “tasarım ekibine destek verecek, kumaş araştıracak, kumaş kütüphanesi oluşturacak bir Türk eleman lazım.” Bunu duyunca o kişi olmayı çok istedim.~ ELLE: Peki nasıl oldu da Londra'ya giden siz oldunuz?


<#text> H.S.:  Londra'daki iş için Amerika'dan gelen ve iş görüşmelerini yapan kadınla karşılaştım. Ayaküstü sohbet ettik. Akşamüstü bir telefon geldi, “Seni Londra'ya almak istiyorlar, ne dersin?” dediler. Ve Londra'ya gittim. Tasarım ofisinde, tasarımcılarla çalışıp kumaşın her detayıyla ilgileniyordum. Bir buçuk sene sürdü, sonra Gap Londra ofisini kapatmaya karar verdi.


<#text> ELLE: O zaman ne yaptınız?


<#text> H.S.: Tekrar Türkiye'ye geldim; ancak kısa süre sonra Londra'ya geri döndüm. MBA için başvurdum. Dahası da var ama kısaca böyle. Devamını biliyorsunuz, Alexander McQueen deneyimi... Şimdi Victoria Beckham'la çalışıyor, kendi HandMade şirketimin işleriyle ilgileniyor, Türkiye ve yurt dışında markalar için moda yönetimi, satın alma ve ürün geliştirme danışmanlığı yapıyorum.~ Başka neler yapıyor?


<#text> İzlanda'da bir çocuk markasına danışmanlık veriyor. Kendi şirketi HandMade, Londra ve Türkiye arasında, Türk marka ve tasarımcılarına, tasarım hizmetleri ve tasarımcı işbirlikleri için köprü işlevi görüyor. Türkiye'de moda yetenek ajansı olarak hareket eden ve gelecek vadeden tasarımcılara kendi işlerini kurmalarında destek oluyor. Bu da en yeni gelişme: Hiç niyeti yokken, bir ortakla birlikte, Noynoy adında lüks uyku malzemelerinden oluşan bir çocuk markası kurdu. Hande Sadıç “İşin içinde kıyafet olmaması beni cezbetti” diyor. Noynoy'da kesinlikle çiçekler, tavşanlar, böcekler; maviler ve pembeler yok. Ürünleri görmek ve markayı daha yakından tanımak için Şubat ayını bekleyin.


<#text>


<#text> Röportaj: Suzan Yurdacan


<#text> Fotoğraflar: Cihan Alpgiray


<#text> Saç: İbrahim Bozüyük/No.21


<#text> Makyaj: Sam Araji/Kum Agency

SON HABERLER

Dergide Bu Ay

ELLE Şubat sayısı Çıktı!

ELLE Şubat sayısı Çıktı!

Bu ay kapağımızda 2024'e farklı ve çok heyecanlı başlangıçlarla giren Eda Ece var.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.