UZAK GEÇMİŞE HIZLI YOLCULUK

Nicolas Ghesquıère her zaman gelecekten seslenen bir tasarımcı olarak tanımlanıyor. Ancak bu kez yüzünü geçmişe döndü.

Bilim kurgu filmlerinin siluetleri, Kyoto’daki Miho Müzesi, Brezilya’daki Niterói Çağdaş Sanat Müzesi, ya da Palm Springs’de çölün ortasına bırakılmış gibi duran Bob and Dolores Hope Estate yapısı. Louis Vuitton ve Nicolas Ghesquière denince aklıma gelen ilk veriler bunlar. Ancak daima fütürizmden bahseden Ghesquière, Louis Vuitton ilkbahar/yaz 2020 koleksiyonunda son iki sezonda olduğu gibi, yüzünü geçmişe döndü. Geçtiğimiz yıl 80’leri geri getiren tasarımcının bu kez yolculuğa çıktığı zaman tünelinde son durak, Belle Époque olarak adlandırılan dönem ve o yılların Paris’i. Yine de aklınıza atlı arabalar, volümü yüksek renkli balo elbiseleri gelmesin.




SEYAHAT ETME SANATI

Belle Époque olarak adlandırılan çağda Nicolas Ghesquière’i daha fazla heyecanlandıran şeyler, tasarımcının moodboard’unda da gördüğümüz üzere romantizm, art nouveau ve dandy ruhu. Koleksiyon bizi 19. yüzyılın sonlarına ve 20. yüzyılın ilk 20 yıllık dönemine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Zaman tünelinde Ghesquière’e eşlik ederken sıkıcı bir tarih dersine katılmıyoruz, aksine sanatçı Sophie’nin ve Fransız grafik sanatçısı ve video müzikleri yönetmeni Woodkid’in yardımıyla dönemin romantik ruhuna bürünüyoruz.

Koleksiyon, David Bowie’yi de anımsatan zikzak desenler ve gökkuşakları, danteller ve tüllerle hikayeyi tamamlıyor. Tüm bu eklektik birleşim ise art nouveau portrelerindeki kadınları günümüze ışınlıyor. Karpuz kol bluzlar kum saati formundaki pantolonlarla eşleşti.Şov sırasında Cour Carrée’de adımını atan her modelin elinde bir orkide vardı. Koleksiyondaki floral desenleri tamamlayan ve aksesuar niyetine kullanılan orkide, adeta baharın habercisi.

Ghesquière defilenin hemen ardından verdiği röportajlarından birinde şöyle diyor: “Bize daima geçmişten, retro olandan sakınmamız öğretildi. Üstelik günümüz dünyasında sürekli bir kaygı empoze edilmeye çalışılıyor. Bir sonraki adımda ne olacağını düşünmek de insanı endişelendiriyor.” İşte belki de bu yüzden yetenekli bay Ghesquière bu kez yüzünü uzay çağına değil, uzak geçmişe döndü. Yine de bunu yaparken eski bir çağda sıkışıp kalmak yerine dönemin ruhunu 2020’yle birleştirdi.

Mottosu seyahat etme sanatı olan köklü bir modaevi için bu çıktığımız zaman yolculukları da esaslı birer metafor aslında. Ghesquière’nin 1854 yılında kurulan Louis Vuitton’a bu koleksiyonla referans vermesi de bugün modaevinin köklerine ne ölçüde bağlı kaldığını gösteriyor.


LOUIS VUITTON ZAMANIN RUHUNU NASIL YAKALIYOR?

Kuşkusuz bugünlerde muhabbetlerin tamamı sürdürülebilirlik üzerine kurulu. Şovda kullanılan ahşap ve tahta materyallerin tümü Fransız ormanlarından, Landes bölgesinden temin edilmiş. Ancak altını çizmek istediğim nokta şu: Çam odunlarının yüzde 100’ü PEFC sertifikalı. Bu sertifika ormanların geleceğini ve sürdürülebilirliğini koruma altına alıyor.







Yazı: Aykun Taşdöner

ELLE Türkiye Mart 2020 sayısından alınmıştır. 


Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.