Tasarımcı Zeynep Erol için mücevher, değerli taşlardan çok anlatılan hikayeyle anlam kazanıyor. “Yaşama Sevinci” koleksiyonu ise aynaya bakma cesareti, kırılganlıktan doğan güç ve her şeye rağmen hayata tutunma hali üzerine kurulu kişisel bir manifesto niteliği taşıyor.
“Yaşama Sevinci” oldukça güçlü, neredeyse manifesto gibi bir isim. Bu koleksiyon sizin için nasıl doğdu?
“Yaşama Sevinci” koleksiyonum Türkiye’nin ve dünyanın içinden geçtiği bu zor süreçten doğdu diyebilirim. Her gün ümitsizliğe ve daha da karamsar olmamıza sebep olan haberlere uyanıyoruz… İnsanlar gülmeyi, kendilerini iyi hissetmeyi unuttular neredeyse. Negatif bir akıntıya kapılmış giderken, dışarıda olup tüm bitenlere rağmen içimize bakarak hayat yolculuğumuzdaki iyilikleri ve güzellikleri görmeyi, onları yakalayıp beslemeyi tercih etmeyi yaratmak istedim.
Bu koleksiyonda yaşamın izleri, yüzleşmeler, kayıplar ve içsel diyalog merkezde. Mücevheri bir ifade alanına dönüştürebilmek sizin için ne ifade ediyor?
Takı ve heykel benim iç hesaplaşmalarımı, iç ve dış yolculuklarımı ifade ediş biçimlerim. Kimi insan şarkı söyleyerek, kimisi dans ederek ya da kitap yazarak kendini ifade eder; ben ise takı üzerinden sanatımı ve kendimi ifade etmeyi seçtim.
“
"Bu koleksiyon hepimize aynaya baktıkça kendimizde gördüklerimizle hissettiklerimize sadık kalarak denge yaratma amacını güdüyor."
Koleksiyondaki her parçanın tek ve eşsiz olması, bugünün hız ve tüketim kültürüne bilinçli bir karşı duruş mu? Mücevhere yüklediğimiz “benzersizlik” kavramını nasıl yeniden tanımlıyorsunuz?
Tüm koleksiyon ve sergilerimde tek ve biricik tasarımlar yapmayı özellikle tercih ederim, zira hepimiz biricik değil miyiz? Zaten sürüm işine girdiğin anda iş sanat olmaktan çıkıyor ve ticari bir kaygı ile üretilmiş olan özelliğini yitirmiş mücevherler silsilesine dönüşüyor. Tabii bu da bir yol, hiçbir yanlışı yok ama benim yolum değil. Özellikle son yıllarda tüketme hızına yetişilmiyor, durum böyleyken ben de özel mücevherlerimi ve heykellerimi yaratmaktan büyük keyif alıyorum.
Ayna, bu koleksiyonun en güçlü sembollerinden biri. Bu simge, tasarımlarınızın özünde bir gerçeklik alanı mı, yoksa bir yanılsama mı?
Ayna, bu koleksiyonumun ana malzemesi. Eşlikçisi de elmas. Her iki malzemeyi bu koleksiyonda kardeş yaptım, zaman zaman bu iki malzeme birbirine karışıyor yani gerçek mi yanılsama mı karıştırabiliyorsunuz. Bu durum tabii kendi iç dünyanızda, o anda olduğunuz ruh haliyle çok ilintili.
“İstediğin kadar süsle, gerçeklerden kaçamadığın yerdir ayna” diyorsunuz. Bu cümle koleksiyonun kalbi gibi. Sizce insan kendini en çok ne zaman gerçekten görür?
Gerçeklerden hiçbir zaman kaçamazsınız, uzaklaşmak ve görmek istemeyerek zaman kazanırsınız ama eninde sonunda yüzleşmeye mecbur olursunuz. Ben, konu o raddeye varmadan kendini yakala diyorum ve bunu her an yap diyorum. Takını taktın mı ayna zaten üstünde… Ona her baktığın an bir başka suret görebilirsin, kendine ne kadar dürüst olursan o kadar şifa bulabilirsin, güzellik de cabası. Burada da elmaslar devreye giriyor.
Elmas bu koleksiyonda klasik anlamından farklı bir yerde duruyor. Elması bir statü sembolünden çok kavramsal bir malzeme olarak ele almak sizin için ne ifade ediyor
Bütün koleksiyonlarımda olduğu gibi malzemeler daima anlatmak istediğim hikayenin eşlikçileridir ve bu koleksiyonumda da elmas statü sembolünden çok uzakta. Tamamen ayna gerçeğinin diğer yüzünü temsil etse de takı veya mücevher temasının özü olan güzellik kavramına seni bağladığı için var.
Koleksiyonda yer alan gümüş detaylı bronz heykel, “Yaşama Sevinci”nin anlatısını nasıl tamamlıyor? Onu bu seçkiye dahil etme fikri nasıl ortaya çıktı?
Sergimin özeti olan “Lotus Kadın” heykelim en zor şartlarda, bataklıkta dahi açabilen bir güzelliği temsil ediyor. Kırılgan, narin ve güzel ama bir o kadar da güçlü, derin ve “ben varım, buradayım” diyen sizi yukarı çeken güzellik.
Bu koleksiyon, aynı zamanda zor zamanlarda hayata tutunma haliyle de ilgili. Sizce mücevher, insanın ruh halini dönüştürme gücüne sahip mi?
Mücevher benim ellerimde bir sanata dönüştüğünde ruh halimi de dönüştürür, takana da aynı duyguyu verir, herhangi bir süs eşyası veya şıklık değil, o artık sanatsal ve güçlü bir ifadedir. Burada o kıymeti veren, değerli taşlar veya altının gramı değildir, tasarımın gücü ve anlatılan hikayenin ifadesidir.
“Yaşama Sevinci”ni takan birinin aynaya baktığında ne hissetmesini istersiniz? Bu koleksiyon kimlere sesleniyor?
Bu koleksiyon hepimize aynaya baktıkça kendimizde gördüklerimizle hissettiklerimize sadık kalarak denge yaratma amacını güdüyor.
Bir gün bu koleksiyona geri baktığınızda neyi hatırlamak istersiniz?
İleride bu koleksiyonuma dönüp baktığımda şunu sorgulamak isterim; ne kadar yol aldım, o gün bunları yaparken neredeydim, bugün neredeyim? Geçen zamanı doğru değerlendirdim mi, deneyimlerimi ruhumla güzelleştirebildim mi?
“
"Tüm koleksiyon ve sergilerimde tek ve biricik tasarımlar yapmayı özellikle tercih ederim, zira hepimiz biricik değil miyiz?"
Bugün mücevher sizin için daha çok zamansız bir obje mi, yoksa dönemin ruhunu taşıyan bir anlatı aracı mı?
Bence her ikisi de. Hem yaşamın o anını anlatan bir kalıcılık, dönemin eşlikçisi hem de zamansızlığın sembolü, moda endişesinden çok uzak sanat eserleri.
Lüks kavramı sizin dünyanızda nasıl tanımlanıyor?
Benim için sağlıklı olmak bir lüks mesela, hayatın her anından bilinçli olarak keyif alabilmek bir lüks, bu farkındalıkla şükran duymak bir lüks. Anıları olan objeler değerli. Sanatsal ifadeler hatıraları da beraber getirdiği için çok kıymetli lüksler mesela.
Bu koleksiyon sizin kişisel yolculuğunuzda nasıl bir eşik? “Yaşama Sevinci”nden sonra Zeynep Erol’un içsel yolculuğunda sırada ne var?
Her koleksiyonumda olduğu gibi bu da kişisel yolculuğuma eşlik eden bir anlatı. Bir günlük gibi. Sırada neler var ben de merak ediyorum çünkü bu hiç bitmeyen bir yolculuk.
ELLE Türkiye Mart 2026 sayısından alınmıştır.