EDA ECE: ÖNCE ÖNEMSE!

Kalbini aklıyla, aklını da kalbiyle dinleyen Eda Ece, tutkuyla bağlı olduğu oyuncu kimliğinin ötesinde, başkalarını ve gezegeni önemseyerek yaşamanın duyarlılığıyla ilham veriyor.

100 bölümü deviren bir dizide ilk bölümden beri oynayan birkaç karakterden birisin. Bu hızlı tüketim çağında büyük başarı yakaladınız, nedir sırrı?

Yasak Elma’yı izlemenin bir seyir keyfi var diye duyuyorum herkesten, bence de öyle. Karakterlerimize çok inandık, onların içine girdik ve hepimiz seyirciye kendimizi sevdirerek bağ kurduk. Sevince, gerçek hayatın içine biraz da hayal eklenmiş yansıması olan senaryomuzu ve bizlere ne olacağını sanki bir reality show’da seyreder gibi her hafta merak ettiler. Enerji dedikleri şey de yüzde yüz doğru, işimizi ve birbirimizi çok seven bir ekibiz, bu da mutlaka yansıyordur.

Dizide farklı kadın hikayeleri var, ekibiniz de kadın ağırlıklı. Ama Yıldız’ın da, diğer kadın karakterlerin de defoları çok fazla. Hatta aranızda iyi bir kadın karakter yok bile diyebiliriz. Yine de Şahika’sından Zehra’sına hepsini çok seviyoruz, neden dersin?

 Dizinin isminden de belli olduğu gibi, biz defolu doğduk zaten. Yasak Elma, bu hayatta yasak olan şeyleri yapan insanların bir metaforu, dolayısıyla tüm hikaye insanın hata yapma becerisi üzerine kurgulandı. O yüzden başından beri mükemmeli değil, her karakterde iyiyle kötüyü iç içe anlattık.

Yıldız’ın jest, mimik ve duruşları, yani beden dili ve doğaçlamaları inandırıcılığı açısından çok önemli. Bunları günlük hayatta Eda olarak da kullandığın oluyor mu fark etmeden?

Eda Yıldız’a göre daha çalışkan. Yıldız her işini batırmış, eğitim almamış biriyken ben iyi okullarda okudum ve çok çalışan bir insanım. Yıldız’da en çok sevdiğim ve özendiğim taraf, başına ne gelirse gelsin çok da takılmaz, yüksek ve neşeli. Sadece ani espri patlatmalarımız benziyor galiba.

Para ve güç hırsı, yalan, birbirinin kuyusunu kazma, dalavere... senaryo gereği kadınlara atfedilen bu özelliklere isyan ettiğiniz olmuyor mu?

Yasak Elma bunları dramatik ve ajite anlatan, kadını aşağılayan bir dizi kesinlikle değil. Biz kadın yönetmenin, kadın senaristin kurduğu, kadrosunda birbirinden güçlü kadınlar olan bir diziyiz. Entrika, bir tür. Bu türün örneği bir dizi yapıyoruz. Ayrıca çok da baskın bir kadın dizisi; başroldeki erkekler bile diğer dizilerin aksine hiçbir zaman öne geçmedi, hep daha pasör rollerde oldular. Bütün hikayeleri kadınlar yönetti. Belirli hassasiyetleri taşıyarak, modern fikirli, entrikası bol ama insani tarafı yüksek bir dizi yapıyoruz. Dikkatli izleyici bunun farkındadır.

Uzun soluklu projelerde dizi bittiğinde oynadığı karakterleri, hele de birlikte bu kadar zaman geçirince, çok özlemez mi insan?

Yasak Elma biteceği zaman Yıldız’ın son sahnesini nasıl oynayacağım diye kara kara düşünüyorum. Kayıt diyecekler, ve bileceğim ki, son gün ve son sahne, ondan sonra bir daha Yıldız olamayacağım. Duygulanmadan ve ağlamadan oynamam mümkün değil. Şevvalle, Kuzeyle (Halit Can) olan son sahnelerimi de nasıl çekeceğimi bilemiyorum, aklıma geldikçe fena oluyorum. Tüm ekipten ayrıldığıma da çok üzü leceğim çünkü gerçekten çok güzel bir aile olduk. Yıldız’a veda etmek zor olacak. Ama ömür boyu kalbimde yeri çok büyük kalacak. İyi ki doğurmuşuz :)

Şevval Sam ile de çok eğleniyorsunuz galiba, bugün birlikte yaptığınız çekim arkası videosunu izledim. Nasıl bir arkadaşsındır?

Çok iyi bir arkadaş olduğuma inanıyorum. Arkadaşlarıma her şekilde desteğimdir, hiçbir zaman yargılamam. Her halleriyle, her defolarıyla onları kabul ederim ve onlar istediği sürece de maddi, manevi, ruhsal, işsel her ihtiyaçlarında elimden ne geliyorsa yaparım. Şevval’le ilk günden beri birbirimizden çok iyi elektrik aldık ve yıllar içinde hakikaten çok sağlam bir dostluk kurduk. Zekasıyla, tatlılığıyla, naifliğiyle, hayvan ve doğa sevgisiyle, kibarlığıyla onu çok seviyorum ve her anlamda çok iyi bir insan olduğunu düşünüyorum. Yasak Elma’da çok arkadaş edindim, oyuncular ve tüm ekip neredeyse 200 arkadaşım oldu. Zaten setimizdeki bu arkadaşlık ortamını tüm sektör duymuş. En son Nilperi katıldı aramıza, o da çevresindekilerden ‘çok iyi anlaşan insanların olduğu mutlu bir sete gidiyorsun’ demişler, bunu duyduğuma çok sevindim.

TÜYAP kitap fuarlarının müdavimi ve lisedeki edebiyat hocalarının gözbebeği bir öğrenci olarak, çocukken bugünler hakkında sinyal veriyor muydun?

İTÜ Mühendislik mezunu, ama edebiyat hayranı, ciddi anlamda kitap kurdu bir babanın kızıyım. Babam kitapları okumaz, adeta yer yutardı. Ben de ondan gördüm sanırım, çocukken bana yığınla kitap alınırdı. Babam bana aldığı kitapları imzalayıp verirdi, başına da bir söz yazardı, hâlâ saklıyorum. Roald Dahl, Gülten Dayıoğlu, Aziz Nesin fan’ıydım. Küçükken ev telefonlarında Masal Hattı vardı, telefon defterinde numarası yazardı, 337 idi galiba. Sürekli arayıp annemlerden gizli masal dinlerdim, çok yüklü telefon faturası gelince herkes şok olmuştu ve sonunda annem benim her gün saatlerce masal dinlediğimi anlamıştı. Sürekli hikayeler uydurur; sesimi tapelere, kasede kaydederdim. Hatta anaokulundan İngilizce okumaya başlamış biri olarak İngilizce uydurduğum masal kayıtlarım bile var. 10 yaş büyük ablam babamın ona aldığı kamerayla sürekli beni çekerdi ve ben de kameraya sürekli bir şeyler uydururdum. Bugünün ipuçları geçmişte o kadar çok varmış ki! 

Güneş ay düğümü aslandan gelen, burcu ikizler, yükseleni ikizler ve Merkür ikizlerde iken doğmuş bir insan olarak, doğum haritamı hiç şaşırtmadan yaşamışım. Bu kısmı astroloji bilenler çözer! Bugünkü Eda olarak da ya dizide oynuyorum, ya hikaye okuyorum ya Storytel’de kitap dinliyorum ya da evde dinlenirken bir dizinin yada filmin karşında oluyorum. Başka şeyler ilgimi çekmiyor, hikayeler benim için çocukluğumdan beri çok değerli. Ortak ilgi alanına sahip olduğum insanlar, yani benim gibi sektörün içinde olan insanlar, benim için çok değerli, çünkü çok şey paylaşıyoruz ve bazen fikirler havada uçuyor. Yazar, yönetmen, yapımcı, oyuncu arkadaşlarım olmasını çok seviyorum.

Senaryo yazmakla aran nasıl?  Londra’da yaşadığın dönemde yazdığın komedi vardı, yakın zamanda bir diziye evrilir mi? Ya da yeni bir şey yazar mısın?

 Londra’dayken 2,5 yıl dizide oynamayıp sadece arada birkaç ay sinema filmlerinde rol almıştım. Sürekli müzikallere ve tiyatrolara gittiğim, kurslara, seminerlere, lecture’lara katıldığım bir dönemdi. O tarihte orada bir komedi dizisi tasarlayıp yazdım, ama Türkiye’ye geldiğimde Yasak Elma başlayınca kaldı, ve aradan dört sene geçti. Bence her şeyin doğru bir zamanı var. Yıldız’da çok fazla doğaçlama ve espri yapmam seyircinin beni başrol kızı imajımın dışında komedi yönümle de tanımasını sağladı, sektördeki yöneticiler, yapımcılar da halkı güldürebildiğimi farketti. Bu nedenle Yasak Elma iyi ki araya girmiş diyebilirim. Bir gün projemi hayata geçirdiğimde seyircinin biz bu kıza gülüyorduk, bakalım kendi komedi dizisi nasılmış diyeceğini ve bana bir şans vereceğini umuyorum. Yurtdışında çok eskiden beri, başrol oyuncusunun aynı zamanda işin yaratıcısı olduğu birçok örnek var. Ülkemizde Dadı olarak yayınlanan The Nanny’den tutun da yeni sezonunu hevesle beklediğimiz After Life’a kadar pek çok dizide bu yapıldı. Türkiye’de genelde bunu erkek oyuncular yapabildi. Bir kadın oyuncu olarak ben dizi yazıp başrolü oynayınca, umarım insanlar önyargısız olarak bir kadın işini desteklerler.

Nasıl bir dizi olacak peki?

O da sürpriz olsun! Zaten hali hazırda menajerim Gaye Sökmen, dizimizin yapımcısı Fatih Aksoy, çok sevgili yönetmenim Neslihan Yeşilyurt başta olmak üzere çevremde uzun yıllardır çalıştığım, beraber iş ürettiğim insanlar, bana inanan, yazdıklarımı ve hayal ettiklerimi beğenen, destekleyen kıymetli dostlar var; onların tecrübesi ve görüşleri benim için çok değerli. Bizim işlerimiz her zaman ekip işi. Diziler ve filmler ancak kalabalık ekiplerle hayat bulur. Ancak şunu da vurgulamak isterim, ben öncelikle bir oyuncuyum. Şu an Yasak Elma var ve önümüzdeki süreçte bir gerilim dizisinde çok güzel bir rol için teklif gelirse, çıkıp onu da oynarım. Çünkü sevdiğim tek tür komedi değil, gerilimi de çok sevi yorum. Şahane yazarlarımız var, onlarla çalışmaya devam etmek istiyorum. İlgimi çeken her şeye varım.

Fransa’da formüle edilen ve üretilen bir marka olan Bioderma’nın Türkiye’de ünlü ile çekilen ilk reklamının yüzü oldun. Nasıl gelişti bu iş birliği?

Bioderma zaten uzun bir süredir kullandığım ve çok güvendiğim, sevdiğim bir markaydı. Türkiye’deki ilk reklam yüzleri olmaktan mutluluk duydum.

Bioderma ile nasıl tanıştın?

Küçüklüğümden beri annemden genetik olarak bana geçmiş kılcal damar ve kızarık cilt problemim var. Bioderma’nın da kızarıklık karşıtı ve aşırı hassas ciltlere uygun ürünleri var. Dermatoloğa da gitsem, eczacıya da danışsam hep tavsiyesi Bioderma ürünleri oluyordu. Bir de mesleğim gereği her gün saç-makyaj masasına oturan bir insan olduğum için stüdyo ışığına çok fazla maruz kalıyorum. Bu da benim kızarık ve kılcal damarlı cildime çok yaramayan ve hassasiyeti artıran bir durumdu. Ben de makyajın altına baz olarak hep Bioderma’nın koruma faktörlü, kızarıklık karşıtı kremleri gibi ürünlerini kullanıyorum.

Cilt temizleme suyu Sensibio H2O da senin bilip kullandığın bir ürün müydü? Özelliklerinden bahseder misin?

Evet. Sette ve evde her zaman Sensibio H2O bulunur, cildi derinlemesine temizleyen harika bir ürün. Çok önce keşfetmiştim şimdi herkese duyurmaktan mutluluk duyuyorum.

Bioderma Sensibio H2O’nun içindeki misel suyunun cilt biyolojisi ve temizliği açısından önemi nedir?

Cildimize çok hassas yaklaşan hem de derinlemesine temizleyebilen, 95% doğal florayı koruyan, 5.5 ph dengesiyle alkol, paraben içermeyen bir ürün. Hem kullanımı rahat hem içeriği çok zengin hem de çok iyi bir cilt temizleme suyu. Makyajı çok iyi çıkarsa da bir makyaj silme ürününden çok daha fazlası. Günlük hayatın, hava koşullarının, çevresel faktörlerin hepsinden kirliliği sadece suyun alamadığı her yerde Sensibio H2O tek bir pamukla bile cildinizi kirden tamamen temizliyor. Kadın, erkek, çocuk herkes güvenle kullanabilir.

Ekobiyolojik olması neden değerli?

Aslında cilt sağlığını kalıcı olarak korumak için çok değerli. Bioderma tüm cilt tiplerinin ihtiyaçlarına yönelik ürünler geliştiren bir marka. Cilde saygı duyan, cilt biyolojisini odağına alan ve cildi onarmakla kalmayıp kalıcı olarak sağlıklı kalması için cilt bariyerini güçlendiren ürünlere sahip bir marka… Bunları yaparken de cildin çevresine uyum sağlamasına ve doğal işlevini kazanabilmesi için cildin kendi kaynağından yararlanarak formüller geliştiriyor. İşte bu yüzden ekobiyolojik olması çok önemli.

Bioderma, “Önce Önemse” diyen hümanist bir NAOS markası. Senin de bu konularda çok duyarlı olduğunu biliyoruz, NAOS yaklaşımında seni en çok etkileyen hangi değerler oldu?

Çevreyi, insanı önemseyen bir marka olması benim için önemliydi.

Gezegeni ve üzerindeki canlıları sevip kollamak üzerine sürekli mesajlar veriyorsun. Bioderma’nın hayvanlar üzerinde deney yapmaması ve hayvan haklarına saygılı olması da çok değerli, değil mi?

Benim için en hassas konulardan biriydi. Anlaşmamızdan önce ben özellikle bu konuyu sordum ve bana yazılı olarak hayvan deneyi yapmadıklarını belgelerle bildirdiler. Bu kadar çevreye, insana saygı duyan, dünyanın birçok yerinden doktorlarla geliştirilen formülleriyle önceliği sağlık ve cilt olan bir markayla olduğum için çok mutluyum. Ekobiyoloji yaklaşımı ile geliştirdiğimiz her formülün, cildimiz kadar çevreye ve insana da saygılı olmasına özen gösteriyoruz. Çevreyi önemse çünkü dünya senin evin!

Cildin uzun süreler makyaj altında kalıyor. Nasıl koruyorsun, özel bakım ritüellerin var mı?

Ben cildimi eve gelir gelmez temizlerim. Bu yıllardır böyle. Asla makyajla uyumam ve iş harici makyajsız olmaya, cildimi nefes aldırmaya çalışırım. Bioderma Sensibio H20 cilt temizleme suyu olarak hem günün koşturmasındaki kiri hem makyajı çıkardığı için önce onunla siliyor, sonra nemlendiriyorum. Bioderma’nın her cilt tipine özel ürün seçenekleri var. Hassas, kuru, atopik, yağlı, akneli cilt tipiniz neyse uygun ürünleri eczanelerden alabilirsiniz.

Genelde aklın mı ağır basar, kalbin mi?

Tanısam da tanımasam da insanların derdini çok dert edinen, hemen fark eden, duyuları çok açık biriyim ve çözmek için elimden geleni yaparım. Sadece ah vah edip senin başına ne gelmiş demek yetmez bana. İnsan ya da hayvan fark etmez, her canlıya koşarım. Çözemezsem de hüngür hüngür ağlarım. Şaka değil, aşırı duygusal, bazen şaşırtıcı derecede derin, bambaşka yerden bakan ve empatik biriyim. Empat özelliklerinde vardır, çok acı dolu işleri izleyemiyorum, iliklerime kadar hissedip gerçekten hastalanıyorum. Bir antisüper kahraman Joker filminden bile empatiden üzülmekten sinema salonundan dışarı fırladım. Yaralanıyorum resmen. Hele gerçek hikayeler. Kalbim gerçekten kırılıyor. Gerçek hayatta hele ki yardım edemezsem bana o gece uyku yok.

Meraklı ve araştırmacı bir İkizler burcu kadını olarak modayla ne kadar ilişkilisin, sıkı takip eder misin?

 Modayla şu andaki en büyük bağım karakter yaratmak. Bir karakteri oyuncunun üzerine oturtmakta stilin büyük etkisi var. Özellikle başlangıçta seyirciye o karakteri tanıtmak için giydiklerini, taktıklarını, hatta saç ve makyajını detaylı olarak tasarlamak çok önemli. Örneğin Yıldız’a jilet gibi takımlar giydirseydik bu kadar sakar ve sonradan görme bir tip yaratamazdık. Modayı o yönden seviyorum ve yeni bir karakteri oynayacağım zaman heyecan duyuyorum. Onun dışında moda ikonum Bill Gates. Çünkü dünyanın en zengin ve zeki insanı olarak bir pantolon, bir logosuz düz renk tişörtle dolaşıyor.

Gardırobunda en çok ne var?

Tişörtler, kazaklar ve jean’ler, taytlar, düz renk elbiseler var. Yaz için morale ihtiyaç var, biraz rengarenk elbiseler aldım.

Şu anda bilinçli moda akımının bir uzantısı olarak retro ve vintage yeniden yükselişte. Sever misin bu tarzı? Annenin ya da anneannenin kıyafetlerini ya da takılarını kullanır mısın?

Anneannem, annem ve iki ablamla ailede beş kadınız ve birbirimize aktardığımız çok şey oluyor. Ancak kendi adıma vintage eşya kullanmayı pek sevmem, çünkü eşyaların da enerjileri ve hikayeleri olduğuna inanırım. Başka birinin kıyafetini giydiğim zaman sanki onun enerjisini ve hikayesinin de sorumluluğunu almış gibi hissediyorum. Alabiliyorsam yenisini alıp, o enerjinin benimle aktive olmasını tercih ederim. Çocuklara yaşlı ya da ölmüş akrabaların eski isimlerinin konulmasından da yana değilim; bir ağırlık verdiğini ve onun hayatının karmalarının çocuğu da etkileyeceğini düşünürüm.

Gardırobunda asla vermem diyeceğin bir parça var mı?

Yok, ben her şeyimi herkese veririm, hatta yeni aldıklarımı da veririm. Her şeyden vazgeçerim, hiçbir eşyaya bağımlı değilim.

Son zamanlarda seyrettiğin film ya da diziler içinde stilini beğendiğin karakterler var mı?

The Duchess isimli 6 bölümlük bir sarkastik komedi dizisi var; orada dizinin aynı zamanda yapımcısı ve senaristi de olan Katherine Ryan’ın canlandırdığı başrol karakteri Katherine inanılmaz güzel, renkli ve eğlenceli giyiniyordu, çok beğendim. Tüller, tüyler, ekoseler, çiçekliler… hepsini katmanlayarak yaratmış stilini. Fikirlerini hiç sevmedim, ama moda tarzını sevdim. Bir de Suits, How to Get Away with Murder, CSI gibi dizilerdeki ciddi tek düze iş kıyafetleri hoşuma gidiyor.

Yeni eve taşındın, nasıl bir tarz yarattın?

Malesef günün 12 saati sette olduğum için eve taşınırken ya da dekorasyonunu yaparken konsantre bir şekilde tüm detaylarla ilgilenip, uğraşıp, gezerek seçimler yapmak ya da her şeyin başında durmak gibi bir zamanım olamadı. O nedenle bir arkadaşımın mimar annesinden yardım rica ettim, ve eksikleri onun ve ustalarının yardımıyla uzaktan koordine ederek tamamladım. Cozy ve rahat bir tarzdan yanayım. Mobilyalarımın renk paleti daha sakin ve daha arka planda, sevdiğim tablolar ön planda. Sanatı yansıtan tablolar ve kütüphane olmayan bir ev asla düşünemem.

Oyuncu olduktan sonra, psikoloji bilgini de kullanarak kendinle ilgili keşfettiğin yeni bir şeyler oldu mu?

Bir kişinin karakterini inşa edenler arasında onun bütün geçmişi, aile yapısı, genetik özellikleri, büyüdüğü çevre,yaşadığı ve karşılaştığı durumlar, kısacası pek çok farklı faktör var. Bir çocuğun annesinden aldığı ya da alamadığı sevginin yansımalarını ilişkilerine kadar her şeyindegörüyorsun. Ve bir karakteri oluştururken de onun tüm geçmişini ve travmalarını işin içine katmak zorundasın. Psikoloji, oyunculukta yüzde yüz etkili.

Pandemi herkeste farklı dönüşümler yarattı. Kimi şehri terk etti, kimi işi bıraktı, kimi hayat yolunu değiştirdi. Sende yarattığı bir farklılık ya da farkındalık oldu mu?

“Ben zaten karantinadaymışım” esprileri yapıyor ya bazı insanlar, ben de onlardan biriyim. Ev benim için çok önemli olduğu için evden çıkmadan her şeyi yapabileceğim bir ev tasarlamam lazım! Eskiden daha sosyaldim ama iş hayatıyla beraber bu tamamen yok oldu. Artık varsa yoksa iş ve gerçekten arkadaşım olan 3-5 kişi, ailem. Eskiden kalabalık masalarda saatlerce boş boş otururduk. Şimdi katlanamıyorum. Oturduğum masada zaman kaybediyorum, onun yerine bir sürü şey yazar çizer yapardım diye düşünüyorum. Babam mesela o kadar dolu bir insandır ki, onunla saatlerce oturabilirim. Bir şeyler öğrendiğim insanları seviyorum. Onun dışında evde çok mutluyum.