ÖZGÜR KIZ: MELİSA ŞENOLSUN

İçinden enerji fışkırıyor, tıpkı Atiye dizisinde canlandırdığı Cansu karakteri gibi. Sevdiklerine tapıyor, tıpkı Cansu’nun yaşadığı sevgi patlaması gibi.

Sabah dokuzda başlayıp aralıksız tüm gün devam eden kapak çekiminin yarım saatlik yemek molasına sığdırılmaya çalışılan bir röportajın genç oyuncu Melisa Şenolsun söz konusu olduğunda aktıkça akan ve aslında sayfalara sığdırılamaz olduğunu okudukça göreceksiniz. Kendisini, heyecanla beklenen Atiye dizisini, canlandırdığı Cansu karakterini, Atiye’nin seyircide yaratacağı etki ve dönüşümü anlattıkça, özgüvenini, 24 yaşını aşan olgunluğunu, gençlikten öte karakterinin ona bahşettiği enerji ve sempatiyi daha iyi gözlemleyebiliyorum. Melisa Şenolsun’un sözlerinde sadece başarılı ve kariyerinde emin adımlarla ilerleyen bir genç oyuncunun yolculuğunu, hissiyatlarını ve meşguliyetlerini değil, Netflix’in ikinci yerli orijinal yapımı olan ve siz bu yazıları okurken ilk sekiz bölümünü muhtemelen seyretmiş olacağınız Atiye’nin vermek istediği mesajı, gizemli bir zincirle birbirlerine bağlı olan tüm karakterlerin seçimleriyle yarattıkları dönüşümün ve açtıkları kapıların bizlere de yol gösterebileceğini okuyacaksınız.



Gerçeği aramak için cesaret gerekir çünkü gerçek çoğu zaman göründüğü gibi değildir. Hani bazen yaşadığımız değişime olumsuz bir anlam yükleyerek “hayatım altüst oldu” diye serzenişte bulunuruz. Dizideki Erhan karakterinin (Mehmet Günsür) de dediği gibi (Şems-i Tebrizi’nin ünlü sözünü tekrarlayarak) “Nereden biliyoruz, hayatımızın altının üstünden daha iyi olmadığını.” İşte tüm karakterler hayatlarının altta kalmış taraflarının peşinden giderken biz seyirciye de pek çok soru sorduruyor, “haydi harekete geç” dedirtiyor.

Gizemli bir labirentin gölgesinde gerçeğe ışık tutan evrensel öyküsü ve başarılı oyunculuklarla öne çıkan Atiye, yayımlanmadan yarattığı merak ve heyecan duygusunu kesinlikle boşa çıkarmıyor, seyrettikçe göreceksiniz. Dizinin özgür, başına buyruk ve asi ama bir o kadar da içindeki korkularla savaşmak durumunda kalan Cansu karakterini Melisa Şenolsun hakkını vererek canlandırıyor.

Duru ve baş döndürücü güzelliğinin gölgesinde kalmaya hiç de niyetli olmayan başarılı oyunculuğunun ardında, hayat verdiği karakterlerle özgürce oynayabilmesi, kendi deyimiyle onlarla dans edebilme yeteneği var. Henüz yolun başında ve sahne onun!


ELLE: Bir rolü kabul etmenizin kıstasları nedir?

Melisa Şenolsun: Önceliğim senaryo oluyor elbette. Ayrıca bana gelen karakterin eğlenceli oluşu, onunla ne kadar oynayabilirim, onu ne kadar farklı gösterebilirim gibi kıstaslar da rol oynuyor kararımda. Teklif edilen rolün bir önceki işimle benzeşmemesi de önemli. Türkiye’de aynı karakteri art arda oynayınca hep aynı roller çıkıyor karşınıza.

ELLE: 27 Aralık Cuma günü ilk sekiz bölümü yayına giren Netflix’in ikinci yerli yapımı Atiye’de Cansu karakterini canlandırıyorsunuz. Bu karakter sizi nasıl cezbetti ve heyecanlandırdı?

Melisa Şenolsun: Öncelikle Netflix’le çalışma fikri beni heyecanlandırdı. Sonrasında senaryonun mistisizm ve reenkarnasyon gibi benim de çok ilgi duyduğum konuları içerdiğini görünce mutlu oldum. Bu bir mesaj olabilir dedim ve takibe devam ettim. Cansu’ya gelince, oynaması keyifli bir karakterdi. Özgür kalabileceğim ve içinde dans edebileceğim bir roldü. Yönetmenlerim de bana bu hareket serbestliğini tanıdıkları ve bana güvendikleri için çok mutluyum.

ELLE: Cansu’ya dönersek...

Melisa Şenolsun: Cansu aileye evlatlık verilmiş ve bunu bilerek büyüyor. Normalde bu durum kopukluk yaratır ama Atiye’nin senaryosunda tam tersini görüyoruz. Cansu ile ailesinin arasında gerçek bir sevgi var. Herkes bu durumu kabullenmiş, benimsemiş. Bu farklılık çok hoşuma gitti. Cansu evlatlık olduğunu hissettirmiyor ama derinlerde bir boşluğu var ve bunu dolduramıyor. Doldurmak için belki işi şakaya vuruyor.

Bölümler ilerledikçe Cansu’nun kendini tanıma ve fark etme, kendiyle hesaplaşma sürecine girdiğini görüyoruz. Zamanla evin uslu ve söz dinleyen kızı, Atiye’nin kardeşi gibi rollere indirgenmekten sıkılıyor, isyan bayrağını çekiyor.

Evet, aslında dizide bütün karakterlerin değişim ve dönüşümünü görüyoruz. Bu değişim Atiye ile başlıyor; Atiye hepimizin zincirlerini kırıyor. Evlilikten son anda vazgeçip kalbinin derinliklerinde istediği şeyin peşinden gidiyor. Dizide Erhan karakteri (Mehmet Günsür) çok anlamlı bir sözü hatırlatıyor Atiye’ye: “Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden iyi olmadığını?” Çoğumuz düzeni bozmamak adına risk almaktan korkuyoruz. Oysa belki risk alarak daha mutlu olacağız? Atiye vazgeçtiği tarafını serbest bırakınca tüm karakterler gerçekten hissettikleri şeyin peşinden gitmeleri gerektiğini anlıyor. Her şey ve tüm karakterler birbiriyle o kadar bağlantılı ki... Kısaca Atiye ile birlikte diğerleri de özgürleşiyor, ama bu bir avantaj mı dezavantaj mı, onu izledikçe göreceğiz.

Cansu’nun da yukarıda bahsettiğim gibi bir boşluğu, kendinin bile kabul edemediği, bastırdığı şeyler var. Yıllar boyu kendi hayatına bakmamış, önceliklerini rafa kaldırmış. Atiye zincirlerini kırıp kendi yolundan gitmeye karar verince Cansu da özgürleşiyor, “ben ne istiyorum” diyerek kendi dönüşümünü yaşıyor. Atiye’nin “sen kimsin?” sorusu sırayla tüm karakterlere sirayet ederek onları değiştiriyor.

ELLE: Nasıl ortaklıklar var Cansu ile aranızda?

Melisa Şenolsun: Cansu kadar olmasa da ben de enerjisi yüksek bir insanım. Sevdiklerine olan bağlılığı ve koruyuculuğu açısından da benziyoruz. Benim de ablam var. Biri ona zarar vermek isterse tıpkı Cansu gibi ben de onu korumaya geçerim.

Cansu’nun başına buyruk ve asi tarafı bende de var. Kararları sevdiklerine zarar vermediği sürece kimseyi sallamıyor, tıpkı benim gibi... Ben de kafama eseni yaparım. Mesela bir karar aldım, kimse tasvip etmiyor ama ben eminim ve istiyorum, sonuna kadar giderim.

Dizi Şengül Boybaş’ın Dünya’nın Uyanışı kitabından uyarlanmış. Kitap Göbeklitepe’nin hikayesine davet ediyor okuyucuyu. Dizide de ressam olan Atiye’nin çocukluğundan beri çizdiği sembol Göbeklitepe’de yeni keşfedilen bir sembolle aynı çıkınca, izleyici gizemli olayların içinde buluyor kendini. Kitabı okudunuz mu?

Yönetmenimiz Ozan Açıktan, Atiye ile çıktığımız yolculuğu önceden bilmeden yaşamanın metot olarak oyuncuya daha yararlı olabileceğini söyledi. Çünkü bildiğiniz zaman ne kadar çaktırmasanız da üzerinize başka bir hal ve enerji geliyor. Çekimler bitince kitabı okumayı düşünüyorum.

ELLE: Göbeklitepe’nin gizemiyle karakterlerin gizemi de paralel...

Melisa Şenolsun: Evet birinin başlattığının diğerini etkilediği ve zamanla çemberin tamamlandığı ilginç bir hikaye. Atiye “gerçek nedir?” sorusunu sorarken aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını işliyor. Düşünsenize, hepimizin inandığı bir gerçek var ama acaba bu doğru mu ve değişebilir mi? Hepimizin içinde saklı bir sürü şey var ama korkuyoruz kendimizi keşfetmeye.

ELLE: Peki ya siz cesur musunuz?

Melisa Şenolsun: Cesur olmayı çok isteyen biriyim ama çok fazla korkum var. Kendimle bütünleşme yolculuğumda da o korkularımı bırakmayı istiyorum çünkü aslında korkacak hiçbir şey yok. Bunu beynim biliyor, keşfetti ama kodlama olarak şu an çalışmıyor.

ELLE: Beren Saat, Mehmet Günsür, Civan Canova seti paylaştığınız oyuncular arasında. Çekimler nasıl geçiyor?

Melisa Şenolsun: Çekimler inanılmaz keyifliydi. Enerji olarak uyumlu bir ekip olduk ve bunu ekrana da yansıttığımızı düşünüyorum. Her biri ile aramızda hem oyunculuk hem hayat tecrübesi anlamında güzel bir alışveriş oldu.

ELLE: İzleyici neden izlesin Atiye’yi?

Melisa Şenolsun: Her şeyin tüketildiği ve yeni bir algıya, fikre ve yaşayışa en çok ihtiyacımız olduğu bir anda tam da bunları anlattığı, yeni kapılar ve fikirler açıp ufkumuzu genişlettiği, içimizde bir uyanışa yol gösterebildiği için izlenmeli. Seyirci Atiye ile kendini sorgulayacak, hayatta doğru tercihleri yapıp yapmadığı üzerine düşünecek.

Umur Turagay’ın yönettiği, Burçin Terzioğlu, Birkan Sokullu, Serkan Keskin ve Feridun Düzağaç gibi isimlerle bir araya geldiğiniz Güzelliğin Portresi de gösterime girdi...

Ülkemizde pek çekilmeyen bir gerilim türüne imza attık ve oyuncular olarak çok farklı bir şey deneyimledik. Yönetmenimiz Umur Turagay’ın hayal gücünde sınırları zorlayan filmde bir arada bulunduğum herkese teşekkür ederim.

Hep usta oyuncularla yan yanasınız. Şanslı mısınız yoksa işinizi şansa bırakmayacak kadar akıllı mı?

Umarım bu hep böyle devam eder. Sürekli bir şeyler öğreniyor, gözlemliyor ve kendimi geliştiriyorum. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğrencisiyim ama okulda çalışma yasağı olduğu için mezun olamadım.

ELLE: Hayalinizdeki rol?

Melisa Şenolsun: Çok var aslında. Genellikle esnek olabileceğim, dişil ve uç karakterleri oynamayı dilerim. Dümdüz ve tek boyutlu bir karakterden öte özgürlüğüne düşkün, ters köşeleri bulunan, ne yapacağı belli olmayan ve her an her şekilde davranmaya meyilli bir karakteri oynamak daha keyifli.

ELLE: Bu arada Atiye dizisindeki Cansu moda tasarımcısı. Stilinizi nasıl tanımlarsınız?

Melisa Şenolsun: Modayı ve özellikle cesur parçalar giymeyi seviyorum. Cansu karakterini oluştururken özgür kaldığım için makyajından tarzına kadar birlikte karar verdik ve bu çok hoşuma gitti. Kendi stilime gelince, farklı olmayı seviyorum. Bazen çok seksi hissedebiliyor, bazen de bol parçalar giyerek bir oğlan çocuğuna benziyorum.

ELLE: Şöhretle aranız nasıl?

Melisa Şenolsun: Başından beri hedefim şöhret olmadığı için buna takılmadım. Tabii ki ünlendikçe günlük hayatım kısıtlanmalara doğru gidiyor ama ben yine de kısıtlanmayacağım yerlere gidip özgürce yaşamaya çalışıyorum.

ELLE: Güzellik algınızı anlatır mısınız? Kendinizi güzel buluyor musunuz?

Melisa Şenolsun: Kendimi aynada gördüğüm için yorumlayamıyorum. Siz cevap verin bu soruya. Ben doğal olanı, kusurlu güzellikleri, estetik müdahaleye maruz kalmayan görüntüleri seviyorum. Mesela yüzünü çil basan insanlar, yamuk bir burun ya da cilt lekeleriyle dikkat çeken Winnie Harlow gibi yüzler çok hoşuma gidiyor.

ELLE: Hiçbir yerde okumadığımız bir özellik söyleyin kendinizle ilgili?

Melisa Şenolsun: Beynim çok dolu olduğunda, yorgunluktan öldüğümde farkında olmadan şarkı söylüyorum. Sanırım beynimdekileri susturmak için bilinçaltımın bulduğu bir yöntem.

ELLE: Oyunculuk yapmadığınız zamanlarda nelerle ilgileniyorsunuz?

Melisa Şenolsun: Doğayla iç içe olmayı ve dünyayı gezmeyi çok seviyorum. Bir oyuncu olarak farklı kültürlerin içinde yer almak beni besliyor, ilk defa gördüğüm bir şehrin enerjisi beni bir anda değiştirebiliyor ve bambaşka bir Melisa’ya dönüşüyorum. Meditasyon ve psikolojiye olan ilgim dışında çizim yapıyorum. Bir ara karakalem denemelerim vardı şimdilerde akrilik tuval çalışıyorum. Kreatif işler hoşuma gidiyor, oyuncu olmasaydım ressam ya da dansçı olurdum.

ELLE: Aşk

Melisa Şenolsun: “Aslında tanımlayabilecek kadar da çok aşk sığdırmadım hayatıma. Henüz tam anlamıyla çözebilmiş değilim aşkı. Duygu yoğunluğu yüksek, hormonal bir durum diyelim.”

ELLE: Şu an âşık mısınız?

Melisa Şenolsun: “Şu an daha çok kendime vakit ayırdığım bir dönemdeyim. Kendimi keşfetmek istiyorum ki bu da zor bir yolculukmuş. Bence her insanın hayatında bir defa buna odaklanması gerekiyor ki sonunda kalıcı mutluluğa ulaşabilsin.”

YAZI: SELİN MİLOŞYAN
FOTOĞRAFLAR: EMRE ÜNAL
MODA EDİTÖRÜ: OĞUZ EREL

ELLE Ocak sayısından alınmıştır.