TÜM GÖZLER ÜZERİNDE: NESLİHAN ATAGÜL

Neslihan Atagül Doğulu'yu kapak ve sayfalarımızda Polaroid Eyewear'in kampanya yüzü olması vesilesiyle ilk defa ağırlıyoruz. Heyecanıyla içimizi ısıtan geç oyuncuya kulak veriyoruz.

Onunla ilk defa karşılaşıyorum, onun da ELLE dergisiyle ilk buluşması bu, dolayısıyla çok heyecanlı. Ama Neslihan Atagül Doğulu sadece hayatındaki ilklerle ilgili değil, her şeye heyecan, coşku ve sevgiyle yaklaşıyor. İçi içine sığmıyor, benimle karşılaştığı için, bu röportajı yazılı değil de karşılıklı sohbet havasında yaptığımız için, oyunculuğu için, hayalindeki roller için, sahip oldukları için...

Şöyle aktarıyor heyecanlarını: “Güzel şeyler yapmaya niyetlenmek, toplumun ve ülkemin hayrına bir hizmette bulunmak, üstlenmek istediğim sosyal sorumluluklar, söylediklerim ve yaptıklarımla beni izleyen gençlerin hayatlarına dokunabilmek. Ağzımızdan çıkanları belki bin kişi duyar ama söylenenler verdikleri mesajla sadece tek kişiye dokunur. İşte tek bir kişiye dokunabilmek beni çok heyecanlandırıyor.”


Neslihan Atagül Doğulu ile buluşmadan önce, hepimizin bir ilk buluşma öncesi sahip olduğu olumlu ya da olumsuz düşünceler gibi benim de aklımda bazı fikirler, duygular vardı. Klişe bulabilirsiniz ama karşılaştığımızda onu daha öncesinden tanıyor gibi hissettim, bizden biri gibi, bir arkadaşımın kızı ya da uzun zamandır görmediğim bir akraba... Ona, sanki büyümesine tanıklık etmiş, çocukluğunu görmüş bir abla gibi davranmamda, ilk dizisi Yaprak Dökümü’nün, benim de bu diziyle büyümüş ya da gençlik yıllarımı geçirmiş olmamın payı var.
Yaprak Dökümü’nde dört yıl, dört sezon Neslihan Atagül Doğulu’yu yakından görüp tanımış sonra, uzun bir aranın ardından bu röportaj ve kapak çekimi vesilesiyle tekrar yan yana gelmiş gibi hissediyorum. Konuştukça ve onunla sohbet ettikçe de ilk izlenimlerimde ne kadar haklı olduğumu fark ediyorum.
Sıcakkanlı, sempatik, kesinlikle mütevazı, hayata aşkla sarılan, duyarlı ve Yaprak Dökümü’nde canlandırdığı 14 yaşındaki o genç kızın çocuksuluğunu içinde taşıyan başarılı bir oyuncuyla karşı karşıyayım.



OYUNCULUK VE TARİFSİZ DUYGULAR

Henüz çok küçükken babasıyla bir gün film izlerken karar vermiş oyuncu olmaya. 13 yaşına geldiğinde de bu kararını uygulamak üzere tek başına bir ajansı arayıp, oraya kaydolmuş: “Ajansı aradıktan sonra annemle konuştuğumu, ona nasıl bir yol izlememiz gerektiğini anlattığımı hatırlıyorum. Ona, ‘Anne, oyuncu olmak istiyorum ve geç kalmaktan korkuyorum’ demiştim. Annem ve ailem 13 yaşındaki bir kız çocuğunun sözüne güvendi ve bana her daim destek oldu. Ben de güven duymayı onlardan, onların bana yaşattığı sevgiden öğrendim.”
14 yaşında girip 18’inde çıktığı Yaprak Dökümü’nün onun için bir okul, inanılmaz bir deneyim olduğunu aktarıyor. Peki o zamanlar bugünkü konumunu hayal ediyor muydu acaba? “Hep bir şeyler yapmak, yaptığım şeyin üstüne koymak, oyunculuğumu, potansiyelimi insanlara göstermek istiyordum ama asla şöhretin hayalini kurmadım.”

Neslihan Atagül Doğulu’yu en son Dip dizisinde, ondan önce de Burak Özçivit’le başrolleri paylaştığı Kara Sevda’da izledik. Kara Sevda ile ilgili duygularını şöyle anlatıyor: “Kariyerimde gerçekten çok önemli bir diziydi. Ben o işte, hayatla ilgili ne yapılması ve ne yapılmaması gerektiğini öğrendim, çok şey kattım kendime. Kara Sevda benim için bir sınavdı ve ben bu sınavı geçtim. Bunun için de mutlu ve neşeliyim.”
En büyük heyecanlarından, tutkularından biri oyunculuk: “Bir karakteri çok iyi canlandırmak için ona hak vermem gerekiyor. Hak vermezsem hiçbir şey yapamam. Karaktere inanmam lazım ki o rolü iyi yorumlayabileyim. Bir karaktere hayat verirken yok oluşu yaşıyorum. Bu planlanmadan gelen bir duygu... Benliğin aradan çıkması ve sadece o olma hali. Neslihan aradan çekiliyor ve sadece bedenini kullanıyor. İşte aradan çekildiğimde ve yok olduğumda hissettiklerim tarife sığmaz şeyler. Ve tam da bu tarifsiz duygular için oyunculuk yapıyorum. Takdir edilmek, beğenilmek, seyircinin canlandırdığım karakterleri unutmaması çok güzel. Gece başımı yastığa koyduğumda ‘Oh’ demek muazzam bir duygu.”

“KENDİMİ KEŞFEDİYOR, KORKULARIMLA YÜZLEŞİYORUM”


Neslihan’la sohbet ederken kendimi akışa ve onun duygularına bırakıyorum. Art arda soru sorduğum, onun da sürekli proje, iş ve yapacaklarını saydığı klasik ya da beklenen bir röportajdan öte Neslihan’ın beni ve dolayısıyla siz okurları kendi yoluna, yaşam felsefesine dahil etme deneyimi diyebiliriz buna. Kendini keşfetme yolculuğunda yaşadıklarını şöyle paylaşıyor: “İç yolculuğumda olmak beni çok heyecanlandırıyor. Son zamanlarda derinlere daldım ve hiçbir şeyden kaçmamaya çalışıyorum. Zaten çok düşünür, hep vicdanıma soru sorar ve kendimle yüzleşirdim ama şimdi Neslihan’a karşı daha acımasız yaklaşıyor, ‘Otur bakalım anlat Neslihan ne yapıyorsun?’ diyorum. Bu aşamada cesaret çok önemli. Tanrılar Okulu’nun yazarı Stefano d’Anna’nın bir sözü var: ‘Korku kapıyı çaldığında cesaret kapıyı açmış ve bakmış ki hiçbir şey yok karşısında.’ Ne güzel söz... Ben de korkularımı atlatmaya, onların üzerine gitmeye ve onlarla yüzleşmeye uğraşıyorum. Travmalarımın peşine düşüyorum. Ve böylece hayat yolumu buluyorum ya da yol beni buluyor.” 



DOĞANIN GÜCÜ


Ben Neslihan’ın yolunda sadeliğin, saf sevginin ve doğayla iç içe basit bir hayatın ne kadar önemli olduğunu hissettim. O yolunda yürüdükçe ve kendini keşfettikçe küçük şeylerin önemini daha iyi kavrıyor, hayatla yalın ve barışık bir ilişki kuruyor: “Bence her şeyi çok fazla büyütüyor ve zorlaştırıyoruz. Olayları dramatize ediyoruz. Hayatla ilgili duygu bağımlılıklarımız var, olumlu ya da olumsuz, sürekli onlar dan besleniyor ve onları gündeme getiriyoruz. Bir şeyi sevgiyle yapmalı, elimizdeki işe isteyerek sarılmalıyız, ki bu da zaten tutkuyu getiriyor. Örneğin ben bu röportaja gelirken sevdiğim bir gömleğimi giyindim, küpelerimi taktım, kısaca özendim. Sen de aynısını yapmışsın. Bana bir ışık yakmışsın. Oysa ki bir eşofmanla da gelebilirdim, aslında bir önemi yok, öyle de olabilirdi ama olmadı.
Öncelikle kendimize değer veriyor, kendimizi seviyor, saygı duyuyor ve ardından da karşımızdakine aynı duygularla yaklaşıyoruz. Sevgi ve saygı böyle bir şey...”


Doğayla olan ilişkisinde de aynı sadelik, sevgi ve yalınlık göze çarpıyor: “Doğaya yakın olmak bana özümü hatırlatıyor, ay ışığından gölgemin düşmesi beni inanılmaz neşelendiriyor; sanki dünyanın yuvarlak olduğunu ben tekrar kanıtlamış gibi hissediyorum. Gökyüzüne baktığımda yıldızları görmek, gece karanlığını Ay’ın aydınlatması, benim için muazzam duygular. Biz Kadir’le (Doğulu) karavanla seyahat etmeyi çok seviyoruz. Şimdi seninle konuşurken şunu hatırlıyorum: Yayladayız ve hiç kimse yok, karavan, ateş, iki köpeğim, sevgilim, ben ve göl var. Ay öyle bir ay ki her yeri görebiliyorsunuz... Hayatın anlamını kavrıyorum. O gece yattım ve gökyüzüne bakarken Kadir’e şöyle dedim: ‘Kadir beni buradan kaldır yoksa delireceğim.’ O güzellik sanırım bana, bünyeme fazla gelmişti.” Doğayla iç içe olmak, doğayla bütünleşmek, Neslihan’ın kendini keşfetme yolunu aydınlatıyor, hayata bambaşka bir gözle bakmasına, sadeliğin mucizesine inanmasına olanak sağlıyor: “Doğanın içinde yaşamayı seviyorum o yüzden de şehrin göbeğinde oturmayı tercih etmiyorum. Ama bu, insanlardan uzak durduğum anlamına gelmiyor. Tam tersine daha fazla sosyalleşiyor, şehir merkezine gidiyorum. Sadece ağaçları görmeyi, bülbülün sesini ve köpek havlamalarını duymayı, horozun sesiyle uyanmayı seviyorum. Bunlar bana iyi geliyor.”

POLAROID İLE ÖTESİNİ GÖR


Doğa sevgisi, kendini keşfetme yolculuğu, hayatın anlamı derken, derin bir sohbete kendimizi kaptırmışken Neslihan Atagül Doğulu’yla buluşmamıza asıl vesile olan konuya ancak sıra geliyor.
İtalya’nın ikonik gözlük markası Polaroid Eyewear’le işbirliği yapan Neslihan Atagül Doğulu ve eşi Kadir Doğulu, Tamer Yılmaz’ın çektiği, markanın tasarım anlayışını da yansıtan çok renkli ve eğlenceli bir kampanyaya imza attılar. Çift, Polaroid Eyewear’in Türkiye’deki ilk marka yüzü. Neslihan kampanyayla ilgili heyecanını gizlemiyor: “Teklif bize geldiğinde çok mutlu olduk. Fatih Harbiye dizisinden beri ikimiz aynı işte bulunmamıştık. Kadir’le yan yana çalışmak, yıllardır tanıdığım Tamer ağabeyin (Yılmaz) fotoğraflarımızı çekmesi müthişti. Sonuç çok eğlenceli ve enerji dolu oldu. Bu arada, benim zaten bir gözlük koleksiyonum var. Gözlerim ışığa karşı çok hassas olduğundan yaz, kış güneş gözlüğü kullanırım. Model tercihim yok, bazen angel eyes, bazen de küçük modelleri seviyorum. Dolayısıyla kampanya, tarzıma ve alışkanlıklarıma çok uygun.” Markanın maceraperest ruhu kampanyanın #ötesinigör motto’suyla dile getiriliyor. Ben bu motto’nun Neslihan’ın düşünceleriyle yakından ilişkili olduğuna inanıyorum. Neslihan’ın hep derinlere inmesinde, kendini keşfetmesinde, yaşadığı yüzleşmelerde, doğayla ilişkisinde hep ötesini gördüğünü, gördükleriyle yetinmeyip sınırlarını zorladığını düşünüyorum. Neslihan’ı dinleyelim şimdi: “Müthiş bir motto bu. Benim hayatım da bu motto paralelinde gerçeklik kazanıyor. Karşımdaki insan bir şey söylüyor ama aslında ardında başka bir şey var, ben işte buna odaklanıyorum.
Hayatımdaki her şeyin ötesini görmeyi arzu ediyorum. Çünkü yaptığım hiçbir şeyin mental ya da fiziksel tek başına bir anlam ifade ettiğini düşünmüyorum. O yüzden hep ötesini, ilerisini görmek istiyorum. İstikbal göklerdedir.”

BİTİRİRKEN...


Yeni tanıştığım ama bende sanki yıllardır tanışıyormuş izlenimi uyandıran Neslihan’la vedalaşıyoruz. Kayıt cihazını kapatıyorum ama konuşmaya devam ediyoruz, ne de olsa o bir röportaj kişisi değil, bizden biri, bir arkadaş, dost... Tevazusu, sıcaklığı, samimiyeti, doğallığı ve heyecanıyla kalbimi fetheden, bahar enerjisini her daim içinde taşıyan Neslihan Atagül Doğulu’nun hem bu röportaj hem de harika fotoğraflarıyla ışığını size de bulaştırması dileğiyle...

Yazı: Selin Miloşyan

Fotoğraf: Hasan Karaarslan

Moda Editörü: Aslı Asil

ELLE 2019, Nisan sayısından alınmıştır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.