Sosyal hayatında istikrarlı ve disiplin konusunda zorlanan biri olarak her ay yaptığım izleme listeleri bana büyük bir motivasyon yaratıyor. "Söz uçar, yazı kalır" mantığıyla buraya yazdığım tüm filmleri izleme, izlemesem bile bunun açıklamasını yapma sorumluluğu hissediyorum.
Bu noktada izleme listesini mart ortasına bırakmam bir yoğunluktan dolayı değil, Oscar'ları atlatmak istememden kaynaklı. Öncelikle şubat ayında kendimi filmlere adadığımı, Şubat Ayı İzleme Listesi'nin tamamını bitirdiğimi, bunun üzerine yaklaşık beş film daha izlediğimi gururlanarak -bence buna hakkım var- söylemek isterim.
Oscar'ların sıkı takibini bir editör olarak üzerime vazife bilip adaylığı bulunan çoğu filmi izledim. Buna ek olarak, içinde bulunduğum durumları hatırlatacak filmleri de gözden kaçırmadım (burada tabii ki romantik komedilerden bahsediyorum). Oscar'ları geride bırakmamızdan sonra film listesi konusunda da kendimi serbest bıraktım. Bu aya sadece bir adet 2026 Oscar'larında konuşulan film ekledim ki bence seremoni bittiği için artık sayılmaz.
Konuyu çok uzatmayacağım.
Şimdi hazırsanız başlıyoruz:
The Worst Person In The World
"Sentimental Value"nun "En İyi Uluslararası Film" kategorisinde ödül kazanması beni hiç şaşırtmadı. Zaten halihazırda izlediğim ve oldukça beğendiğim bir filmdi. Ancak burada benim adayımın -kazanamayacağını bilsem de- "Sirāt" olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Trier'e selam olsun diyerek, izleyip sevdiğim "The Worst Person In The World"ü bir kez daha izlemek için doğru bir zaman gibi. Ayrıca, duru oyunculuğunun yanında son zamanlarda şahit olduğum en iyi kırmızı halı görünümlerine de imza atan Renate Reinsve'yi izlemek için her an doğru hissettiriyor.
Editör Notu: Joachim Trier, seni gerçekten seviyorum!
Sinners
98. Akademi Ödülleri'nde, "One Battle After Another"ın dominasyonuna şahitlik ettik. Ancak şaşırtıcı olan şey "Sinners"ın 16 adaylıkla, "Titanic"in rekorunu kırmasıydı. Oscar'lardan bir önceki gece tüm kişisel sabotajlarıma rağmen kendimi "One Battle After Another"ı izlerken bulsam da "Sinners" şubat ayında radarımda değildi. Sanıyorum ki tüm bu süreç geçtikten sonra filme objektif bakabilmek adına mart oldukça iyi bir ay.
The Mastermind
Josh O'Connor'ı oynadığı her role gerçekten çok yakıştırıyorum. Kelly Reichardt direktörlüğünde sanat eserleri, O'Connor ile suç ve gerilim türünde kurgulanan bir proje için sanıyorum ki çok bir şey söylemeye gerek yok. Mart ayı bitmeden bir cuma akşamımı bu atmosferde geçirmek için şimdiden heyecanlıyım.
Zendaya ve Robert Pattinson'ın "Drama"sına, "And Emily" cümlesini tek bir ses tonuyla okumamızı sağlayan "The Devil Wears Prada 2"ye gün saydığımız zamanlarda filmler hayata olan merakımı artıran belki de sayılı şeylerden biri.