YENİ YÜZ: ECE CANGÜDEN

Ekşi sözlük’te kendisi için sanatçı Pocahontas yazmışlar ve haksız sayılmazlar. Karşınızda, formların rastlantısallığını ve beraberinde gelen anlamı irdeleyen genç bir sanatçı.

Şu sıralar İstanbul-Leipzig arası yaşamına devam eden Ece Cangüden resim, heykel, enstalasyon ve illüstrasyon üreten bir sanatçı. Pandemi döneminde emojilerle primitif ve tribal elementleri birleştirdiği resimler üretti, Heybeliada’da bir köşkün havuzunu galeriye dönüştürdü. Ece ve alternatif estetik tutumları üzerine bir söyleşi.

Sanatla münasebetin ne zaman başladı?

2014 yılında, mimarlık fakültesinden mezun olduktan dört sene sonra. Önce mesai aralarında ufak kaçamaklar yaptım, derken ikili bir sergimiz oldu, o zamanlar Karaköy’de olan Space Debris Art’da. Sonra bir atölye tutup kimyager misali deneyler yapmaya, oyun oynamaya başladım.

Sanatçı stilini nasıl tanımlarsın?

Nerede bulunursam, hayatımda neyi yoğun olarak seziyorsam o temalarda üretiyorum. Esnek ve dinamik… Şu sıralar, hayatta olmak, online personalar, emojiler, primitif kültürlerin günümüz teknolojilerindeki izleri, genç olmak, alternatif estetik tutumlar üzerine daha yoğun düşünüyorum. O nedenle bu enerjide temalarda işler ortaya çıkıyor.

Kağıt üzerine yağlı pastel, akrilik, kuru kalem (solda), Kahve Fincanına İtiraflar, 2020. Dijital rölyef (üstte). Yarı giyilebilir eseri (altta). 

En son yaptığın giyilebilir sanat eserlerini biraz anlatır mısın?

Bu prototipler Mamut Art’da da kullandığım matbaa tutkalı ile ürettiğim işlerin neon ve yarı giyilebilir versiyonları. Mevcut vücut formunu değişime uğratmanın performatif bir yanı var. Yaptığım sanat çalışmalarını bir ürün olarak düşünmek de ilginç bir yaklaşım oldu. Ayrıca pandemi döneminde emojilerle primitif ve tribal elementleri birleştirdiğim resimler ürettim. Emoji, pratik ve karşı tarafa duyguyu aniden geçirebilen bir dil meydana getiriyor kendi içinde. Bundan hareketle birtakım soyutlamalarla beraber hikayeler oluştu.

Bu sene hangi konulara yoğunlaştın?

İşlerim genellikle formların rastlantısallığı ve malzemenin beraberinde getirdiği anlamla birlikte bulunduğumuz çağa dair iki ve üçüncü boyutta öznel ve alternatif hikayeler üzerine. Bu hikayeler olası bir post-organik yaşam formunun varyasyonlarını konu alıyor. Bu sene Alman sanatçı Marian Luft ile beraber uzun zamandır üzerine düşündüğümüz bir projeyi hayata geçirdik. Projenin adı THE POOL. Heybeliada’da eski bir köşkün yüzme havuzunu sergi alanı olarak kullanan off-site bir sanat inisiyatifi. Burada güncel, uluslararası, eğlenceli ve eleştirel kürasyonlar gerçekleştirmek, bir komünite olmak ve mevcut sanat ortamına yeni bir alternatif sunmak istiyoruz. Bir yandan Fırat Uran’la LGBTİ+ ve aşkı konu alan iki tane resimli kitap projesi yapmıştık geçtiğimiz birkaç sene içerisinde. Tek bir misyonla devam etmektense biraz farklı ölçeklerden resme bakmak, bu belirsizlikler döneminde iyi geliyor.


Ece’nin çalışma alanlarından kareler 


Bu sıralar hangi kitabı okuyorsun?

Because Internet: Understanding the New Rules of Language, Gretchen McCulloch.

Tüm zamanların en sevdiğin şarkısı?

Upuzun bir şarkı misali, Pink Floyd’un Dark Side Of The Moon albümü.

Yakında seninle ilgili neler duyacağız?

New Scenario ile birlikte THE POOL’da, bir müzik-ses projesi yapmayı istiyoruz önümüzdeki ay. Shopi–go art ile bir proje duyuracağız. Bir de elbette pandemi nedeniyle tarihinden emin olmadığım grup ve solo sergi planları da var. 

Yazı: Serli Gazer Boyacı

ELLE Türkiye Kasım 2020 sayısından alınmıştır. 


Etİketler