İLİŞKİ ÜZERİNDE NE KADAR ÇALIŞMAK GEREKİR?

Her zaman, ilişkinin çaba gerektirdiğini duyarız, okuruz; ama nereye kadar?

ELLE ONLINE ELLE ONLINE 22 Ağustos 2014
İLİŞKİ ÜZERİNDE NE KADAR ÇALIŞMAK GEREKİR?



<#text>


<#text>


<#text> Çabanın ne kadarı gerekli, ne kadarı fazla? Acaba kendimize “dur!” dememiz gereken bir nokta yok mu? ELLE sizin için araştırdı...  


<#text>


<#text> Vedat ve Buse'nin evinde pazar brunch'ı yapmak moral bozucu bir fikirdi. Beş aydır birlikte olan ikili, uyumun diğer adıydı adeta. Vedat, erkeksi bir edayla mangalda et pişiriyordu, Buse içkileri hazırlıyordu. Vedat'ın köpeği ve ardından her akşam koşu yapan bir komşularıyla ilgili aslında ilginç olmayan bir hikayeyi anlatırken ellerindeki malzemelerle yiyecekleri birlikte hazırlıyorlardı. Köpek birkaç saniye sonra bifteğe sinsice yaklaştığında ikisi birden “Tintin, uzak dur!” diye bağırıyorlardı. Bense kendimi yalnız hissediyordum. On aydır birlikte olduğum sevgilim Tolga, evde maç izlemeyi tercih etmişti. Tolga için her türlü spor, arkadaşlarımla birlikte olmak veya sohbet etmekten daha önemliydi. Onu benimle gelmeye ikna etmeye çalıştığımda, “Haftada iki gün iznim var. Bu zamanı Vedat'ın aptal köpeğini dinleyerek harcamak istemiyorum” diye cevap vermişti.


<#text>


<#text> Vedat ve Buse'nin zahmetsiz, mükemmel birlikteliğini kıskanıyordum. Tolga'ya tapıyorum ama doğrusunu söylemek gerekirse pek de ortak noktamız yok. İlgi alanlarımız örtüşmüyor. Ben okumayı, restoranları keşfetmeyi ve sinemaya gitmeyi seviyorum; Tolga'ysa spordan, bara gitmekten ve televizyon izlemekten keyif alıyor. Ben güneşli yerlerde tatil yapmayı seviyorum, o tatile gitmeyi hiç sevmiyor. Ben insanlar ve duygulardan bahsetmeyi seviyorum, Tolga konuşmayı bile sevmiyor. Onun uzlaşmaz tutumu nedeniyle (“Kadınların neden hep dışarı çıkmak istediğini anlamıyorum.” veya “Dışarıyı sevmiyorum. Buranın nesi var?”), birbirimizi sadece kanepeye uzandığımızda görebiliyoruz. Ben kitap okuyorum, o televizyon izliyor.


<#text>


<#text> BİR ŞEY DEĞERLİYSE ÜZERİNDE ÇALIŞMAN GEREKİR. Mİ?


<#text> Vedat salyalı köpeğini parkta bahtsız, masum insanların üzerine salarken ben de ilişki sorunlarımı Buse'nin üzerine salıverdim: Sırf ortak bir nokta yakalamak için Tolga'nın sevdiği şeyleri yapmaktan çoktandır vazgeçtim. Olaya baştan başlamak da istemiyorum. Buse, “Ama ben Vedat'la olan ilişkim üzerinde çalışıyorum” şeklinde bir yorum yaptı. Belli ki beni teselli etmeye çalışıyordu. Aralarındaki iletişimin gelişmesi için bazı dergilerdeki önerilerden yardım aldığını itiraf etti. Vedat'ın hırs yoksunluğu ve kendisinin işine olan ilgisizliğiyle bocaladığını itiraf etti. Vedat'ın çocuksu espri anlayışını çok da komik bulmadığını; hatta arkadaşlarının ve bazı sohbetlerinin kendisine sıkıcı bile geldiğini söyledi. “Ama gerçek ilişkiler böyledir. Eğer bir şey senin için değerliyse, üzerinde çalışman gerekir” diye yorumladı durumunu.~


KAÇ TANE KÖTÜ GÜN, ZORLU BİR DÖNEMİ OLUŞTURUR?



<#text> O öğle yemeğinden sonraki sekiz ayı “mükemmel değil”le “uyumsuz”, “çaba” yla “zahmet” seçeneklerinin arasındaki uçurumu analiz ederek geçirdim. “Çalış, çalış, çalış” emrinin bir ilişkiyi gölgeleyip gölgelemediğini sorguladım o dönemde. Tolga'yla olan ilişkim herhangi bir uyum belirtisi vermeden yuvarlanıp gidiyordu. “Bir şeye ne kada çok yatırım yaparsanız; bu ister işiniz, ister ilişkiniz, ister vücudunuz olsun değeri o kadar artar” diyor psikolog Linda Blair. Ben bundan şunu anlıyorum: Bir çiftin belirli konular üzerinde çalışması sağlıklıdır. Örneğin iletişim şekli, arkadaşlar, evlenip evlenmemek ya da Güney Afrika'ya gidip gitmemek gibi. Ama kişilikler, hayata bakış açısı, değerler; bunlar dokunulmaması gereken alanlardır. Kişiliğinizin özünü değiştirmemeniz gerekir. Ve aynısını bir başkasından beklemek sevimsiz olduğu gibi, çok insafsız bir davranıştır da.


<#text>


<#text> O öğle yemeğinden bir yıl sonra Buse'nin taşınmasına yardım ettim. Tek başına bir dairede oturacaktı. Ona Vedat'tan neden ayrıldığını sordum; bardağı taşıran son damlanın ne olduğunu. Başka biriyle mi tanışmıştı? “Tam değil” diye cevap verdi Buse. Ofiste biriyle flört ettiğini söyledi. Ama umutsuz vakaydı, adam evliydi. Ancak bu flört, Buse'ye Vedat'la olan ilişkisinde neyin eksik olduğunu gösterdi: Kolaylık. Buse ve o adam birlikte gülüp şakalaşıyordu. Birlikte zaman geçirmekten keyif alıyorlardı, hem de keyif almak için deneme yapmadan. Bu da bir ilişki için çok daha sağlam bir temeldir.


<#text>


<#text> Aşk için çok çalışmanın bir getirisi olmadığını kabul ediyorum artık. Dünyanın en büyük eforu bile aşk denen o sihri yaratamaz. Bir yıl geçti. Tolga'yla hala ortak noktamız yok. Geçenlerde vücut saatlerimizin bile uyumsuz olduğunu keşfettim. Ben saat dokuzda yatıyorum, kitap okuyorum, sabahın sekizinde kalkıyorum. O, gece yarısına kadar televizyon izliyor, sabahın dördüne kadar uykusuzluk çekiyor, hafta sonlarında öğle saatlerinde uyanıyor. Bu durum cinsel hayatımıza da bir artı getirmiyor. Fakat gerçekten umursamadığımı fark ettim. Beni her gün güldürüyor. Ona hayranım, ona saygı duyuyorum ve ona güveniyorum. Ortak noktalar aramaya da devam ediyorum. Aslında bir ortak noktamız var: Birlikte zaman geçirmekten hoşlanıyoruz. İlişkimiz hiç kuşkusuz zahmet gerektiren bir ilişki, ben de elimden geleni yapıyorum (Tolga o kadar çaba göstermiyor), ama işin özünde birlikte olmak için duyduğumuz arzu yatıyor. Bu da çaba gerektirmeyen bir durum.

SON HABERLER

Dergide Bu Ay

ELLE Mart Sayısı Çıktı!

ELLE Mart Sayısı Çıktı!

Baharı Hande Erçel ile karşılıyoruz.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.