TÜKETİYORUM ÖYLEYSE YOKUM

“Hater”lığı cool’laştıran jenerasyondan kibarlığı ve “uncool” olmayı yücelten bir jenerasyona... Onlar artık tüketim şeklimizi de değiştiriyor.

Dünya hiç beklemediğimiz bir anda, hiç beklemediğimiz bir hızda değişirken yeni bir düzene adapte olmaya başladık bile. Tam da hepimizin yavaşlamamız gerektiğinin sinyallerini hissetmeye başladığımız ilk günlerdi, aklımda onlarca soru. Hayatla, işle, sosyal çevremle ilgili bitmek bilmeyen bir belirsizlik. Yapmak istediklerimi bilmiyordum ama yapmamak istediklerimden oldukça emindim. Artık delicesine tüketmemek bu dürtülerin en güçlülerinden biri oldu. Ve merak ederek araştırmaya başladım, geleceğin tüketim şekilleri nasıl olacak? Bunu dünyanın ve insanlığın yararına, en az zarar verecek şekilde nasıl dönüştürebiliriz. Moda sektöründe çalışan birinin az tüketme propagandası biraz ironik görünse de, size her sezon yeni bir kıyafete ihtiyacınız olduğunu empoze eden bir sistemin de sonuna geldik. Peki büyük soru şu: geleceğin tüketim şekilleri nasıl olacak?

KRONİK BELİRSİZLİKTE KENDİNİZE YATIRIM YAPMAK

Global krizlerle deneyimlediğimiz 2020, ardında endişeli zihinler, gelecek kaygıları bırakacak gibi görünüyor. Sanki bu duyguları daha önce hiç yaşamamışız gibi doruk noktasında seyir eden duygu dalgalanmalarımız bize kendimize ait yatırım yapmamız gerektiğini bağırarak söylüyor artık. İyi yaşamak, wellness sadece büyük bir trend sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Buzdolabınızda sakladığınız jade roller’dan fazlasını hak eden bedeniniz, zihniniz ve ruhunuz için daha fazlasını yaptığınızda bu üçlü harmonik bir şekle girecek. Bu ne demek? Kendinizi derinlerde besleyecek bir şeyler yapmak anlamına geliyor. Geçtiğimiz karantina süresince kendisini akrilik boyaya verip, renkler arası geçişlerde ruhunun derinliklerini hatırlayan kaç kişiyiz? Kişisel gelişim kelimesini tükettiğimiz hatta içini boşalttığımız bir 10 yılda, gelişme sendromuna kapılmış kişiliklerimiz belki de artık sadece durmayı ve yaşadığı her anın tadını çıkarmayı istiyordur. Bu sadece yoga yapmak, meditasyona oturmak anlamına gelmiyor. Bir şeyleri tüketecekseniz ardınızda nasıl izler bıraktığınızın farkındalığıyla tüketin demek. Mesela bir bakalım gardırobunuzda kaç jean, kaç adet beyaz tişört, kaç gömlek, kaç elbise var? Bunların hepsine ihtiyacınız var mı? Yok aslında, değil mi? Peki hâlâ çok benzerlerini hatta neredeyse aynılarını satın alıyor musunuz? Satın aldığınız ürünü kaç kere giyiyorsunuz? O parça üretilirken doğaya, insanlara nasıl yan etkileri oluyor bilginiz var mı? Belki de artık o sepetin içindekileri bırakmanın zamanı gelmiştir. Bunun ismi sakin tüketim. Bilinçli bir şekilde, aceleci olmadan alınan bir karar sonucu tüketmek. Sadece o anlık modunuzu yükseltecek değil, uzun vadede size iyi gelecek bir harcama yapmak.

Sepetinizi doldurarak ruhunuzu da dolduracağınızı sanıyorsunuz ama bunun bir illüzyon olduğunun farkında mısınız? O an canımızın istediği bir şeye ulaşmamız bir tık kadar kısa sürerken, ardında bıraktığı iz çok daha büyük. Tüm bunlara ihtiyacımız var mı? Sepetimizdekiler olmadan da yaşayamaz mıyız? Tüketmemiz ve satın almamız gerekiyormuş gibi davranılan bir dünyada bir şeyi eskitmenin tadına yeniden varabilir miyiz? Eskitmeyle gelen aidiyet duygusu. Gardırobunuzda yıllardır bulunan bir jean, çalışma masanızdaki en sevdiğiniz kalem... Halihazırda elimizde olanlarla tatmin olma hissi. Sonrasında yaptığınız her harcama ruhunuza işleyen, iyi gelen bir şey için olsun. Çünkü artık günü kurtarmak yetmiyor, farkındalıklı eylemler geleceğimizi şekillendiriyor.

YAZI: Serli Gazer Boyacı 

ELLE Temmuz- Ağustos sayısından alınmıştır.