Setenay Orman, Afloat koleksiyonuyla denge fikrini yalnızca estetik bir tema olarak değil, yaşamın kendisini ayakta tutan görünmez bir sistem olarak ele alıyor. Denizcilik ekipmanlarının mekanik ve form dünyasından beslenen koleksiyon, hayatta bizi suyun üzerinde tutan insanlar, yerler ve anların izini sürerken, heykelsi altın formlarla güçlü bir anlatı kuruyor.
Öncelikle sormak istiyorum. ORMAN’ı yaratırken zihninizde nasıl bir kadın ve nasıl bir estetik vardı?
Kesinlikle özür dilemeyen bir duruş ama asla kibirli değil. Aksine, zihnimdeki kadın ayakları fazlasıyla yere basan, kendiyle barışık, özünde şeffaf ve iyi biri. Kendini hem çekici hem de biraz mesafeli hissettiren bir sakin özgüvenle taşıyor. Stil olarak ise onu her zaman feminen ve maskülen taraflarıyla eşit şekilde oynayan biri olarak görüyorum.
Tasarımlarınızda “kusurlu güzellik” ve el işçiliği hissi çok belirgin. Bu da sanırım sizin tasarımlarınızı daha “gerçek” kılıyor… Ne düşünüyorsunuz?
Markayı İsveç’te kurmamın üzerinden sekiz yıl geçti. Ve evet, bu yaklaşım en başından beri vardı ve bugün hâlâ üretime bakışımı şekillendiriyor; her ne kadar artık daha modern teknikler kullanıyor ve dijital bir ortamda tasarlıyor olsam da. Başlangıçta mum oyma tekniğiyle çalışıyordum ve tüm ana kalıplarımı elde yapıyordum. Bu sayede üç boyutlu formu anında kavrayabiliyor ve her parçanın anlatmak istediğimi gerçekten yansıtıp yansıtmadığını anlayabiliyordum. Mücevherde dokunmanın görme kadar önemli olduğunu düşünüyorum; bir parçanın sadece duygusal değil, fiziksel olarak nasıl hissettirdiği tasarım sürecimde merkezi bir rol oynuyor. Bugün bile zaman zaman bu tekniğe geri dönüyorum. Bir anlamda yeniden kalibre olmak için; sadece kişisel ya da özel üretim projelerinde bile olsa. Bence bir tasarımcının çalıştığı malzemeyi anlaması çok önemli. Sadece sunduğu olanakları değil, sınırlarını da görmek için. Bunu yapabilmek için de sürece bir şekilde dokunarak dahil olmak gerekiyor. Bu, sıfırdan üretmek, eskiz yapmak, tezgahta çalışmak, metale ve taşlara temas etmek olabilir. Bugün hâlâ üretim sürecinin içinde yer alıyorum ve numunelerimin büyük bir çoğunluğunu kendim yapıyorum. Bir iş büyüdükçe süreçleri standardize etmek ve bazı aşamaları dışarıya devretmek kaçınılmaz olabilir. Ancak organik ve elde üretime dayalı bir ortamdan doğan -ve manuel süreçlere dair bir anlayışla şekillenen- fikirlerin daha uzun ömürlü olma ihtimali olduğunu düşünüyorum.
ORMAN
Paris Moda Haftası’nda Afloat koleksiyonunun yeni parçalarını tanıttınız. Oradaki ilk tepkiler, yorumlar nasıldı?
Tasarım aşamasından tezgahta son halini vermeye kadar tüm süreç boyunca çok heyecanlıydım ve parçaları paylaşmak için sabırsızlanıyordum. Tasarım sürecim ve koleksiyonlarım kişisel deneyimlere dayanıyor, daha sonra bunları herkesin kendinden bir şey bulabileceği duygulara, daha evrensel hikâyelere dönüştürüyorum. Tasarımlarım karakterli ve hacimli olsa da anlattıkları hikayeler hiçbir zaman bağıran ya da çok aşikar olan türden değil. Bu yüzden, ortaya çıkan işin kendimde yarattığı hisle dışarıdan gelen geri bildirimin örtüşmesi her zaman çok tatmin edici oluyor. Ve beni en çok mutlu eden şeylerden biri de Afloat’ın yeni parçalarının anında olumlu bir karşılık bulması oldu.
Afloat, “bizi hayatta dengede tutan yapılar ve insanlar” fikrinden doğuyor. Bu fikir sizin hayatınızda nasıl karşılık buluyor?
ORMAN
Heykelsi altın formların içine yerleştirilen pırlantalar, “sakin ışık noktaları” gibi tanımlanıyor. Bu şiirsel yaklaşım sizin tasarım dilinizde nasıl şekilleniyor?
Bunun, detaylarla çalışma biçimimde ortaya çıktığını söyleyebilirim; bir parçaya sadece bakmanın ötesine geçen bir his yaratmakla... Mücevher zaten doğası gereği üç boyutlu ancak benim tasarımlarımda bu özellik daha da belirgin hale geliyor. Parçayı gerçekten anlamak için dokunma ve her açıdan görme isteği doğuyor. Tasarım dilimi heykelsi olarak tanımlayabilirim; iddialı ama rafine ve belirgin bir yapısallığa sahip. Taşların yerleşiminden genel forma kadar detaylar ve açılarla oynamayı seviyorum; bu da parçalara kendine özgü bir silüet kazandırıyor.
Lüks artık sadece materyalle değil, anlamla da tanımlanıyor. Peki, ORMAN için lüksün tanımı nedir?
Benim için lüksün en temel tanımı “kalite”; her anlamda. Ve bunun son derece kişisel bir kavram olduğunu düşünüyorum; lüksün senin için ne ifade ettiğini ancak sen belirleyebilirsin. Bu, giydiğin kıyafetlerde kullanılan malzemenin kalitesi de olabilir, zamanını nasıl geçirdiğin de ya da ilişkilerinin seni ne kadar beslediği de olabilir. Lüksün birtakım markalar ya da logolar üzerinden tanımlandığı anlayışın artık eskidiğini düşünüyorum. Bugün gördüğümüz şey daha kişisel ve daha az görünür bir lüks anlayışına yönelim. Bence, “quiet luxury” kavramının bu kadar karşılık bulmasının nedeni de bu çünkü değeri herkes için hemen görünür değil.