Saint Laurent - "Burada Hayatım Kurtuldu"

Sessizlikte yankılanan sesiyle Baldwin sanki köşkün duvarlarından konuşuyordu: “Burada hayatım kurtuldu.” Yıllar sonra Paris’te, Anthony Vaccarello’nun Saint Laurent için hazırladığı Sonbahar/Kış 2026 erkek koleksiyonunu izlerken aynı duygu yeniden geri döndü. Çünkü bu koleksiyon da tıpkı Baldwin’in dünyası gibi, arzu ile korku, görünmek ile saklanmak, güç ile kırılganlık arasındaki o hassas eşikte duruyordu.

Hakan Bahar HAKAN BAHAR 17 Şubat 2026
Saint Laurent - "Burada Hayatım Kurtuldu" LAUNCHMETRICS SPOTLIGHT

İstanbul ile Paris arasında gidip gelirken insan zamanla iki şehrin yalnızca mesafe değil, iki farklı zaman duygusu taşıdığını fark ediyor. Biri hafızaya, diğeri ihtimallere açılıyor. Birinde geçmişin ağırlığı, diğerinde henüz şekillenmemiş olanın hafifliği var. Bu iki hal arasında hareket ederken insan bazen nereye ait olduğunu değil, kim olarak devam edeceğini düşünmeye başlıyor. Saint Laurent’ın Sonbahar/Kış 2026 erkek koleksiyonuna bakarken hissettiğim şey de buydu: kesinlikten uzak, geçiş halinde bir duruş; henüz tamamlanmamış ama tam da bu yüzden canlı kalan bir an.

Saint Laurent Sonbahar/Kış 2026, Launchmetrics Spotlight

2019’un sonbaharıydı. İstanbul Bienali’nin rüzgarı Büyükada’nın ağır sessizliğine karışıyordu. Sokaklarda atların yankısı çoktan susmuş, denizin tuzu köşklerin mermerine sinmişti. Mizzi Köşkü’nün dar merdivenlerinden yukarı çıkarken, şehrin hafızasıyla James Baldwin’in nefesinin aynı yerde buluşacağını bilmiyordum. Loş bir odada siyah-beyaz görüntüler dönüyordu. Sedat Pakay’ın kamerası Baldwin’in pencereden Boğaz’a bakışını, yatağa uzanışını, sigarasını tüttürüşünü kaydetmişti. On bir dakikalık o film, bir ömrün ağırlığını taşıyordu. Sessizlikte yankılanan sesiyle Baldwin sanki köşkün duvarlarından konuşuyordu: “Burada hayatım kurtuldu.” Yıllar sonra Paris’te, Anthony Vaccarello’nun Saint Laurent için hazırladığı Sonbahar/Kış 2026 erkek koleksiyonunu izlerken aynı duygu yeniden geri döndü. Çünkü bu koleksiyon da tıpkı Baldwin’in dünyası gibi, arzu ile korku, görünmek ile saklanmak, güç ile kırılganlık arasındaki o hassas eşikte duruyordu. Koleksiyonun çıkış noktası, James Baldwin’in 1956 tarihli romanı "Giovanni’s Room"du. Paris’te geçen bu trajik aşk hikayesi, arzunun yarattığı yakınlık ile toplumun dayattığı normlar arasındaki gerilimi anlatır. Vaccarello’nun ilgisini çeken şey yalnızca hikaye değil, o hikayenin ruh haliydi: kişinin kendi arzusu ile kendisinden beklenen kimlik arasında sıkıştığı an. Tasarımcı bunu sahne arkasında, “çok geleneksel olan ile çok duyusal olan arasındaki kontrast” olarak tanımlıyordu. Koleksiyon boyunca siluet değişmiyordu; değişen şey siluetin taşıdığı anlamdı. Uzun, ince ve akışkan hat bu kez güç göstermek için değil, kırılganlığı saklamadan taşımak için kullanılıyordu. Ceketler bedeni zırh gibi sarmıyor, aksine hafifçe açılıyor; omuzlar güçlü kalırken bel hattındaki yumuşama figürü daha insani, daha savunmasız kılıyordu. Bu, klasik erkek terziliğinin yeniden yazılmasıydı — sertliği azaltılmış ama otoritesini kaybetmemiş bir form. Bu nedenle koleksiyon erkekliği yeniden tanımlamaya çalışmıyordu. Onu sabit bir kimlik olmaktan çıkarıyor, daha akışkan ve daha kişisel bir alana yerleştiriyordu. Saint Laurent’ın geceyle kurduğu tarihsel ilişki korunuyordu ancak bu kez gece bir kaçış değil, insanın kendiyle baş başa kaldığı bir eşik olarak okunuyordu.

Saint Laurent Sonbahar/Kış 2026, Launchmetrics Spotlight

Bu koleksiyonda asıl dikkat çeken şey karşıtlıkların açıkça çatışması değil, aynı bedende birlikte var olabilmesiydi. Terziliğin disiplinli dili ile bedenin daha içgüdüsel tarafı arasında kurulan ince bir denge hissediliyordu. Kıyafetler bir yandan düzeni, kontrolü ve alışılmış erkeklik kodlarını hatırlatırken diğer yandan bu düzenin altında saklanan kırılganlığı ve arzuyu görünür kılıyordu. Belki de koleksiyonun gücü tam burada ortaya çıkıyordu: kesin bir cevap vermek yerine insanın hem güvenli olana hem de bilinmeyene aynı anda yaklaşabildiği o belirsiz alanda kalabilmesinde.

Saint Laurent Sonbahar/Kış 2026, Launchmetrics Spotlight

Anthony Vaccarello’nun bu koleksiyonu kurarken James Baldwin’in "Giovanni’s Room" romanına dönmesi tesadüf değildi. Baldwin’in hikayesi, açık bir dramatik anlatıdan çok, insanın kendi arzusu ile toplumun ondan beklediği kimlik arasında yaşadığı sessiz gerilimle ilgilenir. Paris’te geçen bu hikayede asıl mesele aşk değil, kişinin kendisine ne kadar yaklaşabildiğidir. Vaccarello’nun koleksiyonu da benzer bir yerde duruyordu: görünmek ile saklanmak arasında. Bu nedenle koleksiyondaki terzilik yalnızca estetik bir tercih gibi okunmuyordu. Giyinme eylemi, burada bir tür dönüşüm anına işaret ediyordu. Geceye ait olanın sabaha hazırlanması gibi; kırılgan olanın yeniden toparlanması, özel olanın kamusal alana çıkmadan önce yeniden düzenlenmesi. Saint Laurent’ın tarihsel olarak sıkça kullandığı “gecenin sabahı” fikri, bu sezonda daha içsel bir anlam kazanıyordu.

James Baldwin, Giovanni's Room

Baldwin’in hikayelerinde şehirler yalnızca bir arka plan değildir. Paris onun için kaçışın değil yüzleşmenin mekanıdır; insanın kendisine en çok yaklaştığı yer. Belki bu yüzden, Saint Laurent’ın bu sezon önerdiği erkek figürü de bir yere varmaya çalışan değil, kendi içinde durmayı öğrenen bir figür gibi görünür. Giyinmek burada bir korunma hali değil, dünyaya yeniden karışmadan önce geçen kısa bir duraklama anıdır.

Saint Laurent Sonbahar/Kış 2026, Launchmetrics Spotlight

Yıllar önce İstanbul Bienali’nde izlediğim o siyah-beyaz filme geri dönüyorum. Mizzi Köşkü’nün loş odasında Baldwin’in Boğaz’a bakan silueti hâlâ aklımda. Şehrin rüzgarı sigara dumanına karışırken söylediği cümle mekanda asılı kalmıştı: “Burada hayatım kurtuldu.” O an anladığım şey, bazı şehirlerin insanı değiştirmediği, yalnızca kendisine geri verdiğiydi.

Baldwin in Istanbul, 1965 ( Sedat Pakay, Collection of the Smithsonian National Museum of African American History and Culture).

Saint Laurent Sonbahar/Kış 2026 erkek koleksiyonu da benzer bir yerde duruyor. Gürültülü bir dönüşüm önermiyor. Daha çok, gecenin ardından gelen o sessiz ana bakıyor — insanın kendisiyle baş başa kaldığı, neyi saklayacağını neyi göstereceğini yeniden seçtiği ana. Belki de bu yüzden koleksiyonun en güçlü tarafı görünürde değil, bıraktığı hissin içinde kalıyor.

Saint Laurent Sonbahar/Kış 2026, Launchmetrics Spotlight

Çünkü bazen bir şehir bir yazarı kurtarır. Bazen de bir hikaye, yıllar sonra başka bir şehirde, başka bir bedende yeniden anlam kazanır.


SON HABERLER

Dergide Bu Ay

ELLE Şubat Sayısı Çıktı!

ELLE Şubat Sayısı Çıktı!

Kapağında Charlotte Casiraghi’yi ağırladığımız ELLE Türkiye Şubat sayısı; düşünceyle stilin, sadelikle gücün kesiştiği bir bakış açısı sunuyor.

BU SAYIDA NELER VAR?

E-Bülten Aboneliği

E-bültenimize şimdi abone olun,
magazin dünyasındaki tüm gelişmelerden anında haberiniz olsun.