Taş, çoğu zaman sertliğiyle tanımlanır. Oysa heykeltıraş Tansu Kırcı, taşın yalnızca bir malzeme değil, zamanın, mekanın ve insanlık tarihinin sessiz bir tanığı olduğunu hatırlatıyor. Sanatçının ilk kişisel sergisi "Taşın Belleği", izleyiciyi taşın taşıdığı hafızayla yüzleşmeye davet ediyor. Kırcı’nın eserlerinde merdivenler, kapılar ve koridorlar gibi geçiş formları dikkat çekiyor. Bu formlar, yalnızca fiziksel mekanlara değil, bireyin kendini tanıma sürecine ve varoluşun sürekli dönüşen doğasına işaret ediyor. Sergi, mekan ile kimlik arasındaki bağın zaman içinde nasıl şekillendiğini sorgulayan bir anlatı kuruyor ve sanatçı, doğrudan mermer ocaklarından seçtiği taşlarla çalışıyor. Taşın damarları, kırıkları ve direnç noktaları ise üretim sürecinin pasif bir parçası değil, eserin nihai formunu belirleyen aktif birer unsur haline geliyor. Bu yaklaşım, insan iradesiyle doğa arasındaki hassas dengeyi de görünür kılıyor.
Taşın Belleği
Kültürel Mirasın İzleri
Antik Mezopotamya’dan Bizans’a uzanan kültürel mirasın izlerini bugüne taşıyan "Taşın Belleği", aynı zamanda kimliksizleşen kent dokusuna eleştirel bir bakış sunuyor. Kadim uygarlıkların bıraktığı izlerle günümüz şehir yapıları arasındaki zıtlık serginin temel gerilim noktalarından birini oluşturuyor. Sergi, izleyiciyi tek bir soruyla baş başa bırakıyor: “Bir toplum, unuttuğu taşların ağırlığını ne kadar taşıyabilir?”.
Tansu Kırcı’nın "Taşın Belleği" sergisi, Balat Fener Evleri – Haliç Sanat 1’de, 22 Mart 2026’ya kadar, pazartesi hariç her gün 10.00–17.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.