BU GEZEGENİ KADINLAR KURTARACAK

Feminizm olgusu, popüler gündemin en çok konuşulanı. Neredeyse ardında çok ciddi felsefelerin yattığını unuttuğumuz bir slogana dönüşmek üzere. Peki ama moda sektörü bu olguya kafayı neden taktı ?

2000’lerin feminizm anlayışı önceki dönemlerden farklı olarak şekillenen ve moda dünyasına da evrimleşerek yansıyan bir olgu. Feminizm ve moda dünyası ilişkisinin kısa ve modern tarihine bakalım dersek, olayın 2014 yılında Femen’lerin Nina Ricci şovunu basmasıyla başladığını hatırlıyoruz. Sonra 2015 yılında Karl Lagerfeld gündeme geldi. Chanel defilesinde ellerinde pankartlarla yürüyen modeller “Free Freedom”, “History is Her Story” gibi sloganlar taşıdılar. Yıl 2016 olduğunda bu rüzgar birçok modaevi tarafından sahiplenildi, en büyük çıkışsa Dior’un yeni kreatif direktörü Maria Grazia Chiuri’den geldi. “We Should All Be Feminists” yazan tişört sosyal medya kraliçelerinin de en çok paylaştığı kıyafetlerden oldu. Aslında moda dünyası feminizmi modern anlamda sahiplenmeden önce İngiliz ELLE öngörülü davranarak Aralık 2014 sayısını feminizm temasıyla çıkardı. Benedict Cumberbatch, Hüseyin Çağlayan, Christopher Kane ve daha birçoklarına “This is what a feminist looks like” yazan bir tişört giydirdi. En yüzeysel şekilde tanımlamak gerekirse, kadınları güçlendirmek ve kadınlığı yüceltmekle dertlenen kişiler modayı, yani profesyonellik alanlarını bu farkındalığı yaratmak için kullandılar. Peki ama iş bu kadar basit mi? Bir tişört giymekle feminist mi oluyorsunuz? Yoksa bu insanların derdi dünyada büyük ses getiren Women’s March sonrası iyice ayaklanan ve haklarını arayan kadınların ilgisini çekip yeni bir sömürü sistemi yaratarak para kazanmak mı? Feminizmi öne çıkaran ve insanlara bunu hatırlatan tişörtleri giymek şahane. Çocuk işçilerin ve komik derecede azıcık paraya sömürülerek çalıştırılan kadınların yaptıkları tişörtleri giyinmenin feminizmle uzaktan yakından ilgisi olamaz. O kıyafeti kayıtsız bir şekilde giyiyorsanız, içinizdeki haksızlığa karşı olan öfke sizi bir şeyleri değiştirmeye çabalamak için uyarmıyorsa, üzgünüm ama siz de o sömürü sisteminin bir parçası olmuşsunuz bile.





21 Ocak 2017 tarihinde Washington’da gerçekleşen Women’s March dünya çapında tüm kadınları ayaklandırdı.


CİDDİ BİR MESELE

Edito yazısına “Eşitlik sadece kadınların değil, tüm insanoğlunun derdi olmalı” yazan İngiltere ELLE’in yayın yönetmeni Lorraine Candy, tamamen feminizme adadığı sayıda moda sektörünün de önemli kadınlarıyla röportajlar yapıyor. Bu isimlerden biri de Diane von Fürstenberg. Auschwitz toplama kampında 13ay  kaldıktan sonra kurtulan Yahudi annesine asla çocuk sahibi olamayacak teşhisi konmasına rağmen Diane dünyaya geliyor. Belki de bir kadın olarak gücünü ilk kez o an gösteriyor ve hayat boyu annesinden aldığı güçle kadın haklarının önemli savunucularından biri oluyor. Bugün moda sektörünün en ünlü feministlerinden kendisi. “Şu sıralar kadınlar çok önemli sorumluluklar taşıyorlar. Dünyada bizler için bir şeyler daha da kötüleşiyor. Feminizm kavramı konuşmamız gereken ciddi bir mesele. Dünyanın her yerinde kadınlar olarak babalarımızdan, kocalarımızdan, sevgililerimizden, oğullarımızdan bir şeyleri saklıyoruz fakat travmatik bir olayla karşı karşıya gelince işte o zaman gücümüz ortaya çıkıyor. Güçlü durmak için başınıza trajik bir olayın gelmesini beklemeyin. Sonunda bu gezegeni kurtaran kadınlar olacak.” Diane von Fürstenberg’in her zaman kadını onurlandıran söylemleri, tasarımlarına da feminen biçimlerle yansıyor. Kadın vücudunu yücelten, onu saklamak yerine en güzel şekilde vurgulayan silüetler onun imzası.




Femen’ler Nina Ricci şovunu basarken, 2014


HALA BUNU PROTESTO EDİYORUZ!

Bu yazıyı yazıp da Dior’un ilk kadın kreatif direktörü Maria Grazia Chiuri’den söz etmemek olmaz. Bana göre markanın 70 yıl sonra bir kadını başına geçirmesi alkışlanması gereken değil, sorgulanması gereken bir durum. Neden bugüne kadar hiçbir kadın o pozisyona getirilmedi? Bu çıkışı sessiz sakin yapmak yerine, kendi usulünce, hem de gündemi yakalayarak “We Should All Be Feminists” yazılı tişörtlerle yaptı Chiuri. Nijeryalı yazar Chimamanda Adichie’nin bir kitabının başlığı olan bu sözleri ödünç alan tasarımcı, modayı bir kez daha politik bir duruşu göstermek için kullandı. Çokça alkış aldı. Öte yandan, geçen haftalarda New York Moda Haftası’nda 2017-18 sonbahar-kış koleksiyonunu gösteren Prabal Gurung birçokları tarafından eleştirildi. Nedeni podyumda “The Future is Female” yazılı tişörtün görülmesiydi. Hillary Clinton’ın başkanlık seçimlerinde söylediği bu lafı modaya entegre eden tasarımcı eleştirilere maruz kaldı. Önemli eleştirmenlerden Suzy Menkes, Instagram hesabından şöyle yazmıştı: “Merhabaa Prabal Gurung!!! Lütfen uyan! Bu feminist tişörtleri daha önce de görmedik mi?!” En son bu gönderiye baktığımda altında doksandan fazla yorum vardı ve insanlar ikiye ayrılmışlardı. Kimileri tıpkı Suzy gibi markanın şu anki gündemden yararlandığı ve sadece popüler bir konuya dönüştüğü için böyle bir tasarımla çıktığını savunuyordu. Kimileriyse ne olursa olsun, bu konunun altının çizilmesinin öneminden bahsediyordu. Eğer şu sıralar popülerleşen bu durumu modaya yansıtan tüm markalar, satışlardan elde edilenleri bir kadın kurumuna bağışlasaydı, inanın herkesin düşüncesi farklı olurdu. Tüm bu olup bitene tarafsızca bakarsak, çıkan yaygaranın işe yaramasını ve bir şekilde farkındalık yaratarak değişikliğe neden olmasını umuyoruz. Tıpkı bundan önce birilerinin yaptığı gibi. “Hala bu saçmalığı protesto ettiğime inanamıyorum” yazılı pankartla Women’s March’a katılan o yaşlı kadını hatırlıyor musunuz? Şimdi ondan ve diğerlerinden ilham alma ve moda aracılığıyla bazılarımızın tekrar hatırladığı bu felsefeye sahip çıkmaz zamanı. Çok geç olmadan.

Chanel 2015 defilesinde Caroline de Maigret en ön sırada elinde megafonla kadın hakları için insanlara sesleniyor.


“We Should All Be Feminists” yazılı tişörtlerle çıkış yapan Dior’un yeni ve ilk kadın kreatif direktörü Maria Grazia Chiuri, sosyal medyada bir dalga yarattı.

FEMİNİZMİN TARİH ÇİZELGESİ

 30’LAR

1930’lu yıllarda pantolon giyinmek kadınlar için tabu sayılıyordu. Marlene Dietrich isyankar ruhuyla toplum içinde pantolon giydiğinde bir seferinde neredeyse tutuklanıyordu. Belki onun bu başkaldırısı olmasa şu an sadece bize izin verilen şekilde, “hanım hanımcık” giyiniyor olurduk. Tabii ki bu olayda isyanı başlatan Coco Chanel’in ta kendisi oluyor. Pantolonu erkek giyiminden, kadınların sınırlarına da sokan bir efsane olduğunu unutmamak gerek.



                                                                            Marlene Dietrich                                                                                 Coco Chanel




40’LAR

İkinci Dünya Savaşı sırasında kadınların yaptıklarının ve başarılarının altını çizmek için yaratılan hayali kahraman Rosie the Riveter ve onun o çok meşhur posteri, feminizm hareketinin en popüler görsellerinden biri.











50’LER

Martin Luther King gibi bir adamla evli olup da ters giden bir şeylere tepkisiz kalmak olur mu? Dönemin en önemli kadın hakları ve LGBT savunucularından olan Coretta Scott King için eşitlik her şeyden önemliydi ve bütün hayatını kadınlar için bunu elde etmeye uğraştı.




Coretta Scott King




60’LAR

Feminist, aktivist ve gazeteci Gloria Steinem, 60’ların en önemli kadın hakları savunucularından biri. Aynı zamanda “New York Magazine”de köşe yazarı olan Steinem, 2005 yılında Jane Fonda’yla birlikte Women’s Media Center’ı kurdu. Bu oluşum kadınların basında daha görünür ve güçlü olmalarını hedefliyordu.





Gloria Steinem





70’LER

John Lennon’la birlikte yaptıkları barış çağrıları Yoko Ono’yu dönemin en popüler aktivistlerinden bir yaptı. 1972’de yazdığı “The Feminization of Society” makalesiyle o yıllarda kadınların başlattığı devrimi daha da güçlü kıldı. 83 yaşındaki Ono, bugün hala aktivitelerine devam ediyor.





Yoko Ono





80’LER

Esasen 50’lerde başlayan aktivist hareketleri, 70’lerde tavan yapıyor Maya Angelou’nun. Cinsiyetçilik ve ırkçılık hakkında yazdığı kitaplar, yaptığı konuşmalar her dilden ve dinden kadına güç kazandırdı. Yazdığı şiirlerle Kanye West, Tupac Shakur ve Nicki Minaj gibi birçok müzisyene ilham verdi.




Maya Angelou



90’LAR

Yıl 90’lar olduğunda artık toplum önünde olan ve tanınan insanlar kendi fikirlerini yüksek sesle söylemekten çekinmedi. Tıpkı Madonna gibi. Popüler kültürün en ikonik ismi, bütün dünyaya şunu kanıtladı: bir kadın hem dünyaca ünlü bir müzisyen hem oyuncu hem anne hem yönetmen olabilir hem de kar amacı olmayan bir yardım kuruluşunu yönetebilirdi. Bütün dünya sustu ve onu alkışladı. Kendisi, kadınlara biçilen sınırların altüst edilebileceğini kanıtladı.

Madonna






2000’LER

Birleşmiş Milletler diplomatı olan Angelina Jolie, modern zamanların Coretta Scott King’iydi. Tek farkı Martin Luther’le değil Brad Pitt’le evli olmasıydı. Oyunculuğun yanı sıra gerçek bir aktivist ve hayırsever olan Jolie, iki memesinin de alınmasını cesaretle kaleme aldı ve kadınlara biçimlerinden dolayı çekinmemeleri gerektiğini vurguladı.



Angelina Jolie







2010’LAR

Günümüze geldiğimizde birçok kadın cinsiyet eşitsizliği, ırk ayrımcılığı, kadın bedeni hakkında erkekler tarafından yazılan kuralları sorguladı. “Girls” dizisinin yazarı yeni deha Lena Dunham, tipik güzel televizyon karakteri kadını klişesini yıktı. Şişman vücudunu cesaretle kabullendi ve o anda tipik güzellerden daha da güzel geldi gözümüze. Sosyal, ekonomik ve politik eşitliğin her zaman altını çizen Beyonce kadınlığa övgülerde bulunduğu performanslarla bir modern zaman tanrıçası oldu. 2017 Grammy ödül törenindeki performansında kadınlar, anneler ve çocuklar için söyledi şarkılarını. 

Beyonce




YAZAN: Serli Gazer Boyacı

ELLE, Mart 2017 sayısından alınmıştır..