HAYATINIZI NASIL SADELEŞTİRİRSİNİZ?

Pratik ve evde uygulanabilir yöntemlerle sadeleşme sanatı...

Analistçilerin hemfikir olduğu bir konu var o da yen nesille birlikte consumer (tüketici) olmaktan mindsumer’a (bilinçli tüketici) evriliyor olmamız. Bu akım beraberinde daha sade ve farkındalıklı bir yaşam getiriyor. Peki ama pratik ve uygulanabilir önerilerle hayatımızı bu yola nasıl sokarız?

Sadeleşmek ve yaşadığımız hayatı her alanıyla farkındalıkla ele almak pratik gerektirir. Yeni başladığımız her şeyde olduğu gibi yeni alışkanlıklar kazanmak zaman alıyor. Sepetimizi doldurarak ruhumuzu da dolduracağımızı sandık çok uzun yıllar. Bunun bir illüzyon olduğunu fark etmemiz epey sürdü. Canımızın istediği bir şeye ulaşmamız bir tık kadar kısa sürerken, ardında bıraktığı izin çok daha büyük olduğunu gördük. Sonra bir farkındalık anı geldi... Tüm bunlara ihtiyacımız var mı? Sepetimizdekiler olmadan da yaşayamaz mıyız? Tüketmemiz ve satın almamız gerekiyormuş gibi davranılan bir dünyada bir şeyi eskitmenin ve onu tam anlamıyla kullanmanın tadına yeniden varabilir miyiz? Eskitmeyle gelen aidiyet duygusu. Gardırobunuzda yıllardır bulunan bir jean, çalışma masanızdaki en sevdiğiniz kalem... Halihazırda elimizde olanlarla tatmin olma hissi. Artık günü kurtarmak yetmiyor, farkındalıklı eylemler geleceğimizi şekillendiriyor. Ve sadeleşme ihtiyacı tam da bu noktada başlıyor. Soru şu: Gerçekten hayatınızın her alanında sorumluluk alarak sadeleşmeye hazır mısınız?


Dünyayı ÖNEMSEMEK

Nasıl oluyor da gardıroplarımız tıka basa doluyken her seferinde giyecek hiçbir şey bulamıyoruz? Moda sektörü özellikle 90’lardan sonra radikal değişikliklere şahit oldu. Parçalar gelişmekte olan ülkelerde ucuza üretildikçe, moda tüketimi hızlandı. Bugün hızlı bir moda markası yılda 52(!) adet mikro koleksiyon üretiyor. Ve araştırmalara göre 1980’lerde yapılan alışveriş tüketiminin dört katı fazlasını yapıyoruz. Peki tüm bunlara ihtiyacımız var mı?

BİLİNÇLİ TÜKETİM VINTAGE YA DA İKİNCİ EL SATIN ALMAK

Satın alma dürtünüzün önüne geçemiyorsanız vintage ya da ikinci el ürünler alarak bir parçaya yeni bir hayat şansı verebilirsiniz. Böylece çevreye bıraktığı negatif etkiyi pozitife dönüştürmüş olursunuz. Üstelik gardırobunuza da hikayesi olan bir parça eklenmiş olur. Aynı şekilde siz de artık kullanmadığınız kıyafetleri ikinci el mağazalara vererek ya da online satarak atık olmalarını engelleyebilirsiniz.

30 KURALI

Bir şeyi satın almaya karar verdiniz. Şimdi kendinize sormanız gereken soru şu: Bunu en az 30 kez giyer miyim? Yanıtınız evet ise satın alın. Eğer tereddüte düşüyorsanız sepetinizden çıkarın, aldığınız rafa geri bırakın. Demek ki onsuz da yaşamaya devam edebilirsiniz. Bu konuyla ilgili motivasyon isterseniz True Cost filminin prodüktörü Livia Firth’ün oluşturduğu #30wears hashtag’ini takip edebilirsiniz.

TEKSTİL BİLGİNİZİ GELİŞTİRİN

Aldığınız materyali, üretim şeklini, dünyaya bıraktığı izi öğrenin. Pamuk ve polyester moda dünyasının en çok kullandığı iki kumaş türü. Pamuğu daha uzun yıllar kullanabiliyor olsanız da üretiminde çok ciddi miktarlarda su tüketiliyor. Bunların yerine geri dönüştürülmüş materyallerden üretilmiş tasarımları tercih edebilirsiniz.

D.I.Y

Bir dönemin popüleri Do It Yourself yani kendin yap akımı yeniden gündemde. Kes, biç, tamir et, yeniden kullan, ulaşamadığını kendin yap. İhtiyacın olandan fazlasını tüketmek yerine ihtiyacın kadarını üret.

GİYMEDİKLERİNİZDEN VAZGEÇİN

 Söylemesi kolay, yapması zor. Kıyafetlerle özellikle giyinmediklerimiz ama vermeye de kıyamadıklarımızla ciddi psikolojik bağlarımız var. Bize bir zamanlar sahip olduklarımızı, anılarımızı hatırlatıyorlar. Bu gibi nedenlerden kopamadığımız çokça parçayla dolu dolaplarımız. Belki küçük polaroidlerini çekerek anı defterinizde biriktirebilir ve giyinmeleri için başkalarına verebilirsiniz.

GARDIROP DEĞİŞİMİ YAPIN

İyi durumda, artık giyinmediğiniz 10 parçayı arkadaşınızla takas edin. Böylece tüketmeden gardırobunuzu yenileyeceksiniz.


YAŞAM ALANINDA SAKİNLİK

Bir spa’dan içeri girdiğinizde etrafta gereksiz hiçbir şey olmadığını görürsünüz. Tabii ki, herhangi bir Kuzey Avrupalının evinde de aynı durum söz konusu. Maksimal bir yaklaşıma sahip olabilirsiniz. Ve kalabalık sizi mutlu ediyor da olabilir. Fakat etrafta daha az dikkat dağıtıcı detay varken, zihninizin de daha az yorulduğunu bilin. Dolayısıyla kendinize ayıracak daha fazla vaktiniz kalır. Mimarlıkta minimalizm az malzeme kullanımı, kare ve dikdörtgen formların ön planda olmasıyla, yalın iç tasarımlarla eşanlamlı. Yalınlığın ve fonksiyonelliğin savunucusu Ludwig Mies Van der Rohe’nin dediği gibi; aslında az çoktur.


SADE VE TOPLU OLMAK ZİHNE FAYDALI

Etrafta görsel olarak dikkatinizi dağıtacak kalabalık olmadığı zaman zihin de daha sakin oluyor. Yaşam alanınızda yemek masanızda, çalışma masanızda, mutfak setinizde gerçekten işe yaramayan, sadece kalabalık yaratan bir şeyler varsa onları temizlemenin ve gözünüzün önünden kaldırmanın zamanı geldi. Kendinize şu soruyu sorun; o şey gerçekten gözünüze güzel görünüyor mu? Gerçekten burada durmasına ihtiyacım var mı?

 BAHAR TEMİZLİKLERİNİ BAHARLA KISITLAMAYIN

Sadece mevsim geçişlerinde değil, her ayın belli bir gününü evi arındırma günü olarak değerlendirin. Bir yeri olmayan fakat ortalıkta kalabalık yaratan küçük eşyaları toplayın. Onlar için kutular oluşturun. Kullanmadıklarınızı, gereksiz gördüklerinizi, yazmayan kalemleri kısacası artık işlevi olmayan her şeyi evinizden uzaklaştırın.

NEŞE VERİYOR MU?

Evdeki düzen söz konusu olunca akla ilk gelen Marie Kondo bir numaralı önerisini bir soru olarak yöneltiyor; size neşe veriyor mu? Evetse kalsın, hayırsa gitsin. Ve bu soruyu yanıtlamakta zorlanıyorsanız evinize bir başkasının gözünden bakmanızı tavsiye ediyor. Sizin için değerli olanlar gerçekten değerli mi yoksa onlarsız da yaşayabilir misiniz?

SADELEŞME KURALLARI

• Eve getirdiğiniz her parça için, evden bir parçaya veda edin.

• Sık sık kullandığınız fakat ortalıkta kalabalık yaratan küçük eşyaları saklamak için bir yer oluşturun.

• Satın almadan önce kendinize şunu sorun: Buna benzer bir parçaya zaten sahip misiniz? Ve onu gerçekten satın almak isteme sebebiniz nedir?


FARKINDALIKLA BESLENME

Farkındalık terimi hayatımızın her noktasına işlerken beslenme ve yeme alışkanlıklarımızı da etkiliyor. Farkındalıkla gelen sadeleşme süreci bu noktada da kendisini gösteriyor. Nedir farkındalıkla beslenmek? En başta ekolojik yaşama saygılı davranmak. Gıdamızın sorumluluğunu alarak; mevsiminde ve yerel ürünleri tercih etmek. Doğa dostu yöntemlerle tarım yapan çiftçileri desteklemek. İhtiyacımızdan fazlasını tüketmemek, tükettiğimiz zamanlarda da bir şekilde doğaya geri dönüşümüne katkıda bulunmak. Gerçekten doyduğunda durmak. Zihni bedene ve mideye entegre ederek beslenmek.


ACELE ETMEYİN

Öğünlerinizi tüketmek beş dakikadan kısa sürüyorsa, kendinize yavaş yemek yemek için zaman ayırın. Dünyanın en güvenilir beslenme uzmanları bir lokmayı minimum 20 kez çiğnememiz gerektiğini söylüyor. Çünkü sindirim ağızda başlıyor. Eğer siz yemeğinizi beş dakikada bitiriyorsanız muhtemelen çiğneme işlemini es geçiyorsunuz.

DİKKAT DAĞITICILARI ORTADAN KALDIRIN

Zihninizden binbir türlü düşünce geçerken, günün geri kalanını ve yapacağınız işleri planlarken mi yemek yiyorsunuz? Modern dünya insanının en büyük problemlerinden biri sizde de var. Otopilottan çıkarak tabağınızda bulunan tüm lezzetleri hissederek yiyebilir misiniz? Sadece 10-15 dakikanızı Doğa Ana’nın size sunduklarını fark ederek, ona minnetle beslenebilir misiniz? Şehir insanları burun kıvırabilir, ütopik bulabilir ama biraz pratikle bunu yaşam biçiminiz haline getirebilirsiniz. Ve o zaman göreceksiniz hayatınızdaki etkilerini.

DUYGULARINIZI FARK EDİN

 Yemek yedikten sonra kendinizi nasıl hissettiğinizi fark edin. Mutluluk, keyif gibi duygular mı açığa çıkıyor yoksa pişmanlık, stres gibi yorucu duygular mı? Peki ya bedeniniz nasıl hissediyor? Enerjik ve canlı mı yoksa uyuşuk ve uykulu mu? Bu duyguları fark ettiğinizde seçimleriniz de değişecek.

ETİKET OKUYUN

Mevsimsel ve doğal ürünler tüketmek önemli fakat hayatın gerçeği paketli gıdalar. En azından içerikleri öğrenerek ve aldığınız gıdanın paketini okuyarak bedeninizden içeri ne soktuğunuzu bilirsiniz. Unutmayın ki içindekiler kısmında çoktan aza doğru sıralama yapılır. Yani aldığınız çikolatanın içindekiler kısmında en başta şeker ve en sonda kakao yazıyorsa aslında siz gerçek çikolatadan çok farklı bir şey yemek üzeresiniz.




WELLNESS SADECE BİR TREND DEĞİLDİR

Bu kavram son yılların bir trendi olmaktan çok öte. Hayatınıza küçük wellness rutinlerini entegre ettiğinizde etkilerinin büyük olduğunu göreceksiniz. Ve bu bazen sadece evdeki herkesten önce uyanıp, günün koşturması başlamadan kendinizle baş başa kalmak kadar basit bir şey bile olabilir. Neredeyse 46 milyon kullanıma yaklaşan selfcare hashtag’i bu konunun önemi hakkında çok şey söylüyor aslında. Soru şu: farkındalıklı bir wellness rutini nasıl olur?


GÜNLÜK TUTUN

Ergenlik yıllarımızdan miras kalan bir alışkanlık meğer stres yönetimi yapmamızı, hayatımızın pozitif taraflarına odaklanmamızı ve genel anlamda zihinsel sağlığı elde etmemizi sağlıyormuş. Güne başlarken ya da günü sonlandırırken, birkaç cümle de olsa o günden beklentilerinizi ya da şükran duyduğunuz anları not alın. Küçük detaylar hayatı güzel kılar ve onların farkına vardıkça daha pozitif bir zihin elde edersiniz.

RUTİN OLUŞTURUN

Sadece kendi mental sağlığınız için yaptığınız, sizi rahatlatan rutinler oluşturun. Uyumadan önce yumuşak bir ışıkta kitap okumak gibi sıradan ya da her gün farklı bitkileri bir araya getirerek kendi harman çayınızı oluşturmak kadar deneysel de olabilir... Önemli olan tüm odağınızı gerçekten bulunduğunuz o ana verebilmek ve her gün bu ritüeli devam ettirmek.

KOZMETİKLERİNİZİ DÖNÜŞTÜRÜN

İçeriği temiz, ambalajı geri dönüştürülebilen, hayvanlar üzerinde test edilmeyen ürünlerle gerçekten daha az ve ihtiyacınız kadar tüketebilir misiniz? Üstelik bu temiz kozmetik ürünleri sayesinde cildinizdeki ya da saçlarınızdaki farkı da kısa zamanda göreceksiniz. Her konuda olduğu gibi bu konuya da ne kadar farkındalıkla yaklaştığınızı fark edebilir misiniz?

DİJİTAL MİNİMALİZM

Hangimiz saatlerimizi boş boş baş parmaklarımızı aşağı yukarı hareket ettirerek geçirmedik ki? Hangimiz birinin mükemmel görünen hayatına iç geçirirken kendi hayatımızı sorgulamadık ki? Hangimiz o link’ler diyarından ihtiyacımız olmayan şeyleri satın almadık ki? Hangimiz kitap okumak yerine saatlerini Instagram’da harcamadı ki? Bir aşk nefret ilişkisi gibidir sosyal medya. Hem şikayet ederiz, hem ondan vazgeçemeyiz. Peki ne yapmalı?

HAYATINIZA BİR ŞEY KATMAYAN HESAPLARDAN KURTULUN

Basit ve sizi rahatlatacak bir tavsiye: Takip ettiğim fakat zamanımı çalmaktan başka hiçbir işe yaramayan hesapları takipten çıkardıktan sonraki rahatlamayı gerçekten yaşamanızı isterim. Sanki dişlerinizi sıktığınızı, onları ancak gevşek bıraktığınızda gelen rahatlamayla fark edersiniz ya. Öyle hissettiriyor. Bazen farkında olmadığımız şekilde bizi yoran bu hesaplar sadece zamanımızı çalıyor. Çözüm: fark et ve takibi bırak.

DİJİTAL DETOKS

 Bir günlüğüne ya da eğer cesaretiniz varsa bir haftalığına sosyal medya detoksu yapmayı deneyin. Hatta daha da ileri gidip WhatsApp gibi uygulamaları da telefonunuzdan silin. Kendinize ne kadar çok boş zaman kaldığına şaşıracaksınız. Belki ilk aşamada kolay bir adımla başlayabilirsiniz: Sosyal medyayı açmadan önce 10 dakikalık bir alarm ya da geri sayım kurun ve alarm çaldığı zaman telefonu elinizden bırakın. Karşılığında ne bulacaksınız? Daha az stres, daha dengeli ve verimli bir iş hayatı, daha pozitif bir gün.


YAZI: SERLİ GAZER BOYACI 
FOTOĞRAFLAR: ALEXEY KISELEV,  ANDREW WOFFINDEN, THOMAS P AQUET, JOBE LAWRENSON, GETTY IMAGES TÜRKİYE 

ELLE Türkiye Mart 2021 sayısından alınmıştır.