SERENAY SARIKAYA'NIN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

“Bugünümü karşıma çıkan zorluklara borçluyum” diyen genç oyuncuyla en heyecanlı buluşmamız bu röportajda.

Bir kapak çekimi için daha ama bu defa moda fotoğrafçısı Koray Birand’ın profesyonel kurgusuyla şekillenen bambaşka bir Serenay Sarıkaya buluşması için Maltepe Kaykay Parkı’ndayız.

Tüm set ekibi ve kaykaycılar yerlerini aldıktan sonra Serenay  “sahne”ye tüm enerjisiyle çıkıyor ve sekiz derece soğuğa meydan okuyarak, “Parti başlasın!” diyor.

Gerçekten de, geri planda mükemmel ve çok titiz bir ön çalışmayı barındıran, tam bir parti havasında geçecek olan bir gün başlıyor. ELLE Türkiye’nin Serenay Sarıkaya’yla üçüncü buluşması bu. Ama şimdi bu sayfalarda tıpkı bir çocuk gibi kaykaycı gençlerle koşturan, sohbet eden, sahip olduğu çılgın ruh halini içinde bulunduğu atmosferin de etkisiyle tamamen özgür bırakan, bitmek bilmeyen enerjisiyle harika pozlar veren ve hep gülümseyen Serenay Sarıkaya’yla karşılaşacaksınız. Onun hakkında bir sürü şey okumuş, duymuş olabilirsiniz. Ben de okumuş ve duymuştum. Ama su gibi akan kelimelerinde, “İlk dizim ‘Limon Ağacı’ oldukça kısa sürdü. ‘Adanalı’da Yunanca konuşan bir Yunan kızını canlandırmak oyunculuğumu çok geliştirdi. ‘Lale Devri’ndeki Yeşim karakterinin karanlığını keşfetmek güzeldi. ‘Medcezir’deyse 20’li yaşlarımın doyasıya keyfini çıkardım” gibi aslında basit cümlelerinde, anlatırken ve belki de yüzüncü defa anlatırken, o anları sanki bir ilkmiş gibi heyecanla ve gözleri parıldayarak benimle tekrar yaşadığını, iliklerine kadar hissettiğini, inancını ve oyunculuk tutkusunu gördüm. Ve Serenay’la ilk defa tanıştım. Umarım siz de Serenay’ın kelimelerinin arasında gezinirken bu duyguları hisseder ve daha önce okuyup gördüğünüz Serenay’lara ve, ELLE Türkiye imzasıyla daha farklı bir genç kadını keşfederken, hayatınıza da bambaşka bir pencereden bakabilirsiniz. Sadece işini değil, işinden konuşmayı da seven, paylaştıkça size de enerji veren, belki de bildiğimiz şeyleri şiir gibi ve en önemlisi çok net, tüm gerçekliği ve basitliğiyle söyledikçe fark yaratan ve bu sebeple yüreğimizin en derinine dokunan bir genç kadın, Serenay Sarıkaya. “Oyunculuk geldi bana dokundu ve hayatım değişti, tıpkı ‘Fi’ dizisinde Can Manay’ın Duru’ya dokunup herkesin hayatını değiştirmesi, altüst etmesi gibi” diyor Serenay Sarıkaya. Genç oyuncunun da size hayatınıza bir köşesinden dokunup ilham vermesi, bu sayfaları okurken kendi hayatınızdan kesitler yakalamanız  dileğiyle...  ELLE: İki sezondur Puhu Tv’de yayımlanan, sizin de “Duru”  karakteriyle izleyici karşısına çıktığınız “Fi” dizisi final yapmaya hazırlanıyor. Bu kadar sevilen ve başarılı bir dizi neden final yapıyor?SERENAY SARIKAYA: İki sezon ve 22 bölümlük bir dizi yaparak finale gidiyoruz ki dijital için normal bir süreç. Zaten iki sezonluk tasarlanmıştı. Finali senaryo çalışması belirler. Yapımcılar ve senarist, hikayelerden böyle bir tasarım uygun gördüler ve sonunda dizi çok sevildi. Ama güzel bir haberim var: Başından sonuna bu diziye nasıl hazırlandığımızı gösteren, ilk günden bugüne çektiğimiz videolardan, oyuncuların ve ekibin konuşmalarından oluşan, Puhu Tv’de yayımlanacak “Fi Belgeseli”ni hazırladık. Bu işin bir belgeseli olması şarttı çünkü her şeyi ekipçe deneyerek keşfettik, tüm kuralları biz koyduk, dolayısıyla bu biricik süreci belgeselle anlatmak istedik. Dijitalin ilk ve en kuvvetli işlerinden biri oldu “Fi” ve bittiği için biz de üzgünüz elbette.  ELLE: Ulusal kanalda yayımlanan bir diziyle dijital platformdaki bir dizi için çalışmak arasında nasıl farklar var? S.S.: Oyuncusundan yönetmenine, yapımcısından set ekibine ilk defa tecrübe ettiğimiz bu yeni dünyanın bütün zorluklarını biz yaşadık. Alıştığımız klasik düzenden çok farklıydı. Belki bir nebze daha rahat çalıştık ama çok çalışmayı hiçbir zaman bırakmadık. Ancak bu şekilde, yeni şeyler deneyerek fark yaratabilirdik. Bizden sonrakiler daha rahat edecekler çünkü sistem oturmuş olacak. Mesela böyle riskli bir dijital işin bu kadar kuvvetli olabileceğini, dünyada örnekleri çok sevilse de, Türkiye’nin buna hazır olup olmadığını bilmiyorduk. Risk aldık ve çok şükür ki sesimizi duydular; verdiğimiz emeklerin karşılığını fazlasıyla aldık. Bu da bizler gibi fark yaratmaya çalışan herkes için bir umut oldu. “Fi”nin, hayatın olduğu gibi en sert halini göstermeyi seçmesi insanlara aldatılmadıklarını hissettirdi. Herkes kendinden bir şey buldu. Herkes kendi boşluğuna çekilmemek için birine tutundu. “BİRİ BİZE DOKUNUYOR VE...”ELLE: Dizide Duru, Deniz’le (Mehmet Günsür) aşk yaşarken karşısına Can Manay (Ozan Güven) çıkıyor ve hayatı değişiyor. Biraz da sizden, sizin yorumlarınızla dinleyelim “Fi”yi.S.S.: “Fi”ye dair beni heyecanlandıran en önemli şey, tüm karakterlerin ortak noktasının tutku olmasıydı. Ben de hayatımda ve mesleğimde tutkulu bir insanım.Bütün karakterler inandıkları şeye tutkuyla bağlılar ve bu sayede de birbirlerine bağlanıyorlar. Duru’nun tutkusu sanat ve sahne, Deniz’inki müzik, Can’ınsa bambaşka... Hepsi de eksik oldukları yönlerden birbirlerine benziyor ve birbirlerini çekiyorlar aslında. Kimse kimsenin hayatına tesadüfen girmez. Kimse sebepsiz yere o kişi olmaz. Her ne oluyorsa bizi bir yerden bir yere taşımak, doğru yolumuzu bulmak için oluyor. İşte biz tüm bunları işlemeye çalıştık. Her şey yolunda ve olması gerektiği gibi gözükürken birinin gelip hayatımıza dokunmasıyla tüm bildiklerimizi nasıl unutabileceğimizi, değişimin ve dönüşümün hiç bitmediğini anlatmaya çalıştık. Cevapların ve suçun dışarıda değil, insanın kendisinde olduğuna vurgu yaptık. Anlamlı bir sorgulama ve bütün karakterlerin kendini bulma hikayesi aslında bu. Bu yüzden bu işi çok seviyorum... ELLE: Duru bu hikayede nasıl tercihler yaptı? S.S.: Tercih yapamadı Duru, sadece tercihe mecbur bırakıldı çünkü kendi gücünün ve olduğu yerin farkında değildi. Anne baba sevgisi olmadan büyüdüğü için temel taşları sarsıntıda ve dolayısıyla ciddi bir özgüven problemi var. İşte Can Manay tam bu sırada devreye girdi. Duru’ya sahip olduğu gücü gösterdi. Hatta bir ayna oldu. Ardından manipülasyonlarla Duru gücünü kötüye kullanmayı öğrendi. Onu farklı kılan yeteneğini değil, gücünü kullanarak var olmayı denedi. Bambaşka yaraları ve travmaları olan Can onu kendi fanusuna hapsetmek isterken Duru o fanusa hapsedildikten sonra özgürlüğünün elinden alındığını ama aslında Deniz’leyken de özgür olmadığını fark etti. Dilerim Duru her şeyin sonunda kendine kavuşur... ELLE: İnsanın bir tür kendini bilme ve tanıma yolu... Peki siz ne yapardınız? S.S.: Ben ikisini de tercih etmezdim çünkü ikisi de henüz kendi yolculuklarını tamamlamamışlar. İnsan kendi yolculuğunu tamamlamadan başka birinin hayatına dahil olunca onun da hayatına müdahale etmiş ve onu da yıpratmış oluyor. İnsanın kendi derdini halletmeden başkasının hayatına girmesini çok bencilce buluyorum. ELLE: Güzel bir şey söylediniz. “Kişinin hayatına biri dokununca her şey değişiyor” dediniz. Oyunculuk da size öyle bir dokundu ki hayatınız bambaşka bir yola girdi, değil mi? S.S.: Aslında tesadüf oldu. İçten içe görsel bir şeyler yapmak istiyordum ama bunun ne olduğunu bilmiyordum. Antalya’da bir film çekildiğini öğrendim, bir şekilde aranılan role uygun görüldüm ve kendimi o sete atar atmaz bu meslekten başka bir şey yapamayacağımı anladım. Tutkumu bulmuştum. “HEP DAHA İYİSİNİ HEDEFLEDİM!”ELLE: Sonra neler oldu? S.S.: İstanbul’a  davet ettiler. Birkaç iş vardı ve sürekli Antalya-İstanbul arası mekik dokumam gerekiyordu. Ben tüm bu gidip gelmeleri, 15 yaşımda tek başıma yapıyordum. Sonunda bu meslekte bir geleceğim olabileceğine ben de onlar da ikna olduğunda kararımı vermiştim. Annemle birlikte her şeyi Antalya’da bırakıp, bir hafta içinde, yepyeni bir hayat kurmak üzere İstanbul’a taşındık. ELLE: Ve oyunculuk kariyeriniz başladı. Bu işin eğitimini almadan setlerle haşır neşir oldunuz. Zorlandınız mı?S.S.: En büyük avantajım küçük yaşta başlamamdı. Sette edindiğim tecrübe ve bilgiyi hiçbir okulda öğrenemezdim. Şansıma çok değerli insanlarla çalıştım, sürekli takip etmeye, seti öğrenmeye, kendimi geliştirmeye ve hep daha iyisi olmaya gayret ettim. Ben asla tamamlanmışlık duygusu yaşamam, hep daha iyisini hedeflerim. ELLE: Bu süreçte zor günler yaşadığınızı ama annenizin her seferinde sizi cesaretlendirdiğini okudum. Sizi en çok yıldıran neydi ve sonra nasıl ayağa kalktınız? S.S.: İki kadın hiç bilmediğimiz bir şehirde sıfırdan var olmaya çalıştık. Uzun bir zaman işler yolunda gitmedi, annem hemen iş bulamadı ve İstanbul’da yaşamak hiç kolay değildi. Başlarda benim de ayakları yere basan bir kariyerim yoktu ve İstanbul’da kalıp kalamayacağımızı bilmiyorduk. Elbette umutsuzluğa kapıldığımız, kendimizi çaresiz hissettiğimiz zamanlar oldu. ELLE: Ama inancınızla başardınız.S.S.: Evet annem bana çok inandı, ben de başarabileceğime inanıyordum. En önemlisi de sebat ettim. Bir de hep tuttuğunu düşündüğüm bir formülüm var: Öncelikle gerçekleşmesini istediğiniz amaç ve hayal doğrultusunda elinizden geleni yapın, yani hiçbir şeyi şansa bırakmayın. Gerçekten üzerinize düşen her şeyi yaptığınıza inanıyorsanız işte o zaman, “Tamam, şimdi hayalimi sana teslim ediyorum, sana güveniyorum ey şans” diyebilirsiniz. O bekleme sürecini de sabırsızlanmadan, sebat ederek geçirebiliyorsanız zaten evren sizin sabrınıza müteşekkir olarak her şeyi sunuyor. O süreç kişinin gelişme sürecine işaret ediyor ve ona izin vermek gerekiyor. Başka bir deyişle siz o şansı almaya hazırsanız o size zaten geliyor, hazır değilseniz de sizi oraya hazırlamak için her şeyi yapıyor. Yani aslında yine isteklerimiz doğrultusunda çalışıyor. Ben sabrettim, bir gün her şeyin benim için çok iyi olacağını biliyordum. “HIRSLI DEĞİLİM AMA TUTKULU BİR İNSANIM”ELLE: Şu anda bulunduğunuz yerde olmanızı çalışkanlığa ve şansa borçlusunuz.S.S.: Hayatımda karşıma çıkan tüm zorluklara borçluyum. Birileri ya da bir şeyler iyi ki beni zorlamış ve bugün bu insan olabilmişim. ELLE: Peki sizin yükseliş hikayenizde hırsın yeri nedir?S.S.: Hırs bana negatif bir duygu çağrıştırıyor. Ben hırslı değilim ama tutkulu bir insanım. ELLE: En son “Fi” dizisinde başarılı performansınızla kariyerinizi sağlamlaştırdınız. Şimdiye kadar hep yükselişteydiniz. Bundan sonra da ibreyi yüksekte tutmak için ne yapacaksınız? Düşmekten korkuyor musunuz? S.S.: Evet “Fi” artık kariyerimde ve hayatımda olgunlaştığım bir dönemin ilk basamağı gibi. Doğru, başlarda oldukça kaygılıydım ve bulunduğum yeri korumak için kendimi çok fazla yıpratıyordum. Ama sonra anladım ki her şeyinizi ortaya koyup çok inandığınızda o iş zaten çok iyi oluyor. Kısaca ışık görüyorsam, başarıya ulaşmak için herkesi peşimden sürüklerim. Yüreğimi koyamayacağım bir şeye de girişmiyorum artık. “Fi”de de böyle gelişti olaylar. Ortada hiçbir şey yoktu. Sadece kitap vardı, “Var mısın?” dediler. Varım dedim ve muhteşem serüven başladı. ELLE: Şöhretle aranız nasıl? S.S.: Aslında işin şöhret kısmıyla ilgilenmedim ama belli bir yere ulaşınca şöhret olmanın tüm zorlukları da beraberinde geliyor. Gülü seven dikenine katlanır misali... Ancak ciddi bir baskı ve sıkışmışlık hissi yarattığı kesin. Kimse halden anlamıyor. Kimse olduğun gibi olmanın önemini kavrayamıyor. Hep birileriyle,  bir şeylerle rekabet ve kıyaslanma içindesin, tercih etsen de etmesen de. Kullanmadığın cümleler çok rahatlıkla sen söylemişsin gibi yazılıp çiziliyor. Hiç olmadığın biri gibi gösteriliyorsun ve işin kötüsü bundan kaçış yok. Yeniden yalan yanlış yazılmasın diye susmayı tercih ediyorsun, bu sefer de agresif, antipatik oluyorsun. Formülünü hala bulan yok. Berrak Tüzünataç’ın tam da bu konuyla ilgili söylediği harika bir cümle var, onu paylaşmak isterim: “Basının kelimelerini seçerken toplum üzerindeki etkisinin sorumluluğunu unutmaması gerekir.” Değişim böyle başlar. Toplumda bireyler arası saygı bu şekilde gelişebilir. Bu gücü doğru kullanmayı seçebilmeleri dileğiyle. Bense daha korunaklı, daha kendi içimde yaşamaya çalışıyorum. Tüm bunlardan en az zararla çıkabilmek için...ELLE: Bütün bu süreç size neler öğretti? S.S.: Çok şey ve her gün de öğretmeye devam ediyor. Oyunculuk çok şey getirdiği gibi götüren de bir meslek ve kişi bazen kendini unutup özünü kaybedebiliyor. Bambaşka karakterler canlandırırken insanlar sizi öyle görüyor ve bir süre sonra siz de kaybolabiliyorsunuz. Kendinizi gerçeklikte, anda tutabilmek zor. Ben bu dengeyi korumak için uğraşıyorum. ELLE: “Fi” dizisi bitti. Bundan sonra neler olacak hayatınızda?  S.S.: Duru’yu çok özleyeceğim... Şimdi yeniden bir karaktere aşık oluncaya kadar hayatımda bir boşluk var ve bu çok güzel bir şey. Bir tatili hak ettim sanırım, birkaç ay buralarda olmamayı planlıyorum. Yaz için senaryosu yazım aşamasında olan bir film var ama henüz net değil. Bu süre zarfında Kamboçya, Vietnam ve Meksika gibi hiç görmediğim yerlere gitmek, yeni keşifler yapmak istiyorum. SERENAY’IN DÜNYASI • “Çok duygusal bir insanım, reklamlara bile ağlamışımdır. Sevdiğim insanlara zarar gelirse ve yanlış anlaşılırsam üzülürüm. • İnsanın kendini anlatması zor. Eğlenmeyi severim, Gülmek için fırsat kollarım, severim gülmeyi. Küsmeyi de küseni de sevmem. Birine kızarım ama kızdığımı unuturum. • Erken uyanmayı sevmem, gece insanıyım. Gecenin yaratıcılığımın arttığı bir zaman dilimi olduğuna inanıyorum. Müzik dinler, bir şeyler yazarım. • İki tane köpeğim var; onlarla vakit geçirmeye bayılıyorum. Evcimenim, evde misafir ağırlamayı, sohbet etmeyi seviyorum. • Bir dönem ok atıyordum, şimdi bıraktım ve çok özledim. Günübirlik de olsa kafa dağıtmak için bir yerlere kaçmak ve seyahat etmek hoşuma gidiyor.• Gelecekle ilgili, olmasını istediğim her şeyi, tüm dileklerimi bir deftere yazıyorum. Günlük değil bu, düz yazı da değil. Bazen bir kelimeyi, gerçekleşmesini istediğim bir şeyi sayfalarca yazıyorum. Ya da istediğim bir şeyin resmini çiziyorum. Bir şeyi somutlaştırdığınız zaman evren onu mesaj olarak algılamak ve harekete geçirmek zorunda. Hem istiyorum hem çalışıyorum hem de bekliyorum. Böyle bir sistem geliştirdim ve benim için işe yarıyor. • İyi beslenirim, sporumu aksatmam. Büyük salon sporları değil, bireysel yapabileceğim spor dallarıyla ilgilenmeyi seviyorum.• Şu sıralar ‘Fi’yle ilgili, son bölümde çekilecek bir dans gösterisi hazırlığındayım. Koreografisine Beyhan Murphy’nin imza attığı bu modern dansın provalarına gidip geliyorum.”SERENAY, KEREM BÜRSİN VE AŞK...• “Aşk her anlamda insanı güzelleştiren, daha iyi bir insan olmak için bir sürü sebep veren bir duygu. Bir birliktelikte birbirine ilham vermek, paylaşmak, öğrenmek, birbirini yüceltebilmek ve birlikte yükselebilmek çok önemli. Ben bu konuda çok şanslı olduğuma inanıyorum. Biz Kerem’le (Bürsin) bu kadar zor bir sektörde bunu çok iyi becerebildik.• Birbirimizi eleştirmek konusunda da oldukça dürüst ve netiz. Bir gün aynı projede rol almayı ikimiz de çok isteriz.• Birlikte çok fazla film ve dizi izliyor, yeni yerler görmeyi çok seviyoruz.• Her ilişki kişiyi değiştirir, ben de mutlaka Kerem’le değişmişimdir. Birlikte pek çok şey yaşadık. Öncelikle bana bir kadın olarak kendimi çok değerli hissettirdi. Bunun için ona teşekkür ederim. Önceliklerimin farkına varmama sebep oldu, telaşımı, paniğimi azalttı.”RÖPORTAJ: SELİN MİLOŞYAN 
FOTOĞRAFLAR: KORAY BİRAND 
STYLING: MELİS AĞAZATELLE MART SAYISINDAN ALINMIŞTIR..