BİRTAKIM TATLI FİKİRLER, YARATICI İŞLER

Şu sıralar New York’ta grafik ve marka tasarım çalışmalarına devam eden Ekin Ergök’le “minimal görünümlü & maksimal anlatımlı” diye özetlediği tasarım anlayışını ve onun izdüşümlerini konuştuk.

Çocukluğunda ilk defa grafik tasarım okuma fikrine kapılma hikayesi oldukça ilginç: “Aslında her şey sokakta gördüğüm reklam panolarındaki yazı aralıklarının (grafik deyimiyle “kerning”) düzgün olmadığını fark etmem ile başladı. Çevremdeki çoğu insana bu rahatsızlığımdan bahsettiğimde pek anlaşılmadığımı fark ettim. Genelde bana bu konuyu çok abarttığımı söylüyorlardı. İlk defa grafik tasarım okuma fikrine de bu şekilde kapıldım. Fakat Mimar Sinan grafik bölümünden mezun olduktan sonra değişen tek şey; sokakta gördüğüm reklam panolarından artık çok daha fazla rahatsızlık duymam oldu.”

Şimdilerde New York’ta Zazzy’s Pizza ve Lily Brown’s adlı mekanların marka tasarımlarını yapan ve kreatif direktörlüğünü yürüten, Teşvikiye’deki UNION 22’nin kurucusu ve tasarımcısı Ekin Ergök’le yaratıcı işlerinden sanata olan bakış açısına, ilham kaynaklarından projelerine uzanan kısa bir yolculuğa çıktık.

Selin Miloşyan: İngiltere ve İtalya’da aldığın sanat eğitimleri sana nasıl bir bakış açısı kattı, sanat ve tasarıma dair? 

Ekin Ergök: İngiltere Wellington College’da İngilizce ve çizim üzerine, İtalya’da ise Floransa’daki Palazzo Spinelli’de sanat tarihi ve restorasyon üzerine eğitim aldım. İkisi de şimdilerde yaptığım grafik çalışmalarıma çok şey kattı diyebilirim. Bu yüzden de basit grafik elementler ile ağır sanatsal imgeleri birleştirmeyi çok seviyorum. Şimdilerde yaptığım birçok işte bunu görebilirsiniz. Mesela New York’da açılacak “Lily Brown’s”a yaptığım marka tasarımı çalışmaları, klasik sanat öğelerini ve grafik tasarımı birlikte kullandığım bir çalışmaydı.

S.M: O halde sanatın tasarım anlayışını etkilediğini söyleyebilir miyiz? Sanat ve tasarım arasındaki ilişkiyi nasıl dile getirirsin? 

E.E: Bence tasarım ve sanat birbiriyle sürekli etkileşim içerisinde. Tasarım kurallarının ve sanatın özgürleşmesi, tasarım ve sanatın bazı durumlarda neredeyse birbirinden ayırt edilemeyecek duruma gelmesini sağladı. Fakat hala bu iki pratiği birbirinden ayıran en önemli noktanın tasarımda tekniğin, sanatta ise kişisel ifadenin daha ağır basması olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple sanat da tasarım da birbiri olmadan var olabilir.

S.M: Senin tasarım anlayışının, işlerini nasıl etkilediğini anlatır mısın? Kısaca Ekin Ergök işlerinin alameti farikaları nedir?

E.E: Öncelikle Alametifarika benim ilk grafik tasarımcı olarak stajımı tamamladığım yer. Tasarım anlayışımı şöyle özetleyebilirim: Minimal görünümlü & maksimal anlatımlı. Bu da genelde işlerimdeki alameti farikaların romantik ama köşeli, sade ama abartılı ve farklı tonlarda siyahlar ile kontrast renkler içermesini sağlıyor.

S.M:  Joonbug ve MotaWord ile nasıl işler yaptın? 

E.E: İkisinde de kreatif direktör olarak çalıştım. Joonbug’da çalıştığım süre boyunca yaklaşık 500’ün üzerinde parti ve organizasyon afişi tasarlamış olabilirim. MotaWord’de ise daha çok web tabanlı grafik çalışmaları yaptım. Dünyanın her yerinden, her dili konuşan ve hiç durmadan çalışan çok profesyonel bir ekibe sahip MotaWord. Bana özellikle çalışma düzeni ve profesyonellik bakımından çok şey kattı. 

S.M: Zazzy's Pizza, Lily Brown's, Hidden Lane ve Guastavino's Rosé Garden gibi mekanların marka tasarımını yapmışsın. Buralara bakınca hangi detaylar bu mekanların Ekin Ergök imzalı olduğunu ele veriyor?

E.E: Grafik işlerimde genelde deforme olmuş font tasarımı çok fazla uyguluyorum, bu bir şekilde imzam oldu. Yaptığım marka tasarımlarında da bunu çokça görebilirsiniz.

 S.M:  İlham kaynakların neler? 

E.E: Etrafımda gördüğüm ve hissettiğim her şey.

S.M: Şu anda kafanda hangi fikirler uçuşuyor? 

E.E: Açıkçası şu sıralar kafamda çok uzun zamandır yapmak istediğim tatil fikri uçuşuyor.

S.M: En etkilendiğin sanat ve tasarım eserlerini yaz desem...

E.E: İlk gördüğüm andan beri etkilendiğim sanat eseri Laocoön ve Oğulları heykeli, tasarım eseri ise Peter Saville’in Kraftwerk için yaptığı Autobahn tasarımı.

S.M:  Her daim severek takip ettiğin sanatçıları yazar mısın?

 E.E: David Choe, Robert Nava ve James Jean.

S.M: Dünyadaki hangi tasarım müzesinde kaybolmak ve oradan bir daha hiç çıkmamak isterdin?

E.E: New York’taki Dia Beacon’i çok severim ama bir noktada çıkmak isterim sanırım.

S.M: Şu sıralar üstünde çalıştığın işler ve projelerin neler? 

E.E: Şu sıralar Mahnattan Upper East Side’da açılacak yeni bir mekanın marka tasarım işlerini yapıyorum. Öncekilerden çok farklı bir iş olacak, bu konuda çok heyecanlıyım.

S.M: Başucu kitabınız...

E.E: Michael Ende, Bitmeyecek Öykü.

Yazı: Selin Miloşyan