Gözlerinizi kapatıp uzanıyorsunuz ve bu kez sizden hiçbir şey beklenmiyor. Doğru nefes almak, zihninizi boşaltmak ya da bir hareketi kusursuz yapmak zorunda değilsiniz. Ses banyosu, sürekli bir şeyleri yetiştirmeye çalıştığımız günlerin içinde, yalnızca dinlemeye ayrılmış bir zaman sunuyor. Gongların ve kaselerin sesleri eşliğinde geçen bu sürede kimi uykuya dalıyor, kimi duygulanıyor, kimi de zihninin hâlâ ne kadar meşgul olduğunu fark ediyor. Peki, bu deneyime hangi beklentilerle yaklaşmalı, “şifa” sözcüğünü nasıl yorumlamalıyız? Zeynep Kemaloğlu Kaya cevaplıyor.
Öncelikle sormak istiyorum, ses banyosunu hiç deneyimlememiş birine nasıl anlatırsınız? Bir seansa geldiğinde onu nasıl bir deneyim bekliyor?
Ses banyosunu, katılımcıdan hiçbir eylem, çaba ya da teknik beklemeyen, teslimiyete dayalı bir meditasyon yolculuğu olarak özetleyebilirim. Çoğunlukla 25 ila 50 dakika aralığında, katılımcıların uzanarak katıldığı bu deneyimde, farklı enstrümanlar ve alanın o an parçası olan tüm titreşimlerle birlikte örülen canlı bir ses küresi yaratılır. Seansta önceden yazılmış, belirli bir duyguyu dikte eden bir besteden ziyade, belirli teknikler ve tema tasarımı çerçevesinde ham sesler çıkaran esntrümanlarımızı doğaçlama, kesintisiz ve canlı çalarız. Kişiyi bekleyen şey; kulakların ötesinde, tüm hücreleriyle hissedeceği bütüncül bir rezonanstır. Derin gevşemeyle birlikte beyin dalgaları yavaşlayarak beta'dan alfa ve theta seviyelerine geriler. Zaman ve mekân algısının büküldüğü, uykuyla uyanıklık arasındaki o büyülü eşikte, herkes kendi güncel yaşamının, beslenmesinin ve zihinsel yükünün yansımasını deneyimler. Bu yüzden seans bittiğinde asıl şifalı soru şudur: "Bugün bu alanda yaşadıklarım, şu anki içsel dünyama dair bana neyi aynalıyor olabilir?"
Peki, sizi sesle çalışmaya yönelten ne oldu?
Aslında seslerle çalışmayı hiç planlamamıştım. Jungçu bir psikanalist baba ve psikiyatrist bir annenin kızı olarak büyüdüm; küçüklüğümden beri ADHD hayatımın bir parçasıydı ve profesyonel ritmik jimnastiği bıraktıktan sonra dikkatimi toplamak ve sinir sistemimi dengelemekle ilgili zorlukları daha belirgin yaşamaya başladım. Yolum yogaya çıktı, 2017’de ZK Studio’yu kurdum ve uzun süre asıl çalışma alanım yoga oldu. 2019’da Mısır çöllerinde beş günlük bir ses terapisi inzivasına katıldığımda ise sesle ilk kez gerçekten karşılaştım. Çok terapi almış, yıllardır yoga pratiğinde biri olarak, sesin bende başka hiçbir şeyin temas etmediği bir yere temas ettiğini fark ettim. Sanırım bir “overachiever” olarak bana en iyi gelen şey ne bir performans göstermem ne de bir şeyi anlamaya ya da çözmeye çalışmam gerekmemesiydi; yalnızca orada olmak yetiyordu. Sonrasında enstrümanlar hayatıma yavaş yavaş girdi; önce yoga pratiklerinin sonunda savasanada çalmaya başladım. Sevdikçe, eğitimini alıp kamplarda ve inzivalarda ses banyoları vermeye başladım. Geçen yedi yıl içinde meditasyon ve sinir bilimi üzerine eğitimler, inzivalar ve kendi pratiğimle derinleştikçe ses, fark etmeden çalışmalarımın baş köşesine yerleşti.
Bir katılımcının ağlaması, gülmesi ya da uyuyakalması dışarıdan çarpıcı görünebilir. Siz bu tepkileri nasıl yorumluyorsunuz?
Dışarıdan bakıldığında bu tepkiler dramatik veya şaşırtıcı gelebilir ancak sinir sistemi mekanizması açısından son derece doğal ve biyolojik bir salınım (release) sürecidir. Seansın başında mırıldanma (humming) ve nefes gibi hazırlıklarla vagus sinirini uyararak parasempatik sinir sistemini aktif hale getiriyoruz. Beden "savaş ya da kaç" modundan çıkıp "dinlen ve onar" evresine geçtiğinde, Tibet kaseleri, kristal kaseler veya gongların yaydığı ritmik titreşimlerle derin bir güven alanı bulur. Yıllardır bastırılmış, fasyada veya kaslarda kilitli kalmış kronik gerginlikler ve duygusal yükler, sinir sisteminin bu gevşeme anını fırsat bilmesiyle serbest kalır. Uyuyakalmak zihnin kendini tamamen güvende hissedip teslim etmesidir; ağlamak veya aniden gülmek ise bedenin kendi kendini regüle etme yani fazla enerjiyi tahliye etme yöntemidir. Biz bu tepkileri bedenin zaten sahip olduğu muazzam kendi kendini iyileştirme ve dengeleme kapasitesinin uyanışı olarak okuyoruz.
“Sound healing”deki healing sözcüğü oldukça büyük bir vaat taşıyor. Siz bu sözcüğü hangi anlamda kullanıyorsunuz? Bir katılımcının ses banyosundan beklememesi gereken şey nedir?
Kesinlikle katılıyorum; hatta bu yüzden kendi açtığım alanlarda özellikle 'healing' yerine 'sound bath (ses banyosu) başlığını kullanmayı tercih ediyorum. Buradaki "şifa" (healing) kelimesini, sihirli bir değnek veya dışarıdan bedene enjekte edilen gizemli bir güç olarak yansıtmamak önemli. Benim için buradaki en kıymetli anlam; bedene dışarıdan bir şey eklemekten ziyade, onun fabrika ayarlarında zaten var olan dinlenme, onarım ve hizalanma hafızasını ona yeniden hatırlatmaktır. Enstrümanlar sadece bu hatırlatmayı kolaylaştıran araçlardır. Bir katılımcının ses banyosundan kesinlikle beklememesi gereken şey; tek bir seansla tüm hayatının kökten değişeceği ya da zihninin tamamen "formatlanacağı" gibi gerçek dışı beklentilerdir. "Mutlaka transa geçmeliyim" veya "kesinlikle ağlamalıyım" gibi katı beklentiler, kişiyi deneyimin merkezinde değil, tamamen zihinde ve performansta tutar. Ses banyosu tıbbi bir tedavi veya doğrusal bir mucize değil; kişinin kendi bilinçdışına merakla, şefkatle ve esneklikle yaklaşabildiği teropötik bir keşif alanıdır.
Birkaç saatliğine her şeyi geride bırakma hissi çok çekici. Katılımcı seansın ardından bildiği hayatına döndüğünde, o deneyimden yanında gerçekçi olarak ne götürebilir?
Katılımcı günlük hayatına döndüğünde, yanında götüreceği en gerçekçi ve değerli kazanım, kendi içinde durabilme ve dinlenebilme kapasitesine dair uyanan bir hafızadır aslında. Sinir sistemimiz tıpkı diğer kaslarımız gibi tekrar eden pratiklerle öğrenir. Seansta deneyimlenen o alfa-theta aralığı, kişiye kaosun ortasında bile kendi içine dönüp o sessizlik ve mevcudiyet alanını bulabileceğini gösterir. Ek olarak sesin evrenselliği sayesinde, yetişkinlikte kaybettiğimiz o ham, yargısız ifade alanını hatırlarız. Günlük hayatta sadece toplumun onayladığı kelimelerle zihinsel anlamlar yaratmaya çalışırken, bu deneyim bize kendi doğanın, sesimizin ve nefesimizin gücünü verir. Seans sonrasında hisleri gözlemlemek, birkaç satır yazmak bu farkındalığı kalıcı kılar. Kişi evine döndüğünde, gün içinde sadece 5-10 nefes boyunca dudaklarını kapatıp "hmmm" sesi çıkararak (humming) bile o parasempatik alanı kendi kendine yaratabileceğini, şifanın kendi titreşiminde saklı olduğunun farkındalığını taşıyabilir.