İKTİDAR KISKACINDAKİ KADIN

Kadınları evle özdeşleştiren düzenlemeleri bir de bizden dinleyin.

Kadınları evle özdeşleştiren ve onları iş yaşamından uzaklaştırıp eve kapatan düzenlemelerle sık karşılaşır olduk. Başbakan Davutoğlu'nun hazırlayıp paketlediği “Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı” ve sosyal güvenlik reformu ne yazık ki kadınları sosyal hayattan kopartacak nitelikte. Kadınların özgürlüklerini korumak için birlik olup ve mücadele etmeleri gerekmiyor mu sizce de? — SELİN MİLOŞYAN, İLLÜSTRASYON: MERAL ERDOĞAN

Gün geçmiyor ki Türkiye gündemi kadınlarla ilgili tartışma yaratacak yepyeni bir söylem, yasa teklifi ya da paketle sarsılmasın. Genel Başkanı'nın “kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum” dediği bir partinin 13 yıldır iktidarda olduğu Türkiye'de kadınlar, ama özellikle bedenleri, hala politika malzemesi. Kadına başlarda en az üç çocuk, şimdilerde beş çocuk doğurma görevi vererek onu eş ve annelik görevlerine hapseden bir Başbakan gördü bu ülke. Aynı Başbakan'ın “kürtaj cinayettir” açıklamasının ardından yapılan kürtajı yasaklayan yasal düzenleme tepkiler sonucu askıya alınsa da bugün devlet hastanelerinde 10 haftaya kadar tanınan kürtaj hakkının ihlal edildiğini biliyoruz. “Dekolte giyen kadın, tecavüzcü kadar sorumludur ve tecavüzcü yarı oranında cezalandırılmalıdır” gibi yasa tekliflerine uyandı bu ülke. Kadın bedenini her türlü şerrin müsebbibi olarak gören zihniyet, “kadın ahlaklı olsun, kürtaj yaptırmak zorunda kalmasın” dedi. Kadının ahlaklısı, evde oturan, çocuğuna, (pardon çocuklarına) bakan, eşinin her ihtiyacını karşılayan kadın değil de neydi? Bu kadın, tıpkı Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun buyurduğu üzere, “annelik dışında başka bir kariyeri merkeze almayan”, tıpkı Müezzinoğlu'nun ziyareti sırasında, doğumdan hemen sonra bile “mahremini” sadece gözlerinin seçilebildiği siyah çarşafının ardına gizleyebilen, 2015'in ilk bebeği, ailesininse üçüncü evladı Meryem Azra'nın annesi gibi olan kadındı.

Sosyal güvenlik reformu olarak “yutturulmaya” çalışılan 5510 sayılı Yasa ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun 8 Ocak'ta müjdelediği “Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı”, kadının işgücüne katılımına set vururken tam da yaratılmak (ya da yok edilmek) istenen kadın profiline gönderme yapıyor derinden ve sessizce... Peki ama neden kadınlardan bu derece korkar iktidarlar?

KADIN BEDENİ ÇOK AMA ÇOK “TEHLİKELİ”
“Ak Parti”nin doğurganlığı teşvik eden nüfus politikalarının ve cinsiyetçi söyleminin ardında ataerkil düzeni güçlendirme arzusunun yanı sıra kadına ve kadın bedenine duyulan korkuyu okumakta fayda var. Bu korku, İslam toplumunun kadına biçtiği rolle yakından ilintili. İslami anlayışa göre kadın iç mekana, “harim”e, yani yasak mekana aittir ve bu mekansal bölünmeye göre, kadın aile içinde var olabilir. Kamusal güç ve iktidarın damga vurduğu erkeklerin alanına çıktığındaysa cinsiyet ayrımına dayanan bu dengeyi, bedenine yüklenen “fitne yaratma” özelliğiyle bozabilir. Dolayısıyla “içeride, “ev”de, “mahrem”de kalması tercih edilir. Fatmagül Berktay'ın “Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın” kitabında altını çizdiği gibi, “İslami kültürde kadının bedenle ve bedensel arzuyla özdeşleştirilerek ‘fitne' yaratma özelliğinin bulunduğunun varsayılması, onun toplumsal olarak denetlenmesini” şart koşar. Tam da bu inanç doğrultusunda hareket eden iktidar, kadını, Fransız sosyolog Fatima Mernissi'nin sözleriyle “denetlenemez tutkularla özdeşleştirilen kadın”ı kontrol altına almak, onun “dışarıda”, örneğin iş hayatında oluşturabileceği tehlikenin önünü kesmek için çeşitli yasa teklifleri ve paketlere başvurur.

“KIZLI - ERKEKLİ” ÇALIŞMAK MI?
Başbakan Davutoğlu'nun 8 Ocak günü kadınlara büyük bir armağan gibi sunduğu “Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı”, kadınlara, çocukları beş buçuk yaşına gelene kadar kısmi çalışma hakkı getirirken, her bir çocuk için ek izinler ve yarı zamanlı çalışma imkanı tanıyor. Öncelikle işverenlerin böylesi bir yasal düzenlemeye karşı tedbir alacaklarını, kadın çalışanların sayısını azaltmaya gideceklerini, kadınların yarım gün çalışma nedeniyle kariyerlerinde daha az yu¨kseleceklerini, işten uzaklaşacaklarını öngörmek için dahi olmaya gerek yok. “Annelik asıl kariyerdir” açıklamasının arkasından gelen bu “anneliği teşvik paketi”, kadını evle özdeşleştiren, onu çalışma hayatından koparmak isteyen düşünce anlayışının türevi. Tecavüzü bile ehlileştiren, kadın bedenini tehlikeli varsayan anlayış ve devamında cinslerin özgürce bir arada bulunmasının tehlikeli olduğuna dair inanç körüklüyor elbette bu paketi. Kadın iş hayatından, erkeklerle yan yana olabileceği mekanlardan uzaklaştırılarak hem cinslerin tecridi ilkesi sağlanıyor hem de kadın bedeninin arz ettiği “tehlike”nin önü kesilmiş oluyor. “Kızlı-erkekli aynı evde ne yapıyorlar?” diyen eski Başbakan'dan sonra Davutoğlu böylece bu paketle, “Kızlı-erkekli aynı işyerinde ne yapıyorlar?” diye soranlara uygun bir yanıt bulmuşa benziyor. Aralık 2014'teki 19'uncu Eğitim Şurası'nda kızlı-erkekli eğitime karşı olduğunu vurgulayan hükümetin sendikası Eğitim Bir-Sen'in karma eğitimi yasaklaması yönündeki teklifi kabul bulmasa da, tecrit ilkesinin ülkemizde okullarda bile uygulanmak istendiğini gösteriyor ne yazık ki.

DUL KADINLAR HAYDİ EVE!
Kadınların planlı programlı şekilde son yıllarda iş hayatından nasıl koparıldığına tanıklık ederken sosyal gu¨venlik reformu olarak sunulan 5510 sayılı Yasa'yı da göz ardı etmemek gerekir. Kadınların pek çok hakkını elinden alan bu yasa, çocuğu bulunmayan sigortalının dul eşine yüzde 75 oranında aylık bağlanabilmesi için, çalışmaması ve kendi sigortasına dayalı olarak gelir veya aylık bağlanmamış olması şartlarını getiriyor. Kısaca yasa, dullara, “çalışma, evinde otur” diyerek onları iş hayatından uzaklaştırmaya teşvik ediyor. Tıpkı Davutoğlu'nun “şık” paketi gibi.

TÜRKİYE'DE SAYILARLA KADIN İSTİHDAMI

l Türkiye'de çalışan 12 milyon 679 bin 379 kişiden sadece 3 milyon 180 bin 982'si kadın
l Çalışma çağındaki 28 milyonu aşkın kadın nüfusunun 11.5 milyonu ev kadını
l 2.5 milyon kadın okuma-yazma bilmiyor
l Kadının iş gücüne katılımında Türkiye, OECD ülkeleri içinde son sırada
l Dünya Cinsiyet Ayrımcılığı Raporu'na göre Türkiye 136 ülke arasında 120'nci sırada; Türkiye'yi Gana, Tanzanya ve Katar takip ediyor...

NELER YAPILABİLİR?
AKP'nin doğurganlığı teşvik eden ve kadını eve kapatan politikalarına, kadın istihdamını annelikle ilişkilendirerek sunan paketlerine karşı, öncelikle kadının çalışma hayatındaki haklarını iyileştirmeye yönelik projeler üretilmeli. Oysa pakette bunlardan hiç söz edilmiyor. Kadınların doğum izinlerini her çocukta artıran cinsiyetçi bir yöntem yerine erkeklere de kadınlarla aynı uzunlukta ebeveyn izni verilerek, artık kaybolmaya yu¨z tutan kadın-erkek eşitliğine doğru bir adım atılabilir belki. Belediyelerde bir türlü açılmayan, özel sektördeyse sadece belli bir ekonomik gelire sahip ailelere hitap eden kreşlerle ilgili de net bir düzenleme vadetmiyor paket. Kadın örgütlerinin, örneğin kadın-erkek ayrımı olmaksızın 50 kişinin çalıştığı her işyerinde kreş açılması için yasal bir düzenleme getirilmesi konusunda seslerini duyurmaları hiç fena olmayabilir. Kadın istihdamının cinsiyet eşitsizliğini yok edecek şekilde düzenlenmesi, alternatif bir iktidarın kadını muhafazakar politikalardan kurtarması ve kadın hareketinin güçlenerek tüm bu sorunları sahiplenmesi en büyük temennimiz. Kadınlar, karşınızda sizden, en çok da bedeninizden ürkecek derecede “aciz” bir iktidar varken aklınızla, el birliğiyle ve somut çalışmalarla bu savaşı kazanmanız çok da zor olmasa gerek.

Etİketler
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.