Röportaj: Melda Narmanlı Çimen
Fotoğraf: Emre Güven
Stylist: Gaultier Desandre Navarre
“Eşref Rüya” ve Çiğdem Komiser nasıl gidiyor?
Yoğun gidiyor açıkçası; hem set hem hikaye olarak kolay bir iş değil. Ama ekip çok iyi, reji çok kuvvetli. O yüzden hala keyifle çalışıyoruz. Şu an herkesin karakteri biraz başka yerlere evrildi, bu da ayrı bir heyecan katıyor.
Hikayesi geldiğinde seni yakalayan, etkileyen ne oldu?
Çiğdem’in çok “temiz” bir karakter olmaması... İyi ya da kötü diye ayırabileceğin biri değil. Kendi içinde çok kırık, bastırılmış bir yerden geliyor ama dışarıda çok sert ve kontrolcü. Bu çatışma beni yakaladı.
Senaryoyu okuduğunda “Bu kadını anlıyorum” dediğin ilk an neydi?
Açıkçası başta öyle bir an olmadı; çünkü elimde çok fazla bilgi yoktu. O yüzden Çiğdem’e önce Eşref’e olan duygusu üzerinden tutundum. Onun aşkını ve bağlanma biçimini bir giriş kapısı gibi kullandım. Oradan ilerledikçe bunun sadece bir aşk değil, daha derinde ait olma ve kaybetme korkusuyla ilgili bir yerden geldiğini fark ettim. O noktada karakter benim için yavaş yavaş anlam kazanmaya başladı.
Fotoğraf: Emre Güven, Stylist: Gaultier Desandre Navarre
Yün ve ipek karışımlı straplez mini elbise, fiyatı istek üzerine, BALENCIAGAKülotlu çorap, FALKE Deri püskül detaylı topuklu ayakkabı, fiyatı istek üzerine, DRIES VAN NOTEN ‘Croco’ kolye, ‘Croco’ yüzük, fiyatları istek üzerine, ikisi de CARTIER
40. bölüme yaklaşıyorsunuz. Çiğdem ilk bölümden bu yana nasıl bir değişim yaşadı?
Başta daha kapalıydı, daha net, daha keskin, daha tek parça gibiydi. Zamanla o sertliğin altındaki kırılganlık açılmaya başladı. Ama bu onu daha iyi biri yapmadı; aksine daha kontrolsüz ve daha tehlikeli bir yere götürdü. Çünkü bastırdığı şeyler yüzeye çıkınca, onları nasıl yöneteceğini çok bilmiyor.
Çiğdem Komiser’de seni en çok zorlayan şey, otoriteyi taşımak mı yoksa o otoritenin altında saklanan duyguyu görünür kılmak mı?
Aslında zor olan şey otoriteyi taşımak değil. Otoritenin altında saklanan duyguyu fazla göstermeden hissettirmek. Yani içeride bir şey oluyor ama dışarıya çok azı yansıyor. O ince dengede kalmak sanırım.
Bu karakteri “oynamak” yerine “yaşasaydın” aynı şekilde mi davranırdın?
Ben Çiğdem gibi davranmazdım çünkü o benden çok farklı bir yerden geliyor. Onun kontrol ihtiyacı hayatta kalma biçimiyle ilgili; ben o kadar sert hayat deneyiminden gelen biri değilim. Ama yalnızlık hissini anlıyorum. O yüzden tamamen uzak da değilim ona. Zaten bir karakterle bağ kurduğun yer de tam olarak orası oluyor; aynı olmak değil, bir yerden tanımak.
Dizide takıntılı bir yanın var. Gerçek hayatta takıntılarla ilgili ne düşünüyorsun? Var mıdır takıntılı hâllerin ya da dönemlerin?
Bence takıntı, çoğu zaman insanın baş edemediği bir duygunun başka bir yere akması gibi. Yani aslında mesele takıntı değil, onun altında yatan şey. Bende de dönem dönem oluyor ama altındaki duyguyu fark ettiğim anda dönüşmeye başlıyor.
Fotoğraf: Emre Güven, Stylist: Gaultier Desandre Navarre
Lyocell tulum, Koton kemer, Metal delikli kemer, fiyatları istek üzerine, hepsi ISABEL MARANT‘Altesse’ kolye, ‘Altesse’ küpe, fiyatları istek üzerine, ikisi de CARTIER
Hayatının bugüne kadarki kısmından memnun musun? Bugünkü aklın olsaydı “öyle yapmazdım, şöyle yapardım” dediğin bir şey var mı?
Genel olarak memnunum. İllaki “başka türlü yapsaydım nasıl olurdu?” merakı oluyor insanda ama büyük resme baktığımda kaderimi sevmeye daha yatkınım.
30 yaş eşiğini geçmek sende, hayata bakışında bir fark yarattı mı?
Evet, çok. Daha az acele etmeye başladım. Her şeyin hemen olması gerekmiyor gibi geliyor artık. Ve ne istemediğini bilmek, ne istediğini bilmekten daha değerli hale geliyor. Yaşamın kendisi, daha çok şükran duyduğum bir şeye dönüştü.
ELLE olarak ilk günden beri takip ettiğimiz sana özgü, minimal ve cool bir giyim stilin var. Sen nasıl tarif edersin? Yarın evine gelip gardırobunu açsak en çok neler görürüz?
Stilim biraz kendiliğinden oluştu aslında. Rahat, zamansız ve biraz mesafeli diyebilirim. Kendini göstermek için çabalamayan ama kendine ait bir dili olan bir şey. Gardırobuma baktığında da çok fazla parça görmezsin ama olanların hepsi iyi kesim, sade ve uzun süre kullanabileceğim şeylerdir.
Fotoğraf: Emre Güven, Stylist: Gaultier Desandre Navarre
Dokulu deri ceket, fiyatı istek üzerine, Loewe.
‘Panthère Tennis’ kolye, ‘Indomptables de Cartier’ yüzük, fiyatları istek üzerine, ikisi de Cartier
2026 İlkbahar/Yaz koleksiyonlarından en beğendiklerin neler oldu?
Son dönemde kendini zorlamayan, doğal ama karakterli tasarımlar ilgimi çekiyor. Çok trend olan şeyler bana biraz uzak geliyor.
Mücevher senin için ne ifade ediyor? Çekimimizde taktığın Cartier Panthère sana nasıl hissettirdi?
Mücevher tarafında da benzer bir yaklaşımım var. Eğer bir hikayesi yoksa ya da bende bir şey uyandırmıyorsa çok anlamlı gelmiyor. Ama bir şeyi hatırlatıyorsa ya da bir duyguyla bağ kuruyorsam o zaman değerli oluyor. Cartier Panthère mesela bana tam olarak bunu hissettirdi. Çok güçlü bir sembol ama bağırmıyor. Sessiz bir gücü var.
Fotoğraf: Emre Güven, Stylist: Gaultier Desandre Navarre
Kaplumbağa derisi dokulu deri ceket, kaplumbağa derisi dokulu deri etek, fiyatları istek üzerine, ikisi de Yves Salomon.
‘Circle’ yüzük, ‘Croco’ yüzük, fiyatları istek üzerine, ikisi de Cartier.
Göz önünde olan bir meslek yapıyorsun. Başkalarının ne düşündüğünü ne kadar önemsiyorsun? İnsanlarla ilişkilerinde kolay güvenir misin; sınırların var mı?
Eskiden daha çok önemsiyordum ama artık daha az yer kaplıyor. Çünkü bir noktadan sonra herkesin kendi hikayesinden baktığını anlıyorsun. İlişkilerde de kolay güvenen biri değilim. Sınırlarım var ama güvendiğimde tamamen açılırım. O yüzden benim için güven, yavaş kurulan ama derin bir şey.
Bugün kendini en savunmasız, en kırılgan hissettiğin yer neresi?
Bugün kendimi en kırılgan hissettiğim yer, doğmuş Büşra ile ölmüş Büşra arasında kalan bu zamanı yaşamak sanırım. Çünkü aslında hepimiz arada bir yerdeyiz; ne tamamen başladığımız yeriz ne de olacağımız kişi. O geçiş hali, o belirsizlik... En savunmasız olduğum yer orası.
Sence insan kim olduğunu bulur mu, yoksa sürekli yeniden mi yaratır?
Bence insan kendini bulmuyor, sürekli değişiyor. Ve bu aslında kötü bir şey değil.
Eski bir röportajında Antalya’ya taşınmanızdan bahsediyorsun... O dönem sana ne kattı?
Antalya’ya taşındığımız dönem benim için zorlayıcıydı ama bana yalnız kalabilmeyi ve gözlem yapmayı öğretti. Bu da mesleğimde çok işime yarayan bir şey oldu. İstanbul’a geldiğimde ise bambaşka bir gerçeklikle karşılaştım. Çok heyecanlıydım ama aynı zamanda sertti. Seni hızlı büyüten bir şehir. Kolay değildi ama dönüştürücüydü.
Fotoğraf: Emre Güven, Stylist: Gaultier Desandre Navarre
Intrecciato yaka detaylı deri gömlek, deri örgü kemer (saçta kullanıldı), fiyatları istek üzerine, ikisi de Bottega Veneta. ‘Cristalline’ küpe, fiyatı istek üzerine, Cartier.
İnsanlar seni zarafetle tanımlıyor ama sen içindeki “sokak çocuğundan” bahsediyorsun...
İkisi de benim aslında. Biri hayatta kalmayı biliyor, diğeri kendini nasıl ifade edeceğini. Ve bence o iki taraf birbirini dengeliyor.
Güçlü olmak ya da güçlü görünmek... Kadınlar gerçekten güçlü olmak zorunda mı?
Zaten güçlüyüz. Ama mesele bu değil. Asıl mesele şu: Kadınlardan beklenen şey, sürekli ayakta kalan, her şeyi taşıyan, hiç dağılmayan biri olmaları. Ve bu “güç” değil aslında. Bu bir yük taşıma hali. Bu yükü taşımaktan yorgun düştük bence.
İlk işinle bugünkü halini karşılaştırdığında neler farklı geliyor?
İlk zamanlardaki o hiçbir şey bilmeme hali kafa karıştırıcıydı ama bir yandan da ucu açık bir özgürlüktü. Şimdi daha bilinçliyim, yaratıcılığımla ilişkim daha derin. Bir çerçevenin içindeki özgürlüğü yakalamaya çalışıyorum artık.
Senin açından başarı ve yaşam tatmini arasında nasıl bir ilişki var?
Başarı tek başına yeterli değil. Eğer içini doldurmuyorsa bir süre sonra anlamını kaybediyor. Dışarıdan tanımlanan bir şey olduğu sürece bir yere kadar... Ama insanın kendi içinde bir karşılığı yoksa hızla boşalıyor. Benim için daha çok ne ürettiğim ve onunla nasıl bir bağ kurduğum önemli. Yaşam tatmini de biraz buradan geliyor zaten; yaptığın şeyle kurduğun ilişkinin sahici olmasıyla.
Limitsiz paran olsa neler yapardın?
Kendime tamamen özgür bir alan yaratırdım. Daha sade, daha kendi ritmimde akan bir hayat kurardım. Üretmeye devam ederdim ama bu sefer hiçbir şeye yetişmeye çalışmadan, sadece gerçekten yapmak istediğim şeylere doğru hareket ederek. Doğayla bağlantıda kalarak.
Fotoğraf: Emre Güven, Stylist: Gaultier Desandre Navarre
Yün ve ipek karışımlı straplez mini elbise, fiyatı istek üzerine, BALENCIAGAKülotlu çorap, FALKE Deri püskül detaylı topuklu ayakkabı, fiyatı istek üzerine, DRIES VAN NOTEN ‘Croco’ kolye, ‘Croco’ yüzük, fiyatları istek üzerine, ikisi de CARTIER
Başka bir zamana ve yere ışınlanmak hakkın olsa?
Daha sade bir zamana gitmek isterdim. Gürültünün daha az olduğu, hayatın biraz daha yavaş aktığı bir yere. İnsanların birbirine ve yaşadığı ana daha yakın olduğu bir zaman.
Yakın olduğun insanlarda hangi değerlerin var olmasına önem verirsin?
Samimiyet, derinlik ve güven. Yüzeyde kalan ilişkiler beni çok tutmuyor. Gerçekten kendin olabildiğin ve karşı tarafın da öyle olduğu bir alan benim için çok daha değerli.
Aşk hakkında neler söyleyebilirsin? Kalbinle mi hareket edersin, aklınla mı?
Aşkı, insanın kendini aşabildiği nadir alanlardan biri olarak görüyorum. Çünkü orada sadece bir başkasıyla değil, kendi sınırlarınla da karşılaşıyorsun. İki insanın yan yana gelmesinden çok, iki ayrı dünyanın birbirine değebilmesi gibi... Ve o temas anında insan hem kendine daha çok yaklaşıyor hem de kendinden taşabiliyor. O yüzden benim için aşk sadece bir duygu değil, bir birlik hali.
Bir ilişkiyi vazgeçilmez kılan ne olur?
Bir ilişkiyi vazgeçilmez kılan şey bence o bağın genişletici olması... Seni küçültmeyen, aksine kendine daha çok yaklaştıran bir şey olması.
Mutluluk tanımın nedir?
Mutluluk bana kalırsa kalıcı bir hal değil. Daha çok, varoluşun içinden geçen kısa ama çok yoğun anlar gibi. Bazen hiçbir şey yokken gelen, bazen de tam ortasındayken fark etmediğin... Ama sonradan dönüp baktığında “orada bir şey vardı” dediğin anlar. Sadece bir kimya meselesi gibi de gelmiyor bana. Daha çok, insanın kendisiyle ve hayatla kurduğu ilişkinin içinde beliren bir hâl. O yüzden tutmaya çalıştıkça uzaklaşıyor ama fark ettiğinde çok sade ve çok gerçek bir şeye dönüşüyor.
Fotoğraf: Emre Güven, Stylist: Gaultier Desandre Navarre
Büzgülü korse, Louis Vuitton.
‘Panthère Tennis’ küpe, ‘Panthère Tennis’ kolye, fiyatları istek üzerine, ikisi de Cartier.
Dünyanın gidişatı için en çok ihtiyaç duyduğun şey ne?
Farkındalık. Her şey çok hızlı ama neredeyse hiçbir şey gerçekten görülmüyor. İnsanlar bir şeylerin içinden geçiyor ama tam olarak orada değiller gibi.
Kendine daha sık hatırlatmak istediğin bir şey var mı?
Her şeyi anlamlandırmak zorunda değilsin. Bazı şeyler sadece yaşanıyor ve geçiyor.
Kendine şu anki halinle en çok ne için teşekkür edersin?
Hayatın o akışına rağmen, parçalar bazen dağılmış gibi hissettirse bile, yine de bir bütünün içinde kalabildiğim için... Her şeyin kendi içinde bir anlam kurduğunu görebildiğim için...
*ELLE Türkiye Nisan sayısından alınmıştır.