“NEREDEYSE” VEJETARYEN

Vejetaryen beslenmeyi tercih eden gazeteci Nell Frizzell, “Tatsız tuzsuz tofu yemeğine ilişkin klişeleri unutun. Artık birçok insan vejetaryen(miş) gibi yaşıyor” diyor.

Etrafınızdakiler sosislere yumulurken siz bir kase dolusu ıslak, toprak renginde ve kıvamındaki soğuk soya fasulyeyle yetinmeyi tecrübe etmediyseniz, 90’lı yıllarda vejetaryen olmanın zorluklarını anlamanız pek mümkün değil.

Et kokusu sinmiş bir ızgarada pişirilmiş (neredeyse çiğ) patlıcanı yemeye çalışmadıysanız veya garsonun “Yemeğinizden eti ayıklayabilirsiniz” lafına maruz kalmadıysanız, günümüzde vejetaryen olma konusunda ne kadar yol katettiğimizi anlamanız pek mümkün değil.

Cara Delevingne’in Instagram hesabında pro-vegan (veganlığı etik bakımdan gerekli bulup o yaşama geçmeyi tamamıyla başaramamak) propagandasına ilişkin fotoğraflar paylaşması ve eski parti kızlarının bugün pazar alışverişleriyle Facebook’ta haber akışınızı meşgul etmesi sebzeleri adeta yüceltti, yeni bir sosyal statü sahibi yaptı.

VEJETARYEN BESLENME DEĞİŞİYOR

Ben (Nell Frizzell) esmer pirincin rutinin bir parçası olduğu, patlıcanın saygı gördüğü ve et yerine bolca sebzenin tüketildiği bir ailede büyüdüm. Annem de babam da vejetaryendi, yani vejetaryen yemekler pişirerek etin nadiren ve ölçülü tüketilmesi geretiğini bilerek yetiştim. Çok küçük yaşta humus, avokado, lahana, kinoa, kabak çekirdeği ve pancar gibi yiyecekleri zevkle tüketiyordum. Günümüzde vejetaryenmiş gibi beslenmek oldukça popüler. Geçen yıl, Avustralyalı Roy Morgan Research araştırma şirketi, beslenme biçimi tümüyle veya neredeyse vejetaryen olan Avustralyalı yetişkin sayısının 2012’den 2016’ya kadar 400 bin arttığını bildirdi. Vejetaryen beslenmedeki bu değişimin birçok nedeni var. Mesela Kate Moss, Gwyneth Paltrow gibi ünlü isimlerin “etsiz pazartesi” akımını desteklemesi ve kinoa, lahana ve chia çekirdeği gibi sağlıklı besin içerikleriyle #eatclean etiketli sosyal medya paylaşımları, bir tabak dolusu sosisi itici kılabiliyor. Gastronomik lezzetlerin sanatsal bir işçilikle, kusursuz bir atmosferde sunulması, yani “fine dining” düzenine sebzeleri de dahil etmesi veya şef Savage’in ünlü restoranı Yellow’da yalnızca vejetaryen hizmet verileceğini duyurması gibi örneklerin çoğalması da beslenmeyle ilgili değişimde büyük rol sahibi.

“Kinoa, lahana ve chia çekirdeği gibi sağlıklı besin içerikleriyle #eatclean etiketli sosyal medya paylaşımları, bir tabak dolusu sosisi itici kılabiliyor”

ET YEMEK YA DA YEMEMEK

İnternet çağında yaşamak, et tüketmenin küresel sonuçları hakkında artık daha fazla bilgi sahibi olduğumuz anlamına da geliyor. İklim değişikliği, mali güvensizlik ve aşırı kalabalıklaşma gibi sorunlar varken ve dünyanın yarısı açlıkla savaşırken diğer yarısının bu kadar rahat et tüketmesi kulağa pek mantıklı gelmiyor. Yapılan bir araştırmada dünyanın tarıma elverişli arazilerinin neredeyse üçte birinde bizler için besin yetiştirilmesinden ziyade hayvanlar için yem yetiştirildiğini ve bir kilo kuzu eti üretiminin karbon salınımının 145 km hızla giden bir aracınkiyle aynı olduğu saptanıyor. 90’lı yılların çoğunu vejetaryen yemekleri sevdirmek, vejetaryen hamburgerlerin diğerlerinden farklı olmadığı üzerine yemin ederek harcayan, zamanında vejetaryen oldukları için çokça eleştiriye maruz kalan zavallı anne ve babam şimdilerde bu alanda katedilen yoldan tahminimce epey memnun. Neyse ki artık beslenme kimliklerimiz sadece “et yiyen” ya da “et tüketmeyen” üzerine kurulu değil. Bizler, vejetaryenliği; 5:2’lik yaşam biçimiyle (haftada 5 gün normal beslenip 2 gün et diyeti yapmak) ve VB6 diyetiyle (Vegan before 6, yani saat 6’dan önce vegan beslenmek) birleştiren veya eti ara sıra ödül olarak tüketen “et minimalistleri”yiz. Basitçe söylersek, bizler bir nevi “neredeyse” vejetaryeniz. Haftada ortalama üç gün vejetaryen beslenen ünlü İngiliz şef Jamie Oliver, “Vejetaryen, pesketaryen (hayvan eti olarak sadece balık eti tüketen) veya ne olduklarına bakmaksızın insanların daha fazla sebze yemek istediğini ve daha sağlıklı olmak istediklerini gözlemliyorum” diyor.

KATI KURALLARI BİR KENARA BIRAKIN

Jamie Oliver, “Yanlış anlamayın, ben eti seviyorum ve hala da tüketiyorum ancak sürdürülebilir bir gelecek için nicelikten ziyade nitelik önemli. Haftada birkaç gün kaçamak yapmak için vejetaryenliği bahane ederek daha sağlıklı et seçimleri yapılabilir ve sürdürülebilir balıkçılıkla yetiştirilen balıklardan satın alabilirsiniz” diyor. Yarı vejetaryen olmak arada kalmışlıktan ziyade insanları motive eden bir akım haline geldi (Instagram’daki tüm o havalı, iddalı ve bol beğeni alan fotoğraflar da bunu doğruluyor). “Klimataryen”lerin”(beslenme biçimleri iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik olanlar) ve “reducetarian”ların (beslenme düzenlerinde et tüketimini kısıtlayanlar) olduğu dünyada daha sağlıklı, daha etik ve daha sürdürülebilir hayattan tamamen vazgeçmeden et yemek tabii ki mümkün.

BİLGİLERİNİZİ GÜNCELLEYİN!

Tüm bunlar olurken meyve ve sebzelere dair bazı bilgileri de göz ardı edemeyiz. 2015 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün raporunda kırmızı etin geçerli not almaması, yani olumsuz ve insanları düşündüren yorumlar alması et ve sağlıklı yaşam arasındaki ilişkiye dair var olan tartışmaları körükledi. “JAMA Internal Medicine” dergisinde yayımlanan bir araştırma, yumurta yerine bitki proteini alındığında “ölüm riskinin” yüzde 19 ve işlenmemiş kırmızı et tüketimine son verildiğinde bu riskin yüzde 12 oranında azaldığını iddia ediyor. Bu arada, şunu da söylemeliyim ki herhangi bir arkadaşım benim için evinde tavuk yemeği pişirse veya bir aile büyüğüm bana bir tabak sosis servis etse buna nasıl hayır derim? Ancak bırakın de ne yiyeceğime eninde sonunda yine de ben karar vereyim... Güneşte ve toprakta olgunlaşan her sebzenin o renkli dünyasında yolculuk edeyim. Özetle, sunum ne kadar güzel olursa olsun et yemek istemiyorum. Ve doğrusu, et yemeyi hiç özlemiyorum. Benim tabağım zaten çok lezziz ve zengin...

YAZAN: Nell Frizzell

ELLE, Ekim 2017 sayısından alınmıştır..

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.