GUCCI İLKBAHAR YAZ 2020 KOLEKSİYONU

Modanın yaşam üzerinde değişen etkisi...

Geçmişte, olayların kontrolü hükümdarın elindeydi, tepeden aşağıya gücünü tek yönlü bir şekilde kullanıyordu.

Bu güç oldukça despot ve yoğundu ama çok da ayırt ediciydi.

Günümüz ise, toplumun içinde çalışan ‘gücün mikrofiziki’ ile şekilleniyor. Yönetimselliğin bir parçası olan ve farklı kuruluşlarda çeşitli mekanizmalar ile çalışan bu güç, bireylerin içselleştirdiği davranış kurallarını uygular. Bu güç çeşitli engellerde ve yasaklarda da işler, özgür döngülerin önünü keserek kontrol eden, denetleyen ve sınırlanan disiplinli toplumlar yaratır. Bu konu üzerinde Foucault, ‘biyopolitika’ hakkında konuşuyor, bu da yaşamın bedenler üzerindeki gücü. Sadece bazı varoluşları meşrulaştıran ve diğerlerini kapsama veya görünmezlik rejiminde sınırlayan bir güç. Yolları ve yöntemleri şekillendiren, normallik eşiklerini belirleyen, gözerim altında tutan ve cezalandıran, kimlikleri sınıflandıran ve engelleyerek önyargıya göre zincirleyen bir güç. Fakat eğer bu güç yaşamın üzerinde kullanılıyorsa, yaşamda ona karşı koyabilecekleri ve acil olarak sosyal normativite baskısını kaldırabilecek yeni özneleştirme biçimlerini aramaya motive olmak gerekiyor. Moda bunu yapabilir mi? Buna karşı bir araç olabilir mi? Deneysel özgürlüğü sunarak, ilerleme ve karşı çıkma, kurtuluş ve kararlılık yaratabilir mi? Ya da moda kendini neo-liberal yönetimlerin yeni bir normativite uygulayarak özgürlüğü bir ürüne ve kurtuluşu tutulmamış bir söze çevirerek riske mi atar?Geçilecek çizgi çok ince ve tehlikeli. Tüm güç oyunlarında bulunan dönüşüm gücünden destek alıyor. Moda, varoluşumuza nüfuz eden güçlerin mikrofiziğinin bir parçası.Normatif biyopolitik standardizasyon için bir panzehir oluşturmak, bunun için karşı emir vermek anlamına gelmez. Bu diğer kuralları etkileyen kurallardan kurtulmak anlamına gelmez. Moda, bunun yerine başka bir işleve sahiptir: insanların olasılıklar arasında dolaşmasına, ipuçlarını vermesine ve açıklığı uyandırmasına, güzellik vaadi geliştirmesine, tanıklıklar ve kehanetler sunmasına, çeşitlilik biçimini kutsallaştırmasına, vazgeçilmez öz belirleme becerilerini beslemesine izin vermek. Bu, modanın yapısal olarak dirençli olmasının tek yoludur: her birinin, dışardan empoze edilen normatifliğin ötesinde, dünyadaki her yerini yaratıcı bir şekilde inşa etmelerine izin vermesi. Kendini doğurulamanın şiirsel bir yeri olan moda, insanların arzuları ile parlayabildiği bir alandır. 

.